Belki de Türkiye tarihinin en uzun süre konuşulan ve beklenen seçimi oldu. Üstelik sonucu bir o kadar bilinen, beklendiği gibi biten bir seçim olmasına rağmen. Buna rağmen, belki de demokrasinin bir cilvesi olarak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden ilginç mesajlar çıktı.
1. Erdoğan olabilecek en kötü şekilde kazandı
Son 6-7 yıldır hedefinin başkanlık sistemine geçmek olduğunu anlatan ve bunun için en iyi ve en güçlü aday olarak kendisini gösteren Recep Tayyip Erdoğan oyların yüzde 51.8’ini alarak ülkemizin 12. Cumhurbaşkanı seçildi.
Erdoğan bunu -kendi ifadesiyle- yüzde 60 ve üzerinde oy alarak başarmak istiyordu. Bunun çok altında kaldı. Kurtuluş Savaşı benzetmeleri, İstiklal Marşı etkisi, din vurgusu, Allah’ın izniyle diye işaret edilen ilahi mesajlar, İsrail’e ve küresel lobilere takınılan sert tavırlar, darbe yapılıyor iddiaları, koşan, terleyen cumhurbaşkanı olacağım sözleri, cumhur başkanını seçiyor diye sloganlaşan yeni rejim önerisi, yüzde 60’ın üzerine çıkmak şöyle dursun, seçmen tarafından yüzde 50 barajının biraz üzerinde ilgi gördü.
Erdoğan’ın bu sözlerinden ve hedefinden sapacağını düşünmüyorum. Ancak bu değişimi %52 gibi bir destekle yapmak, hele ki yeni anayasa için bölüm bölüm referanduma gitmek hayal oldu dersem pek abartmış olmam. 11 Ağustos sabahı itibariyle, Ak Parti genel merkezinde ve Erdoğan’ın kurmay kadrosunda neden bu kadar düşük bir destek aldıkları konusunda ciddi bir analiz ve değerlendirme süreci başlayacağına şüphe yok. Öyle ki, yeni döneme ilişkin tüm planların da tek tek gözden geçirileceğine inanıyorum.
2. Çatı aday bir strateji hatasıydı
CHP ve MHP, 2002-2014 arasında Ak Parti’ye karşı arka arkaya 9. kez seçim kaybetti. Bu kez de ortak adayla seçime girerek, yeni bir taktik denemelerine rağmen kaybettiler.
Çatı aday fikri, belki 30 Mart’ta Mansur Yavaş’ın Ankara’da yarattığı heyecan nedeniyle iyi bir fikir gibi görünmüş olsa da, stratejik anlamda son derece yanlıştı. Herkes kendi adayıyla seçime girseydi Erdoğan ilk turda köşke çıkamaz, ikinci turda seçmenin duruşu hakkında daha net ve faydalı fikirler elde ederdik. Erdoğan da, ikinci tur olsa daha yüksek oyla köşke çıkma şansı bulabilirdi. Ortak aday önerirken saygın ama tanınmayan birini aday yapmak ve ona kerhen destek vermek gibi stratejik ve taktik hatalarla yüzde 38 oy bile gayet iyi bir sonuç olarak kabul edilebilir. Ancak muhalefet yine kaybetmiştir.
Burada bir-iki önemli not daha düşelim:
– Muhalefet partileri geniş halk kesimlerini heyecanlandıracak bir yol bulamıyor.
– Erdoğan karşıtlığını takıntı haline getirmiş oldukları için seçmen onları dinlemiyor.
– Halkın gerçek gündemini ilgilendiren hiçbir konuda çarpıcı bir bilgi vermiyorlar.
– Erdoğan gündemi tek başına belirliyor, muhalefet peşinden cevap yetiştiriyor. Bu hata, Erdoğan’ın güçlü lider algısını da pekiştiriyor.
– Muhalefet sürekli olarak Erdoğan’ın medyaya sahip olduğunu ve kendilerinin seçmene ulaşamadığını iddia ediyor. Bu seçimde meydanlara inmediler. Onları Erdoğan mı tuttu?
– 22 yıllık iletişimci olarak ve medyanın içinden gelen bir insan olarak iddia ediyorum, eğer muhalefet isterse her medya kuruluşunu etkili kullanabilir.
3. Muhalefet ile Erdoğan’ın söylemleri ters işliyor
Muhalefetin tüm siyasi taktikleri ve söylemleri ülkeyi Erdoğan’dan “kurtarmak” üzerine kurulu. Buna rağmen siyasi projesinin adını “Kurtuluş Savaşı” koyan da Erdoğan.
Muhalefet Erdoğan’dan kurtulmak konusunda samimiyse, neden onlar bu mücadeleyi bir Kurtuluş Savaşı’na benzetmiyor? Oysa Erdoğan vesayetten ve bağımlılıktan kurtulmayı bir Kurtuluş Savaşı’na benzeterek en azından kendi tabanının sıkı durmasını sağlıyor.
Muhalefet diyor ki Erdoğan televizyonda karşımıza çıksın. Madem sizin sorularınıza verecek bir cevabı yok diye düşünüyorsunuz, toplayın 81 il başkanınızı ve bir basın toplantısı yaparak Erdoğan’a tüm kilit soruları gıyabında, canlı yayında ve halkın huzurunda sorun. Tek tek sorun, tek tek yanıt istiyoruz deyiverin. Bakalım Erdoğan nasıl cevap verecek? Erdoğan belki muhalefet liderleriyle buluşmuyor ama seçmenle o kadar çok buluşuyor ki, bu eksiklik görülmüyor.
Diyorum ki, muhalefetin yapması gerekenleri Erdoğan yapıyor, Erdoğan’ın yapması gerekenleri muhalefet yapıyor. Muhalefet Erdoğan’a rol kaptırmaktan bıkmıyor. Ve merak ediyorum, acaba bu muhalefetin kolayına mı geliyor?
4. Abdullah Gül bu seçimin en şanslı ismi oldu
Uzun bir süredir yazıyorum; Ak Parti’nin merkez sağ siyasetten sonra merkez solu da kapsaması ve tamamen merkezileşmesi muhalefeti merkezin dışına itti. Ancak Ak Parti samimi olmadığı için solu elinde fazla tutamıyor. CHP de orada zayıf olunca bu seçimde Demirtaş (HDP) yükselişe geçti. Erdoğan’ın Ak Parti’yi bir kenara itip kendisini merkez yapması sonucu Türkiye’de merkez sağ siyaset de tıkandı. Bu tablo kaçınılmaz olarak, merkez sağda yeni bir siyasi hamle getirecektir. Bizim sağ siyasetin fıtratı böyledir.
Abdullah Gül’ün Erdoğan tarafından dışlanması ve Erdoğan’ın yüzde 52 gibi zayıf bir oyla köşke çıkması şimdi Gül’ün elini güçlendirdi. 2015 seçimleri öncesinde ve seçim sonrasında merkez sağda çok hareketli günler yaşayacağız. Burada eğer gözünü açabilirse, MHP için de yeni roller ortaya çıkacaktır. Merkez siyaset yeniden şekillenmeye başlamıştır.
5. Demirtaş mı merkeze geldi, Kürt siyaseti mi?
Demirtaş’ın yüzde 10’a yakın oy alması kuşkusuz Kürt siyaseti için çok önemli bir başarı.
Genç ve beğenilen bir aday olarak Selahattin Demirtaş seçmenin farklı kesimlerini ikna etmeyi başardı. Demirtaş’ın bu başarısında Kürt siyaseti değil şahsi sempatisi, ikna kabiliyeti ve söylemleri rol oynadı. Diyebiliriz ki Kürt siyasetinin rüzgarı daha çok Ak Parti’ye doğru esiyor. Eşyanın tabiatı gereği, çözüm süreci boyunca da öyle olacak.
Demirtaş Türk ulusalcıları üzerindeki ikna becerisiyle çözüm sürecinde Erdoğan’ın da elini oldukça rahatlatacak bir hamle yaptı. Merkeze ilk gelen Demirtaş oldu. Kürt siyaseti şimdi bu kanaldan ilerleyecek mi, hep birlikte göreceğiz.
6. Erdoğan’ın köşkte olması Türkiye’de rejimi değiştirir mi?
Erdoğan o kadar merkezileşti ki, rejim değişikliğini kendisi için yapma hedefi olduğuna inanmıyorum. Üstelik Türkiye’nin sürekli olarak kendini yavaşlatan, aşağı çeken rejimini kast ediyorsak, evet o rejimin sona ermesini herkes istiyor. Erdoğan bu millete dönüp “12 Eylül’den hesap soracağım” dedi ve bu millet ona %58 destek verdi. Sonrasında Erdoğan kendi gündemine daldı ve beklenen hesaplaşma olmadı. En büyük hayali olan mevki için istediği en büyük destek de %52’de kaldı. Erdoğan bu resmi anlarsa köşkte çok iyi bir performans çıkarabilir.
Türkiye performansının çok altında yaşıyor ve üretiyor. Öncelikle bu kadar çok siyaset ve dedikodu konuşmayı bırakıp daha çok yapısal konuları ve performansı konuşmak gerek. Erdoğan gerçek bir liderlik yapmak istiyorsa gündeminde bunlar olmalı. Korkarım 2015 seçimleri nedeniyle yine bol bol siyasi dedikodu konuşarak bir yıl daha kaybedeceğiz.
İşte bunun için bile iyi bir muhalefete ihtiyacımız var. Bezmiş ve yorgun, sabah akşam “Erdoğan bizi eziyor” diye ağlaşan bir muhalefete değil, kralı gelse bizi yıldıramaz diyen, proje üzerine proje yapan ve iktidardan daha çok çalışan bir muhalefete ihtiyacımız var.
7. Erdoğan nasıl bir cumhurbaşkanı olacak?
Anayasadaki tüm haklarımı sonuna kadar kullanacağım diyor. Anayasaya göre cumhurbaşkanı, hem devletin, hem ordunun, hem de yürütmenin başıdır. Buna tamam diyorsanız Erdoğan’ın yetkilerini kullanmasından rahatsız olmayın derim. Eğer bu anayasal tanımla sorununuz varsa, Erdoğan’ın başkanlık modeli tanımıyla daha yakından ilgilenin.
Erdoğan neyi nasıl yapmalı konusunu ayrı bir yazıda kaleme almak gerek. Ama Erdoğan’ın tüm yetkilerini kullanma isteği belki de ne kadar hatalı bir anayasamız olduğu gerçeğini daha net ortaya koyar ve değişmesine de vesile olur.
Aslında, 9 Ağustos 2014 günü nasıl yönetiliyor idiysek, yine öyle yönetiliyor olacağız. Erdoğan’ın söylemleri arasına “başbakanıma talimatı verdim” sözü eklenecek, bir de başkomutanlık sıfatını alacak. İçimden bir ses bana, ilk fırsatta başkomutan üniformasıyla medyaya görüntü vereceğini de söylüyor. Bakalım yanılacak mıyım?