THE SPOTLIGHT

Tükenen Düşünce Dünyamızın Yansıması: Bosch Krizi

Bosch’un “Anneler Günü” temalı reklam filminden herkes kendine ne çıkarabiliyorsa çıkardı. 

Tabi gönül isterdi ki, delikanlıların bir gorile dönüştüğü Eti Canga reklam filmi için de kıyamet kopsun. O filmde gençlerimiz bir gofret yiyerek gorile dönüşüyordu. Gofret yiyerek gorile dönüşen gençler fikrini Marvel’a veya Disney’e verseniz tüm dünyanın izleyeceği harika bir franchise ortaya çıkarır, birkaç milyar dolar daha kazanırdı. Türkiye asla bu yenilikçiliği başaramıyor.

Bosch kurumsal iletişimi ve reklam ajansı, filmin ana fikrinde, can taşıyan tüm varlıklara sahip çıkmayı annelik olarak görüyoruz diyor. Aslında, annelik kavramını genişletiyor. Bu gibi açılımları Coca-Cola’nın, Eti’nin, Ülker’in “mutluluk” kavramına sahip çıktıkları reklam filmlerinde de görüyoruz. Bu kampanyada Bosch’un annelik kavramını genişletmesi değil, bunu denerken aslında bunu başaramamış olması bir krizi beraberinde getirdi. Size bunu izah etmeye çalışacağım:

Bosch da, her marka gibi kapitalist bir yapı. Reklam yapmasının tek nedeni daha fazla ürün satmak. Bosch da bir kavramı sahiplenebilir veya lafı dolandırmadan küt diye “anneler gününde süpürgeyi bizden alın, artan küresel dengesizlikler ve maliyetler karşısında şirket olarak daha güçlü duralım” diyebilir. Böyle yapsa harika olurdu; çünkü markaların gerçeği, hakikati aslında bu.

Reklâmcılık, metin yazarlığı, art direktörlük gibi işler bu nedenle değerli; konuyu küt diye değil de, daha zarif, daha esprili, daha esnek anlatabilmek için. O halde şu basit soruyu sormak istiyorum: 

Bosch, evcil hayvan dostlarına süpürge satmak için Anneler Günü dışında yılın herhangi bir zamanını seçip onları (zaten niş olan) bir hedef kitle haline getiremez miydi? Kesinlikle evet.

Metin yazarı daha rahat eder miydi, evet. Art direktör daha yaratıcı bir iş çıkarabilir miydi, evet. Bosch bu tip bir kriz yaşar mıydı, hayır. O halde, bu reklam markanın stratejik bir ihtiyacına hizmet etti mi, bence hayır. Annelik kavramını genişleterek bu kavrama sahip çıkmasına hizmet etti mi, bence hayır. Zaten filmin kendisi kavramı genişletmek istiyor ancak kapsayıcı olmayı başaramıyor. Bu filmde, annelik kavramına farklı açılardan bakmamız değil, farklı tek bir yerden bakmamız istenmiş. Bence en büyük sorun da burada.

Sorun reklamda değil, konumlandırmada

Sanatın, edebiyatın ve ikisinin kesişim alanı olan sinemanın, reklamın, mizahın işi hakikati bükmek, ona “gerçeğinden farklı” bir yorum veya öneri getirmektir. Süpermen filmini izleyip “filmde insanlar uçamadıkları için aşağılanıyor” şeklinde yorum yapacak biriyle bu dünyada hiçbir şey tartışılmaz.

Bosch filmi annelik kavramını aşağılamıyor. Ancak annelik gibi çok zorlu, çok kutsal, cenneti ayaklarının altında kabul ettiğimiz çok yüce bir makamı kapitalist bir heves uğruna salt tek bir yöne doğru genişletiyor, kendi amacı için kullanıyor, kavramın bütününe sahip çıkamıyor (ıskalıyor) ve özgürlükçülerle muhafazakârların karşı karşıya gelmeye can attığı onlarca olaydan birinin kaldıracı olmaktan öteye geçemiyor. 

Konuya “hayvan dostlarının onları sahiplenmesi” duygusundan bakmak yanıltmış olabilir bu işe imza atanları. Aksi halde eminim ki söz konusu ekip, annelerin anne olana dek baştan sona yaşadıkları duyguları ve en önemlisi “onu bedeninde büyütüp taşımış olmak” gibi bir kavramı sağa sola çekip genişletmeden önce binlerce kez düşünür ve mutlaka bu fikirden vazgeçerdi. Üstelik günümüzde anneler yüzlerce farklı sorunla uğraşırken.

İş yaparken önce “neden” sorusunu sorun, sonra “nasıl”

Hedefsiz ve stratejisiz bir iş asla yapılmamalı. Kim olursanız olun, “Anneler Günü yaklaşıyor, reklam çıkalım” veya “niş bir alanı kitlesel bir kutlamada sahiplenelim” gibi düşüncelerle yola çıkılmaz.

Garanti Bonus Card, Bosch’tan yapılan alışverişlere bin liralık bonus veriyormuş. “Annenize yardım edecek en iyi süpürgeyi Bosch’tan alın, bin lira bonus kazanın” diye, yüzde yüz kapitalist bir önermeyle çıkılsa sorun yaşanır mıydı? Buradan çıkarılacak en iyi ders şu: Markalar farklı bir fikre onay verirken “biz bu yola neden giriyoruz” sorusunun yanıtını teknik olarak çok iyi bilmeli.

Bir reklam filminden böyle bir kriz çıkaranlara ne demeli derseniz, bu farklı bir yazının konusu. Ki onu da Newton’ın 3. Yasası, Karl Marx ve güncel psikoloji teorileriyle anlatabilirim. Post-war (1950) sonrası yükselen özgürlük hareketleri sosyal medyanın da etkisiyle insanı özgürleştirdikçe, görece muhafazakârlık da yükselecek. Ancak bunlar tarihsel anlamda sinüs-kosinüs gibi hareket eder: İkisi de tamamen yok olamaz, ancak birinin hareketi diğerini de var eder. Baskı artınca özgürlük, özgürlük artınca korunma talebi artar.

Ulusal düşünce dünyamızın neredeyse tamamen kuraklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Hiçbir kesimde yeni bir fikir, farklı bir görüş, yeni bir hayal yok. Büyük bir tekrarın içindeyiz. Böyle bir dönemde süpürge satmak için niş bir yorumla ortaya çıkmanıza gerek yok. Süpürgeyi bin farklı önermeyle yine satabilirsiniz. Farklı bir fikriniz varsa, siyasi bir parti kursanız daha iyi olur.

A. Kerem Türkman | 11.05.2026

KEREM’DEN

MESLEKİ MAKALELER

İTİBARIN YENİ SINAVI: DENGE

İki kutuplu, tek kutuplu, kutupsuz dünya düzenlerine ve kendini on yılda bir yeniden düzenleyen sosyo-ekonomik sistemlere alışmaya çalışırken, dünya çok katmanlı, asimetrik ve denge sarsıcı krizlerle dolu bir yer haline [...]

NO WALLS. NO BORDER. NO ORDER.

Göçmen krizleri, sahile vuran bedenler, küresel ekonomik krizler, Afganistan, Covid pandemisi, Avrupa'da insanların üzerine sürülen araçlar, okullarda rastgele ateşlenen silahlar, iklim krizi, Ukrayna-Rusya, İsrail-İran savaşları, Gazze zulmü ve daha niceleri. [...]

BARBIE BUNALIMDA

Barbie çılgınlığına ya çoktan dahil oldunuz ya da her dakika basından ve sosyal medyadan bu çılgınlığı şaşkınlıkla izliyorsunuz. Belli bir yaşın üzerindeyseniz bu çılgınlığa bir anlam veremiyor olabilirsiniz. İşin ilginç [...]

İLETİŞİMİN DÜŞMANI: YANKI ODALARI

Son zamanlarda "yankı odası" etkisini, siyasette, toplumda ve sosyal medyada çok belirgin biçimlerde görüyoruz. Yankı odası meselesi, bir pandemi gibi her topluluğa yayılıyor. Whatsapp grupları, sosyal medya ile hayatımıza giren [...]

TRAVMA DÖNEMLERİNDE İLETİŞİM

Kahramanmaraş’ta 6 Şubat 2023 günü meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem ülkemizde 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi bir şok etkisi yarattı. Bu tip büyük olayların toplum sağlığında [...]

KIYAMETTEN ÖNCE SON ÇIKIŞ: PANDEMİ

Az sonra okuyacağınız yazının sonunda bir okuyucu anketi yapsak ve “sizce yazar karamsar bir bakış açısı mı kullanmış” diye sorsak en az yüzde 90 “evet” cevabı alırdık. Aynı insanlara, “yazar [...]

COVID 2020 MEZUNLARI

Koronavirüs nedeniyle bugüne dek hayatını kaybeden tüm insanlara rahmet diliyorum. Dünya hiç şüphesiz çok büyük bir sınavdan geçiyor. Deyim yerindeyse, tam bir bitirme sınavı. Ya insanlıktan mezun olacağız ya da [...]

İNTERNET DEVRİMİ (5)

Etkileşim yeni bir icat mı? Sosyal medya kuşağı anlamakta zorlanabilir. Ancak sosyal medya hayatımıza girmeden önce üretilmiş bir içerikle ilgili görenlerin ne düşündüğünü görmek, duymak, anlamak mümkün değildi. Son dönemde [...]

İNTERNET DEVRİMİ (4)

Gelenekselden daha şeffaf bir medya Sosyal medyanın ‘sosyal’ yönünü bir kenara koyup, bir medya çeşidi olması niteliğiyle ele alacak olursak, en başta sosyal medyanın da tıpkı geleneksel medya gibi bir [...]

İNTERNET DEVRİMİ (3)

Dikkat çekmek istediğim diğer konu ise sosyal medyadının sosyal faydaları hakkında: Sosyal medya, sosyal hayatın bir parçasıdır. Sosyal hayatı, sosyal medyanın bir alt unsuru gibi algılama hatasına düşmemekte fayda var. [...]

İNTERNET DEVRİMİ (2)

Sosyal medya, bir eğlence aracı olmasının yanı sıra kesinlikle bir egemenlik alanı değil, olsa olsa (gerçek hesap olsun-olmasın) bir kişisel itibar alanıdır. Henüz milyonlarca insanın, bir ülkedeki tüm yasalara uymasını [...]

ETKİNLİKLER & HABERLER

PAYLAŞ