30 Mart seçimleri sona erdi. Sonuçlar henüz resmi olarak onaylanmadı, çeşitli yerlerde partilerin itirazları var, hava koşulları nedeniyle seçim yapılamayan yerler var. Belki bazı yerlerde oylar yeniden sayılacak, belki de bazı sandıklar iptal edilip yeniden seçime gidilen yerler olacak. Buna YSK karar verecek.
Türkiye Geneli oy oranları büyük olasılıkla şöyle kayda geçecek:
Ak Parti %45.5 > CHP %28 > MHP %15.25 > BDP %6.35
Ülke genelinden çıkarmamız gereken güncel notlar şunlar:
1. Sağ seçmende darbe alerjisi var
30 Mart seçimleri, bir yerel seçim değildi. Seçmen, Başbakan Erdoğan ile ona karşı olanlar arasında bir seçim yaptı. Parti kampanyaları buna göre tasarlandı, iletişim kampanyaları bunu hedefledi. Tabloya bakarak şunu net biçimde söyleyebiliriz ki, Başbakan seçmenden güvenoyu aldı.
Seçmenin bu seçimdeki tutumunu, bu seçime özel okumaya kalkmak çok büyük bir hata olur. Seçmenin genel tutumunu ben şöyle okuyorum:
- Seçmen, bize darbe yapıyorlar çağrısını dikkate alıyor. Yakın tarihimizde yapılan tüm darbelerin arkasında yabancı güçlerin veya gizli odakların yer aldığına olan derin inanç nedeniyle, seçmen darbenin başbakana değil, kendi iradesine yapıldığını düşünüyor. Türkiye seçmeni, bu başbakanı ben seçtim, gerekirse hesabı da yine ben sorarım diyor. Bir anlamda, yedirmeyiz söylemi doğru çalışıyor. Ben, yolsuzlukla hesaplaşmanın ileri bir tarihe ertelendiğini düşünüyorum. (bkz. 2002 seçimlerinde tarih olan partiler)
- Seçmen, 1950 seçimlerinden bu yana, istikrarlı bir şekilde merkez sağ parti iktidarına onay ve destek veriyor. Seçmen ile merkez sol partiler arasında ciddi bir kültür ve dil farkı var. Bu fark açılıyor.
- Seçmen, en kötü Ak Parti’nin bile en iyi CHP’den daha iyi olacağına inanmış gözüküyor. Seçmenin genelinde, CHP’ye oy vermek gibi bir ihtimalin düşüncesi bile yok.
- Seçmen için Ak Parti demek devlet baba demek. Sever de, döver de diye bakıyor. Mahallenin ağabeyi, dayısı gibi gördüğü Erdoğan’a da her türlü otoriterliği yakıştırdığı için tarzından rahatsız olmuyor. Bu ilişkiyi CHP tabanı anlamasa da, Türkiye seçmeni için en az 50 yıllık geçmişi olan çok bilindik ve tanıdık bir alışkanlık.
- Seçmen tutumlarına ilişkin yazılarımda da bahsetmiştim; seçmen, iktidara getirdiği parti yanlış yaparsa, ilk iş olarak alternatifi seçme tutumu göstermez; sorunları güçlü olan partiyle çözmeye çalışır.
2. Başbakan %45 – Karşıtları %44
Muhalefet partileri, Ak Parti karşısında toplamda 8 kez olmak üzere, son 12 yıldır girdiği tüm seçimleri kaybetti. Başbakan, en geniş seçmen koalisyonunu sağladığı seçim olan 2011 yılındaki anayasa değişikliği referandumunda yüzde 58 oy almış, karşı oyların oranı yüzde 42 olmuştu. Muhalefet ise en geniş seçmen koalisyonunu bu seçimde sağladı ve oy oranı (CHP+MHP) yüzde 44 oldu. Başbakan, tek başına yüzde 45 aldı.
3. Seçmen Erdoğan’a yeniden yetki verdi
Seçimden kısa bir süre önce, 17 Aralık 2013 tarihinde başlatılan soruşturma ve sonrasında ortaya çıkan tapeler, halkın gündeminde ciddi bir yer bulsa da, seçmenin yarısı, bu konuyu 30 Mart seçimlerinde bir çözüme kavuşturmadı. Aksine, Başbakan’ın talebine olumlu yanıt verdi. Bir anlamda seçmen, Başbakan’ın ısrarla vurguladığı bize karşı bir oyun oynanıyor, hesabını soracağız iddiasında Erdoğan’a yetki verdi.
4. Köşk seçiminden önce muhalefette istifa yanlış olur
Sandıkta ciddi bir işbirliği yapan CHP ve MHP’de liderler istifa etmeli.
Ancak; bir yandan Başbakan’ın yeniden halktan yetki alması, bir yandan da 10 ve 24 Ağustos tarihlerinde seçmenin önüne cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık gelecek olması nedeniyle, muhalefet liderlerinin istifa etmesi ve bir sonraki seçime 4 ay gibi çok kısa bir süre kala kurultay yaparak zaman kaybetmeleri akıllıca görünmüyor.
Erdoğan’ın köşke çıkıp-çıkmayacağı konusunda vereceği kararı görmek ve muhalefette olası bir lider değişimini köşk seçimi sonrasına bırakmak daha doğru bir strateji olacaktır.
5. Ak Parti içinde siyasi satranç başlıyor
Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ipler Erdoğan’ın elinde duruyor. Tabi, yüzde 45 oy üzerine bir kampanya inşa etmek çok da kolay değil.
Başbakan, 30 Mart ve 24 Ağustos arasındaki kısa zamanı ve önündeki gündemi bir fırsata çevirip, seçmenin önüne “Recep Tayyip Erdoğan” diye bir kampanya ile çıktı. Seçmen bu mesaja %45 ile göz kırptı. Siyaseten bunun üzerine rahatlıkla gidilir. Ağustos için yüzde 55 oy hedefi hiç de anlamsız olmaz.
Burada daha çok tartışılacak konu, Başbakan köşke çıkarsa Ak Parti’yi kime emanet edeceği olacak. Bir süredir devam eden bahisler, artık netlik kazanacak ve şimdi Ak Parti içinde bir siyasi satranç başlayacak.
6. Yeni bir Ak Parti mi, merkez sağda yeni bir parti mi?
Ak Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde, son 20 yıldır bu hedefe hazırlanan kadrolar (Milli Selâmet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi) ile son 20 yıldır iktidarda oturanların (Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi) ve cemaatlerin koalisyonundan oluşuyordu. Daha sonra merkez sol (DSP, CHP) ile merkez sağ (MHP) saflarından da katılımlar sağladı. 2004-2010 yılları arasında aydınların ve iş dünyasının da desteği ile %58 oya ulaştı.
Bu bir iktidar olma projesiydi. Buna bir alternatif olabilmek adına CHP’nin veya MHP’nin ortaya koyduğu söylemlerin seçmen nezdinde bir şans bulması çok zor, hatta imkansız görünüyor. Öyle ki, seçmen Ak Parti alternatifi olarak sadece merkez sağda güçlü bir oluşuma izin verebilir.
Burada esas soru; Erdoğan köşke çıkarsa ona muhalif olanların mutedil bir Ak Parti mi inşa edeceği, yoksa yeni bir merkez sağ parti mi kurmak isteyecekleridir.
7. CHP’nin sorunu rakip partilerle değil, sağ seçmenle
Muhalefetin; genelde organize olamayan, parçalı, kopuk, bağlantısız, tutarsız, herkese sempatik görünmeye çalışan, Ak Parti’nin belirlediği gündemin dışına çıkamayan, uluslararası arenada destek bulmayan tutum ve söylemleri nedeniyle seçmen nezdinde itibarı zayıf.
Bu seçimde de, kimliği belli olmayan hesapların iddialarını meydanlara taşımakla sınırlı kalan söylemi, Ak Parti’ye zarar vermek yerine güç sağladı. Muhalefet, itibarlı söylemler ve kampanyalar oluşturmayı, yönetmeyi ve hedefe ulaşmayı öğrenmek zorunda.
Bu olmazsa, en azından CHP için çok yakın bir tarihte meclis dışında kalmak da dahil, bir siyasi iflas gelebilir.
