The Spotlight

KİMİN BU BAYRAMLAR?

- Toksik modernite, bireyi kaygılarla, korkularla ayrıştırarak birbirinden uzaklaştırıyor.

Çocukken bayram gelince aile büyüklerimizin elini öpmeye giderdik. Milli bayramsa da yakındaki bir kutlamaya veya fener alayına.

Çok net hatırlıyorum: Dedemin veya büyük annemin elini öpmek üzere eğildiğim sırada ağzımdan “bayramınız kutlu olsun” veya “iyi bayramlar” sözleri dökülürdü. Öyle ya, ben onu kutlamaya gelmişim, karşımdaki aile büyüğü de beni kutluyor... Bayramınız dedim diye herhangi bir büyüğümün kalkıp “hayırdır evladım, bayram hepimizin bayramı değil mi, neden bayramınız dedin” diye çıkışıp, “bayramımız de bakayım” diyebilme ihtimali yoktu. Çünkü bizden önceki hiçbir neslin böyle bir düşünce mantığı, psikopat eğilimli komplocu kafa yapıları olmamıştı.

Aradan uzun yıllar geçti, bir şirkette iletişim yöneticisi olarak çalıştığım sırada kendimi ekibimle “bayramınız kutlu olsun mu denilir, bayramımız mı” diye tartışırken buldum. Bu yazıyı kaleme alan kişi olarak, "bayramımız denilmeli" diyen tarafın ben olmadığımı herhalde tahmin etmişsinizdir.

Dilde devrim filan da yapmadık ama öyle sanıyorum ki, düşüncede aşırı muhafazakarlaşan bir toplum olarak, her konu veya kavramın aidiyetini sorgular hale geldik. Bayram nedeniyle sokaklardaki panolara bir ilan vereceğim, halkımıza “bayramınız kutlu olsun” (ey halk) diyeceğim ama bu mesajı okuyan halk aniden “hmm böyle dediğine göre demek ki kendini bu bayrama ait olarak görmüyor” diye düşünecek. Pes gerçekten!

Ekiple yaptığımız bu tartışmadan sonra dikkatimi çekmeye başladı ki herkes böyle ifade etmeye başlamış. Diyebilirsiniz ki, konuşma dili ile reklam dili farklı olmalı. Peki buna bir itirazım yok. Ancak dil ve anlam açısından böyle ters köşeler yapmayı doğru bulmuyorum. Bence dil korunmalı, düşünce korunmalı, doğruda ısrar edilmeli.

Bu yeni ayrımcılık, dilbilgisinden değil düşünceden kaynaklanıyor! Bir yanlış düzeltilmiyor, yeni ve yanlış bir düşünce ve bakış açısı inşa ediliyor.

Mustafa Kemal Atatürk; Türk gençliğine hitabında; “Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” dediği zaman aslında “bunu korumak bizim değil, sadece senin görevindir” mi demiş oluyor? “İstikbal göklerdedir” deyince “denizlerden bir hayır gelmez” mi demek istiyor? Yeni nesle göre öyle sanırım.

Bir ifadede, ne işaret ediliyorsa o vurgulanmak istenir. Vurgulanmayan şeyler kapsam dışında bırakılmak amacıyla değil, asıl vurguyu güçlendirmek için dışarıda bırakılır. Amaç vurguyu belli bir şeye doğru yüklemektir. Ben dedeme “bayramınız kutlu olsun” deyince, aslında ona “dedeciğim bu senin bayramın aslında, beni hiç ilgilendirmiyor” demiş olmuyorum. Aksine, burada “ben seni kutluyorum” demiş oluyorum. İlanda, halkımıza "bayramınızı kutlarız" dediğimiz zaman, onların bayramını kutladığımızı hatırlatmış oluruz.

Bir şirket, cebinden para ödeyerek sokakta ilan panosu satın alıp “bayramınızı kutlarız” dediği zaman kendini bayramın dışında bırakarak soyutlamaz. Aksine, “sizi kutlamak için bir mecra satın alıp bunu söylemek istedim” der. Ben ekiple tartıştığımız konuda onların görüşüne uyup “bayramımız kutlu olsun” mesajına karar verdim, vermesine. Nihayet "bayramımız" deyince de maksat hasıl oluyor, mesaj yerini buluyor. Bu nedenle görüşümde ısrar etmedim ve onların dediğini yapmaya onay verdim. Ancak dilde böyle bir endişenin olmasına gerek yok. Burada endişe edilmesi gereken temel nokta bizim artık düşüncede böyle bir noktaya ulaşmış olmamız.

Düşüncede kapalılık ve paranoya, bizi her şeyden şüphe eden, öyle ki, vurgulanan şeye değil de, neyin kapsam dışında bırakılmış olabileceğine dikkat kesilmek ve orada (söylenmeyende) bir mesaj aramak ancak böyle bir düşüncenin ürünü olabilir. Paranoya satırdan çok satır arasından, söylenenden ziyade söylenmeyenden ama temel olarak olup-bitenden değil, henüz olmamış ve belki de asla olmayacak bir şeyden şüphe edilmesine, düşünce dünyamızın batıl görüşlerle işgal edilmesine neden olur ve görüşte netlik kaybolur.

Bunca yıllık iletişimci olarak şeytan ayrıntıda saklıdır (saklanır) ilkesini hep iyi uyguladım ama bu noktaya gelinmesini sosyolojik nedenlerle korkutucu buluyorum.

Ünlülerin sosyal medya hesaplarından paylaştığı tebriklerde de “bayramımız” vurgularını görünce, herkesin zihnine bu aidiyet sorununun kazındığını gördüm. Toplum birbirini yanlış düşünme konusunda çok hızlı enfekte edebiliyor. Bu öyle büyük bir kriz ki, düzeltilmesi, düşünceden asılsız şüphelerin ve paranoyanın yarattığı bölünmüşlüğün arındırılması, nesiller sürecek yeni bir eğitim ve terbiye seferberliği ile ancak başarılabilir.

Şimdi düşünüyorum da; Atatürk notlarını hazırlarken “ne mutlu Türklere” diye yazıp üzerinde düşünmemiş olsaydı neler olurdu? İyi ki bu mesajını insanların kendi aidiyet hissine ve beyanına bırakmış ve “Ne mutlu Türküm diyene!” demiş. Böyle bir mesajın çözümlemesinde etnisiteden bahsedilmediğini, ırk vurgusu yapılmadığını anlamak için sadece dil bilmek yetmez, başka alanlardan da doğru bilgilere vakıf olmak gerekir.

Dil, çok yoğun düşüncenin bile sade bir şekilde ifade edilmesinin sanatıysa eğer, dilden dökülenlere bakanların da bunu doğru biçimde anlamlandırabilecek bilgilerinin olması şarttır. Öyle çıkıp da "valla ben bundan bunu çıkarıyorum" diyerek anlamları değiştirmek ne dildir, ne düşünce: Sofistçe bir siyasettir.

Türk olmak ve Türküm demek ayrı bir olgudur ama o günün muzaffer ve gururlu halk kalabalığı içinde kendine "ben Türküm" diyebilen herkese bir selamdır.

Nihayet reklam dilinde de, karşı tarafa mesajı bütünlüklü vermek adına aidiyeti paylaştığımızı söylemeye varım ama bunu çok gereksiz ve kasıntı bir vurgu olarak görüyorum. Bayramlar ki, insanların vesile ederek birbiriyle görüştüğü, dayanıştığı, kutladığı günlerdir, çünkü insanların ve toplumların birlik olmaya ihtiyacı vardır. Bayram da bunun için bir vesiledir, yas da. Bayramların veya acıların aidiyetleri bölünmüşse, aslen insanlık bölünmüş demektir.

Keşke hayat bayram olsa, kimseyi dışarıda bırakmadan! Her gün bayram olsa, delirmeden!

KEREM'DEN

MESLEKİ MAKALELER

TÜKENEN DÜŞÜNCE DÜNYAMIZ: BOSCH KRİZİ

Bosch’un “Anneler Günü” temalı reklam filminden herkes kendine ne çıkarabiliyorsa çıkardı.  Tabi gönül isterdi ki, delikanlıların bir gorile dönüştüğü Eti Canga reklam filmi için de kıyamet kopsun. O filmde gençlerimiz [...]

İTİBARIN YENİ SINAVI: DENGE

İki kutuplu, tek kutuplu, kutupsuz dünya düzenlerine ve kendini on yılda bir yeniden düzenleyen sosyo-ekonomik sistemlere alışmaya çalışırken, dünya çok katmanlı, asimetrik ve denge sarsıcı krizlerle dolu bir yer haline [...]

NO WALLS. NO BORDER. NO ORDER.

Göçmen krizleri, sahile vuran bedenler, küresel ekonomik krizler, Afganistan, Covid pandemisi, Avrupa'da insanların üzerine sürülen araçlar, okullarda rastgele ateşlenen silahlar, iklim krizi, Ukrayna-Rusya, İsrail-İran savaşları, Gazze zulmü ve daha niceleri. [...]

BARBIE BUNALIMDA

Barbie çılgınlığına ya çoktan dahil oldunuz ya da her dakika basından ve sosyal medyadan bu çılgınlığı şaşkınlıkla izliyorsunuz. Belli bir yaşın üzerindeyseniz bu çılgınlığa bir anlam veremiyor olabilirsiniz. İşin ilginç [...]

İLETİŞİMİN DÜŞMANI: YANKI ODALARI

Son zamanlarda "yankı odası" etkisini, siyasette, toplumda ve sosyal medyada çok belirgin biçimlerde görüyoruz. Yankı odası meselesi, bir pandemi gibi her topluluğa yayılıyor. Whatsapp grupları, sosyal medya ile hayatımıza giren [...]

TRAVMA DÖNEMLERİNDE İLETİŞİM

Kahramanmaraş’ta 6 Şubat 2023 günü meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem ülkemizde 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi bir şok etkisi yarattı. Bu tip büyük olayların toplum sağlığında [...]

KIYAMETTEN ÖNCE SON ÇIKIŞ: PANDEMİ

Az sonra okuyacağınız yazının sonunda bir okuyucu anketi yapsak ve “sizce yazar karamsar bir bakış açısı mı kullanmış” diye sorsak en az yüzde 90 “evet” cevabı alırdık. Aynı insanlara, “yazar [...]

COVID 2020 MEZUNLARI

Koronavirüs nedeniyle bugüne dek hayatını kaybeden tüm insanlara rahmet diliyorum. Dünya hiç şüphesiz çok büyük bir sınavdan geçiyor. Deyim yerindeyse, tam bir bitirme sınavı. Ya insanlıktan mezun olacağız ya da [...]

İNTERNET DEVRİMİ (5)

Etkileşim yeni bir icat mı? Sosyal medya kuşağı anlamakta zorlanabilir. Ancak sosyal medya hayatımıza girmeden önce üretilmiş bir içerikle ilgili görenlerin ne düşündüğünü görmek, duymak, anlamak mümkün değildi. Son dönemde [...]

İNTERNET DEVRİMİ (4)

Gelenekselden daha şeffaf bir medya Sosyal medyanın ‘sosyal’ yönünü bir kenara koyup, bir medya çeşidi olması niteliğiyle ele alacak olursak, en başta sosyal medyanın da tıpkı geleneksel medya gibi bir [...]

İNTERNET DEVRİMİ (3)

Dikkat çekmek istediğim diğer konu ise sosyal medyadının sosyal faydaları hakkında: Sosyal medya, sosyal hayatın bir parçasıdır. Sosyal hayatı, sosyal medyanın bir alt unsuru gibi algılama hatasına düşmemekte fayda var. [...]

ETKİNLİKLER & HABERLER

PAYLAŞ