(Bu yazım, Media Cat Dergisi’nin Mart 2011 tarihli PR ekinde yayımlanmıştır.)
Şirketlerin “fenafillah” yolculuğu
Tasavvuf inancına göre, insanın kendi hiçliğini idrak edip beden ölümünü yaşamadan önce kendisinin gerçek olmadığını anlaması haline fenafillah denir. Varlık henüz yaşam enerjisine sahipken kendisinin bir ölü olduğunu idrak etmekle uyanış yolculuğuna başlar. Fenafillah için, “ölmeden önce ölünüz” hadisi en güzel özeti ifade eder.
Fenafillah, “yok abi herşey geçici vallaha, hepimiz faniyiz şu dünyada” şeklinde bir anlayış değil, bir yaşama biçimidir… O idrakten çıkmak veya geri dönmek yoktur.
Şirketlerde fenafillah mertebesini “halka açık olmaya” veya “ortaklık kurmak amacıyla hisse satışı yapmaya” benzetebiliriz. Henüz halka açılmamış veya ortaklık kurmak üzere hisse satışı yaparak bile olsa yatırımcı ilişkisine girmemiş (sadece kendi patronuna hesap vermiş) şirketlerin yönetim alışkanlıkları bir bekârın ev hayatına benzer. Nasıl olsa sonra toplarım diye bir sandalye üzerine atılmış elbiseler, sağda solda duran kirliler, makineye dizilmemiş bulaşıklar, aranıp bulunamayan eşyalar, kaybolan faturalar ve televizyonun yanında dizili duran ama içindekiyle kapağı birbirini tutmayan filmler. Siz böyle bir eve girince ilk olarak ne dersiniz: “Buraya bir kadın eli değmeli!”
İşte o beklenen kadın eli kurumsal yönetimdir. Şirket bu sürecin sonunda halka açılsın veya açılmasın, bir ortaklık yapsın veya yapmasın; kurumu hesapverilebilirliğe hazırlamak en önemli gelişimdir. Kurumsal yönetim ilkeleri, bir yaşam ve yönetim biçimidir. Etik anlayışı en üst yöneticiden başlar, kapıdaki güvenliğe kadar herkesi sorumluluk altına alır. Temelde, Elkington’ın “insan, dünya, kâr” odaklı anlayışına dayanması beklenmelidir. Şirketler aynı anda ve her zaman bu 3 ana kavrama karşı sorumlu, etik ve şeffaf olmalıdır.
İş dünyasında son 20 yıla damgasını vuran kavramlar aslında iş dünyasında bize neyin eksik olduğunu gösterir. Tertemiz bir dünya olsa, “daha temiz bir dünya” diye slogana ihtiyacımız da olmazdı. 90’lı yılların “kalite” rüzgârı ile arkasından gelen toplam kalite anlayışı ve yine aynı dönemde yükselen müşteri ilişkileri, müşteri memnuniyeti gibi kavramları bugün daha az duyuyoruz. Şirketler yanılgıya kapılmasınlar, bu kavramlar demodeleşmedi! Ancak şu bir gerçek ki; üzerine yenileri eklendi. Açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik, kurumsal sorumluluk gibi yeni anlayışları da şirketler yerine getirmek zorunda.
Dünyanın ve kapitalist üretim sistemlerinin “sürdürülebilirlik” sorunu sanayi tarihi boyunca karşı karşıya kaldığımız en büyük buhrandır. Özellikle Türkiye’nin gelişmekte olan bir G-20 ekonomisi olması nedeniyle kamuoyu bu konular acil değil “-miş gibi” yaşıyor. Burada en büyük sorumluluk ve görev, kurumsal yönetimde ilerlemiş şirketlerin patronlarına düşüyor. Patronlar, bu kavramlar üzerine iletişim yapılması, sponsorluklar yapılması, şirketlerinde bu konuyla ilgili özel raporlar yayınlanması için emirler vermeliler.
Biz iletişim danışmanlarına düşen sorumluluk ise iş dünyasına ve patronlara bu konuda gerekli emirleri vermeleri konusunda baskı yapmak, şirketleri bu yönde çalışmaya teşvik etmek, özendirici endeksler oluşturmak, yeni ölçümleme kriterlerinin geliştirilmesi amacıyla mesleki örgütlere ve sivil topluma proje üreterek konuyu takip etmek olmalıdır. Bizler, iş dünyasını fenafillaha ulaştıramayız ama iyi birer mürşid olarak hizmet verebiliriz.