Göçmen krizleri, sahile vuran bedenler, küresel ekonomik krizler, Afganistan, Covid pandemisi, Avrupa’da insanların üzerine sürülen araçlar, okullarda rastgele ateşlenen silahlar, iklim krizi, Ukrayna-Rusya, İsrail-İran savaşları, Gazze zulmü ve daha niceleri.

Hiçbiri insanları birleştiremedi.

İnsanlık, her küresel felaket karşısında inanılmaz bir şekilde kendi kabuğuna çekilen, sorumluluk almak yerine kaçan, tartışıp konuşmak yerine susup izleyen topluluklara, milletlere dönüştü. Sorunların çözümü için kurulan her bir kurum, sanki çözüm için değil de, birilerine ayrıcalık ve koruma sağlamak için kurulmuş gibi kullanılıyor.

Sözüm ona, herkes diktatörlere karşı. Sözüm ona, kimse tek adam rejimlerini güvenilir ve doğru bulmuyor. Modern toplum, her ne kadar halkların demokratik haklarını tarih boyunca hangi bedelleri ödeyerek elde ettiğini unutmuş olsa da, herkes ezberden birer demokrasi aşığı. Kime sorsan Trump şöyle, Musk böyle, Putin tam şöyle, Macron tam böyle vs.

Farkına varmış olmalısınız: Artık krizlerin boyutu ne olursa olsun, yerel veya küresel çapta, krizi ele alabilecek, çözümleri, diplomatik süreçleri veya ortayolcu politikaları tartışacak bir zemin, bir meclis kalmadı.

Son dünya savaşının ardından kurulan “son düzen” de yıkıldı. Bugün dünya üzerinde insanlık adına adım atabilecek yetkisi, gücü olan tek bir kurum yok. Ne BM, ne BMGK, ne G7, ne NATO, ne AB, ne şu, ne bu…

Ne Vatikan, ne Beyaz Saray, ne Dalai Lama. Hepsi kendi mahallesinin dayanışma derneğine döndü.

Hele Avrupa! Yaptıklarına hak vermek imkansız:

Tüm dünyaya örnek olacağım, genç ve diri kalacağım derken, sanki bir gecede çöken ve yaşlanan bir Avrupa. Kendi sorunlarını tartışırken elitist, sıra bölgesel ve küresel sorunların çözümü için sorumluluk almaya gelince bunamış bir ihtiyar gibi ağır ve boşvermiş, Osmanlı’nın çöküş döneminde ona atfettiği ‘hasta adam’ durumuna düşmüş, yolun tam ortasında kuruyup kalmış bir çınar gibi yersiz ve biçare, kendinden başkasına faydası olmayan, kendine bile daha fazla hayrı dokunmayan, dev bir hayal kırıklığı Avrupa…

İnsan aklının, ahlakının ve sanatın önce ideale varıp, nihayet yerin dibine çakıldığı Avrupa.

Ben daha da net söyleyeceğim:

Bundan çok yıllar önce, 2012 yılında yazmıştım yaklaşan dönemin şifresini:

“No walls. No border. No order!” *

Şunu söylüyorum: Bildiğiniz her şey yıkılacak.

Hiçbir çizgi ve hiçbir düzen varlığını koruyamayacak.

Evet, duvarlar inşa edebilirsiniz ama duvarlar artık sizi korumayacak. Sınırlar çizebilirsiniz ama artık kimse sınırlarınızı tanımayacak.

Bir düzeni savunabilirsiniz ama artık kimse bir düzene uymayacak.

Bu hesabı kim ödeyecek?

Herkes kendi sanrısında mahpus.

Oysa, rönesans olmadan reform olmaz: İnsanlar, görmeden anlamaz.

Göz gördükten sonra, kutsal sandıkları görüşleri bile yıkmak kolay olur. Herkesin her şeyi görmesini sağlayan “dijital iletişim” tarihteki en güçlü, en büyük yıkım silahıdır. Dijital çağ, asimetrik bir rönesanstır!

Bauman’ın etiketlediği akışkan modernitenin köleleri haline gelerek bu dünyayı sizler yarattınız. Hem de ne uğruna biliyor musunuz: Anlık keyifler!

Dopamine aç, ilgi çekmeye muhtaç çocuksu egoların açık büfesinde herkes.

Toplam nüfusu sekiz milyarı aşan dünyamızda insanlar artık yapayalnız. Moderniteniz (eğer bir tane satın almayı başarabildiyseniz) fişe taktığınız elektrikli bir araçla, akıllı bir telefonla veya evinizi sizin yerinize otomatik süpüren bir yer süpürgesiyle sınırlı. Kimlikleriniz sanal. Etkileşimleriniz dijital. Beğenileriniz basit birer rakam. Like duvarında sıradan bir tuğlasınız, dijital varlığınızı var etmeye çalışırken yok oldu gerçek varlığınız.

Artık bir korumanız yok. Binlerce yıllık felsefeye, psikolojiye, temel insan ahlakına, akla, ilme sırtınızı döndünüz. Sentetik çağın sentetik ürünlerine aşık oldunuz. Günübirlik, anlık, bireysel faydaları tercih ettiniz.

Binlerce yılın birikimleri eridi. Bunun dönüşü yok.

Bitti…

Her küresel krizde net bir şekilde görüyoruz ki insanlık tüm kabiliyetlerini, hak ve ahlak birikimlerini yitirdi. Bir üçüncü dünya savaşının fiziksel olarak gerçekleşip gerçekleşmemesi de sandığınız kadar önemli değil artık.

Evlatlar yaşasın, torunlar görsün diye kendi menfaatlerini ertelemiş, arkadan gelenin ayağı takılmasın diye yerdeki taşı almaya eğilmiş binlerce nesilden sonra, on binlerce yıllık kazanımlarını yitirmiş insanlığın, bir “yarın” algısı, ihtiyacı ve tahayyülü kalmamıştır.

Kaderiniz; elinizde çay fincanıyla tv ekranından insanların başına yağan füzeleri izlerken “manyak bunlar ya” diyerek beğenmediğiniz modern-toksik liderlerin iki dudağının arasındadır bundan sonra.

Hitler gözünü daha yükseklere dikmeye başladığında, dünya tarihi daha önce de benzer kibirli lider girişimleri görmüştü. Hitler’in makul bir yerde duracağına inanan İngiltere Başbakanı Chamberlain bir aptal değildi, sadece bir manyağın neler yapabileceğini bir görüşte anlayamayacak kadar basit bir yerden bakıyordu. Ve o kaçınılmaz tarihi yıkımdan sonra, dünya bir manyaktan kurtulmuş, geri kalanlarla nasıl daha iyi bir gelecek inşa edebileceğini konuşma şansına sahip entelektüel karakterlerle ilerleme şansına sahipti. Üstelik elit bu sistemi kurdu ve sistemin doğru çalıştığını insanlık tarihinde bir saniye kadar kısa sayılabilecek, yarım yüzyıl kadar bir zamanda görebildik.

Günümüzde ortaya çıkabilecek büyük yıkımların bir “sonrası” olmayacaktır. Çünkü elit sınıf çöktü, yok oldu. Avam, tüm dünyada elitlere karşı elde ettiği yıkıcı mutlak zaferini kutluyor. Elitler (iyi eğitimli, farkında ve basiretli olanlar) artık her toplulukta azınlık, küçük şirketlerde bile.

Elitlerin azınlık ve marjinal olduğu bir sosyal-sınıfsal toplum düzeninde bir şey var edemezsiniz, ancak yok edebilirsiniz. Yok olma savaşının ardından elit de kalmayacağı için umutlu ve aydınlık bir gelecek inşası da mümkün olamayacaktır.

Modern sandığınız toplumun insanlıktan istifası kabul edilmiştir.

Bundan sonraki kariyerinizde başarılar dileriz. Veya evrene güzel mesajlar filan gönderin.

– Rönesans, insanların kilisede Latince dinleyip anlamadıkları peygamberin gerçek hayatını görmelerini sağladı. Batı halkları, yoksul ve acı çekmiş bir peygamberin kiliselerinin altın şamdanlarla bezeli olmasını sorgulamaya başladı ve hakikate uyandı. Bu uyanış “aydınlanma” dönemini, dinde ise “reformları” getirdi. Günümüzde insanlar, sosyal medyada her formunu gördükleri cehaletle, yeni bir karanlık çağ inşa ediyor.

 

* No Border. No Order atıf listesi:

2012, Kurumsal Komedinin Sonu: Corporate Greed

2014, PR Kurumsal İletişim Tarafından Yönetilmemeli

2016, Markalara 2016 İçin Önerilerim