Bence genel seçimler şöyle de olabilir: O gün kimi istiyorsak iktidar o.
Misal, bugün sol tarafımdan kalktım; CHP iktidar… Yarın sağdan kalktım MHP.
Cumalar mübarek, oyum Ak Parti’ye. Perşembe’nin faziletleri çoktur, gel Saadet’e.
*
Şaka değil; bazı cumartesi günleri Bağdat Caddesi’ne gittiğimizde sokak bandolarına rastlarız ve ben her seferinde böylesine güzel, eğlenceli ve coşkulu bir halk eğlencesine neden markaların sponsor olmayı akıl edemediklerini sorgularım. Geçen hafta ilk kez bir sponsorları vardı:
MHP İstanbul İl Teşkilatı.
Helal olsun. Bu partiye oy versin veya vermesin, o gün caddede olan herkesi eğlendirdiler. Aslında pazarlamanın önemli bir unsuru olan “müşteri deneyimini” -yani bir şekilde insanların gülerek ve eğlenerek bu marka etrafında zaman geçirmesini- sağlayarak çoğu anlı şanlı şirketin yapmayı akıl edemediği basit bir fikri hayata geçirmişlerdi. O gün seçim olsa oyumu şak diye MHP’ye verirdim.
*
Pazar günleri bizim toplumda ailece mavra günüdür. Geç kalkılır, geç kahvaltı yapılır, dışarı geç çıkılır. Aile ziyaretleri, dede-anneanne ziyaretleri yapılır, gezecek kapı yoksa devrilip aylaklığa yatılır. Bolca gazete okunur. Mavra derken, uzun yıllar ortalama haftalık 300 bin satan Gırgır dergisi pazar günleri bayide olurdu… Pazara denk gelirse oyumu rahatlıkla HDP’ye verebilirim.
*
Bence en güzel seçim, işimize kim geliyorsa onu seçebilmek. Öyle dört yılda bir değil, her hafta mesela. Her hafta, bilemedin her ay bir seçim yapalım. Kimi istiyorsak o iktidar olsun.
CHP’nin asgari ücreti bin beşyüz TL yapacağını açıkladığı toplantı heyecan verici değil miydi?
İnsan kendi cebine girecek gibi seviniyor. Herkes bir gün asgari ücretle geçinmek zorunda kalabilir. Olduk olası, memleketin değişik uzuvları farklı yönlere doğru oynadığı için, hangimize ne zaman asgari ücret lazım olacağı belli olmaz. Bu ülkede “ne oldum” değil, “başıma neler gelebilir” diyeceksin… Asgari ücreti bin beşyüz liraya çıkardığı gün oyumu CHP’ye verebilirim.
*
Bir asgari ücret tartışması başlayınca, bundan fırsat bulan Haydar Baş da teklifi beş bin liraya çıkarmasın mı? Basacaksın oyu Baş’a… Ne kazansak kâr değil mi?
Milletvekilleri seçilince öyle yapmıyor mu?
Anayasa değişikliği geliyor anlaşamıyorlar, sosyal güvenlik yasası, özelleştirme programı, işçinin hakları tartışması, maden işçileriydi, inşaat işçileriydi, fakirin fukaranın haklarıydı, bunlarda hiç anlaşamıyorlar. Derken, hiç anlaşamamaktan sıkılan bir vekil, milletvekillerine kıyak olacak (maaşa zam, sınırsız ilaç hakkı, bedava çorba, bedava gözlük, bedava cep telefonu veya dördüncü kuşak torununa emeklilik hakkı gibi) bir teklif getirince tüm partiler oybirliği ile kabul ederek kıyağı iki dakikada yasalaştırıyor.
Vekilin hakkı varsa, müvekkilin nasıl olmaz?
Madem iki emekli ikramiyesiyle batıyor bu ülke, zengin kalkışı yapalım. Elde avuçta ne varsa hep birlikte yiyelim, bitirelim. Ülkeyi bir kez olsun, kendimiz soyalım, kaymağı bir kez olsun biz yiyelim, hortumu bir kez olsun biz döşeyelim. Sonra çok çalışır aradaki farkı kapatırız.

Almanya yaptı bunu mesela:
“Dünyanın en kral devleti de, milleti de biziz olm, siz hepiniz, biz tek tamam mı?” diye bir giriştiler, Polonya’dan Yunanistan’a duble yol, Fas’tan Mısır’a gidişli-gelişli tünel, Fransa’dan Rusya’ya hızlı tren, Japonya’ya da üçüncü havalimanı yapmaya kalktılar. Tabi bir takım dış mihraklar, karanlık odaklar, faiz lobisi, vaiz lobisi, İsrail ve okyanus ötesi cemaatler yer yer savaşarak, yer yer de telekinezi icra etmek suretiyle engel olup Nazileri tarihe gömdü ve buna rağmen her şeyi yakılmış, yıkılmış, ortadan cart diye ikiye bölünmüş Almanya kalktı, sıfırdan dünya devi olmayı başardı.
*
Evimin önünde CHP bayrakları var, görünce bu partiye aklım gidiyor. Misal, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi yine bizim evin karşısına asılan dev Erdoğan posterini görünce de oyumu kime vereceğim kesin gibi bir şey olmuştu.
Hangi partiye oy vereceğinize karar verdiyseniz şu aralar Üsküdar meydanından geçmeyin derim. Kesinlikle tüm siyasi bakışınız değişebilir. Meydan tam bir açıkhava siyaset fuarı… İki adımda bir başka bir partinin standı, gönüllüleri ve çocukluğumuzun kamyonetle sokak sokak gezen patates ve soğan satıcılarını andıran bir ses teçhizatıyla icra ettikleri muazzam mesaj dolu seçim şarkıları.
Sesler birbirine girdiği için, diyelim ki MHP müziğini dinlerken gözünüz HDP standına takılırsa gidip HDP’ye oy verebilirsiniz. CHP standına bakarken elinize bir Saadet broşürü tutturuverirler, hop oy gitti Saadet’e… Ben standlara bakarken, yoldan başka bir partinin aracı geçiyordu ve içinde “Allah Allah” gibi sözleri olan bir şarkı duydum gibi geldi. Emin olamadım ve tam göremedim ama Allah Allah diye oy isteyen kimse ona oy verebilirim. Bu partiden ricam; bir sabah erkenden, henüz trafik yoğunluğu başlamadan bizim evin önünden geçerlerse, şarkının da özellikle o kısmını çalarlarsa çok sevinirim. Böylece net bir karar verme şansım olabilir. Ha belki de şarkıda geçen sözler Allah değil de, başka bir şeydir. Bana öyle gelmiştir. Bilmiyorum…
Üsküdar meydanı, genel seçimin Survivor adası konumunda. Oradan sağ çıkan, gider sandıkta da korkmadan oyunu verir, gelir.
*
Nasıl ki her günümüz birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan günse, bu seçim de diğer her seçim gibi tarihin en önemli ve kritik seçimi. Tabi…
Ayşe’ye yaramasın diye Fatma’ya, Osman’ı başa getirmesin diye Orhan’a oy vermek gibi, zekâsı benim fersah fersah ilerimde olan seçmenlerin taktiklerini hiç anlamıyorum. Kurban bayramında masraf etmeyelim diye bayramdan bir hafta önce Hıristiyanlığa geçebiliyor muyuz, misal?
Tek şikayetim, eski seçimlerde olduğu kadar naylon bayraklardan asılmıyor çevreye. Benim karar vermemde çok yararı oluyordu bayrakların. Renklerine bakarak karar vermeye çalışıyordum. Şimdi ne olduysa (muhtemelen herkes seçimin sonucunu gördüğü için masraftan kaçıp) bayrak asmıyor.
Olsaydı iyiydi. Şimdiye karar vermiştim. Neyse ki 7 Haziran’a kadar vaktim var.
Olmadı, seçim sabahı çok erken kalkar öyle çalışırım. Daha iyi aklımda kalır.