Image halkla ilişkiler ve iletişim danışmanlığı şirketi aniden kapanıverdi. Olayı ilk kez sosyal medyaya düşmesiyle haber aldım ancak inanmakta oldukça zorluk çektim. Image’da görev yapan arkadaşıma doğrulatmak istediğimde ise duymak istemediğim cevabı almış oldum. Image aniden kapatılmıştı.

Bununla birlikte, sürecin çok da aniden gelişmediği, aylardır hizmet verilen müşterilerle bir sürece girildiği ve ekonomik durumla ilgili bazı girişimler yapıldığını da öğrendim. Ancak ya bunlar yeterli olmamıştı ya da Image çalışanlarının olaydan sonra yaptıkları açıklamada belirttikleri gibi, niyet en baştan şirketi kapatmaktı ve kaçınılmaz olan yaşanmıştı. Elbette işin gerçeğini bilmiyorum ve gerçek anlamda bilen olduğunu da pek zannetmiyorum. Image çalışanlarının açıklamasında yer alan bir ima, başlıca etkenin ne olabileceği konusunda ciddi bir fikir vermekle birlikte, o konuda bir yorum yapmak istediğimden pek emin değilim.

Önce konuya şu açıdan bakalım: İşletme ve yönetim esaslarına göre bir şirket, sermayeyi iyi ve güvenilir bir şekilde yönetmek ve toplam gelirleri artırmak için kurulur. Yaşaması için de sürekli kârlılık şarttır. Ticaret kanunlarına göre bile zararın belli bir süresi vardır. Şirket dışında ayrı bir parasal gücü olan yönetimlerin bile ilanihaye zarar etme hakkı yoktur. Kârlılık, gelirlerin artırılması, maliyetlerin kontrollü tutulması, kaynak ve tedarik sürekliliği ve güvenilirliği gibi başlıca konuların yanı sıra işi yapan insanların haklarının da korunması başlıca yönetim sorumluluklarıdır. Şirket fikrinin en iyi uygulayıcısı olan kapitalizme göre, bir şirketi batırmak için ya işi hiç bilmiyor olmak gerekir ya da işi batırmayı umursamamak veya bir şekilde bu sonucu istemek…

Bersay’da kâr ortağı olarak katıldığımız toplantılardan birinde, şirketin sahibi Ali Saydam, sormayı alışkanlık haline getirdiği bir soruyu yine sormuştu: ‘’Bersay nereye gitmeli?’’

Nasıl bir gelecek planı yapmalıyız konulu -bence son derece yararlı- toplantılar serisinin o tarihte farklı bir önemi vardı. Ana tema bu kez ‘’şirket büyümeli mi, küçülmeli mi’’ idi. Bu konuda bana söz verildiği zaman bu düşüncemi paylaştığımı hatırlıyorum: ‘’Bence büyümeli. Çünkü kâr ortakları, şirketi küçültme fikrini ele alamaz. Teknik olarak alabilir ama kapitalist felsefeye göre almaması gerekir. Biz beyaz yakalılar olarak her zaman büyüme hikâyelerinin içinde olmalıyız. Şirketi küçültmek ancak bir patronun tek başına alacağı bir karar olabilir.’’

Bugün de aynı görüşteyim. Image için de görüşüm böyle. Kapanmak zorunda mıydı, neden bu hale geldi, süreç iyi mi yönetildi, yanlış mı yönetildi bilmiyorum ve açıkçası çok da önemsemiyorum. Şu saatten sonra ancak magazin değeri taşır bu ayrıntıları bilmek. Bir şirket zarar edebilir ama batmak veya şirketi kapatmak, mali bir sonuçtan ziyade, bir patron kararıdır ve bir tercihtir diyebilirim.

Hepimiz dışarıdan bu şirkete Betûl Mardin’in şirketi olarak baktığımız için belli yaştaki meslektaşlarım için manevi bir anlamı vardı. Birkaç yıl oldu Alâeddin Asna ustayı kaybedeli. Onun mirası olan A&B’nin Asna’nın kültür ve değerlerine nasıl sahip çıktığını çok iyi biliyorum. Asna’nın vefatından bu yana kendisini anmak amacıyla meslek konferansları düzenlediklerini de izliyorum. Her yıl hocayı sadece anmak yerine, onun anısına konferans düzenlemenin çok daha iyi bir anma biçimi olacağını ve hocanın hatırasını çok daha iyi yaşatacağını düşünmüşlerdi. Bu vefayı takdir etmemek mümkün mü. Nefis bir incelik, örnek olacak bir düşünce. Keşke bu tip örnekler çoğalabilse, alternatifleri yapılabilse.

Image’ın kapanması ile Betûl Hanım arasında bağ kurmak çok zor. Betûl Hanım da bir sembol. Onunla sık sık hatıra resmi çektirenler, onun varlığını yaşatacak neler yaptılar diye sormadan duramıyorum. Allah uzun ömür nasip etsin; ancak vefa yalnızca vefattan sonra aranacak bir değer de değildir.

Image olayının bir benzeri başka bir sektörde yaşansa eminim toplumda daha fazla ses getirirdi. Tabi bizim mesleğin ve sektörün -ne hikmetse- toplumun gözünden ve dikkatinden uzak bir sektör olması nedeniyle artçı etkileri de pek olmadı. Oysa geride bıraktığı mağdur çalışanlar ve (ülkenin ekonomik ortamına da bağlı olarak) ajansların nasıl bir durumda olduklarına dair soru işaretleriyle gündemden düştü. Sektörde ilgimi çeken en önemli şey, sektöre ve sektörün sorunlarına dair kanıksama durumu. Bu kanıksama hali ülkenin neresinde yok diyeceksiniz, haklısınız. Bu nedenle Image olayını da, bir musibet bin nasihatten iyidir düşüncesiyle irdelemek mümkün olamıyor. Benim yakıştırdığım ifadeyle; Image olayının bize unutturmak istediği şeyler varmış diyorum. Çünkü kabul edip çözmek yerine, kanıksayıp-çözmeden yola devam ediyoruz.

Image olayının kısa vadede sektöre bir zarar vereceğine inanmıyorum. Orta vadede nelere yol açar, bunu tartışmak yerine, Image olayından önce orta vadede geri gidildiği zaman neler olageliyor buna bakılmasının çok daha yararlı olacağını düşünüyorum. Image batmamış ancak kapatılmış da olabilir. Batmış ise de fark etmez. Burada odaklanılması gereken, ajansların sahiplik ve yönetim modelleri ile çalışanların gerçek anlamda hissedar yapılıp yapılmaması olmalıdır. Temsili hisse paylaşımları yerine gerçek anlamda hissedar yapmaktan bahsediyorum. Sahiplik modeli aynı olduktan sonra, şu an ‘’Image başaramadı ama bize bir şey olmaz’’ veya ‘’ben kendi şirketimin böyle olmasına izin vermem’’ diye düşünenler orta vadede bir şey elde edemez. Kast ettiğim budur. Bugün iyiyseniz bir şey olmaz, doğru. Ancak dünden bugüne bir gidişat var, ülkenin ve dünyanın gidişatı var, bilginin de bir fiyatı var.

Bu şekliyle kendine güvenen her patron ‘’nasılsa bir çözüm bulurum’’ düşüncesiyle kısa vadeyi yönetir, orta vadede ise herhangi bir duruma hazırlıksız yakalanabilir. Reklamveren açısından da son derece kritik değişimlerin yaşandığı 21. yüzyılın ikinci on yılı bitmek üzereyken, bildiğiniz yönetim modelleri ile bir on yılı da başarıyla geçme şansınız olabilir mi, buna bakmakta fayda var. PR sektörü dikkatler ne zaman kendine dönse, her gazeteciye ‘’ev almanın tam zamanı’’ diye demeç veren inşaatçılar gibi ‘’PR sektörünün gelirleri artıyor’’ demekle yetiniyor. Sektör hakkında kimse bundan başka bir şey duymuyor. Oysa bu sektördeki patrondan-çalışana herkes, markaların karşısına geçip, gelebilecek her türlü soruya cevap hazırlanması gerektiğini anlatan ve bunu hazırlayan bir sektör.

PR sektörü kendi soru-cevaplarına çalışıyor mu; herkesin şüpheleri var. Image olayını da bu anlamda bir kaldıraç olarak kullanmak yerine bir an evvel unutmaya çalışıyor gibi görüntü veriyor. Herkesin kendi arasında bu konuyu uzun uzadıya konuştuğuna emin olmam için yanlarında olmama gerek yok. Oysa işin magazin boyutu kimseye bir şey kazandırmaz. Image olayı da dâhil, unutulmaya veya bir şekilde görmezden gelmeye çalışılan her sorun, telefonunuzun alarmını erteleme tuşuna basmaktan farklı bir şey değildir. Ne kadar basarsanız basın; nereye kadar ertelerseniz erteleyin, sorumluluklar sizi beklemektedir ve kapitalizmde erken kalkıp işine iyi çalışan, en uzun yolu alır.

Dönüşümlerin ve değişimlerin konuşulduğu bir halkla ilişkiler mesleğinin hayaliyle, Image şirketini kuran ve nice nesillere güzel örnek olan Betûl Mardin’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, doğum yıl dönümü yaklaşmakta olan Alâeddin Asna ustamızı da rahmetle anıyorum.