Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel 27 Mayıs 2013 günü hayata gözlerini yumdu. Mekanı cennet olsun. Vefatının birinci yıldönümünde eşinin kabrine giden Demirel, bir buket gül bırakmış ve okunan Kur’an-ı Kerim’i dinlemiş. Çıkışta gazeteciler önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimini sorunca çok güzel bir cevap vermiş:

“Bu sorular bu dünyaya ait. Biz şu an ahiretle ilgileniyoruz.”

Liderler bu iki ayrı dünyanın ayrımını yerli yerinde yapsa çok daha huzurlu bir ülkede yaşıyor olmaz mıydık?

Milli Görüş siyasetinin temelinde milli ve merkeziyetçi bir yönetim anlayışı olsa da, görüşün iletişim anlayışında ve mesajlarında günlük dilde yer alan ve işleri Allah’a bağladığımız ifadeler sıklıkla yer alırdı. Bunun milli ve merkeziyetçi hedeflerle bir ilgisi ve bağlantısı olmasa da, halkın gözünde dinin ve inancın temsil edildiği siyasi görüş olmak gibi bir konumlandırmaya hizmet ettiği ve işe yaradığı da açıktı.

Nasıl kullanılıyordu bu söylem:

– İktidara geleceğiz Allah’ın izniyle!

– Allah’ın da yardımıyla hedeflerimize ulaşacağız.

– Bunu da ülkemize kazandıracağız inşallah!

– Milletimize hayırlı olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

Örnekleri çok. Üstelik hepimizin gündelik dili böyle olduğu için kulağa tuhaf gelmiyor, tam tersine inanç olarak son derece yerinde ve uygun görünüyordu. Ancak iletişim teknikleri ve siyasi dil açısından bakacak olursak, toplumda sempati ve halka yakınlık oluşturmak dışında bir fayda bulabilmek mümkün değildir. En cahil insan bile, liderlerin ve yöneticilerin, doğru bir analiz, strateji, plan ve çalışma ile bu hedeflere kolayca ulaşabileceğini bilir.

Tabi siyasetçi zekâsı, normalde zaten yapması gereken bir işi başardığında, buna Allah’ın da izin vermiş olduğu, yani bir şekilde Allah’ın kendisinin işini desteklediği mesajını verip bundan bir fayda elde etmeye çalışır. Yaşadığımız yüzyılda, ister devlet yönetin, ister bir köfteci dükkânı yönetin, başarıya ulaşmak için kadere değil, modern yönetim ilkelerine ihtiyacınız olduğunu bilmek zorundasınız.

Ak Parti iktidarı süresince Milli Görüş kökenli politikacılar bu söylemi korudu. Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi bakanlarda ise bu dili görmedik. Başbakan Erdoğan, yatırımları, işleri, plan ve çalışmaları anlatırken, elde edilecek sonucu kadere bağlamayı tarz edindi.

– Yozgat Seçim Mitingi – 22 Şubat 2014:

İnşallah Yozgat’ta 30 Mart’ta sandıklar patlayacak. Bu iş olmuştur Allah’ın izniyle.

– Ankara’da Açılış Töreni – 19 Mayıs 2014:

Biz Allah’ın izniyle, milletimizin desteğiyle, Soma’ya da ulaştık. Somali’ye de ulaşacak güçteyiz.

– Trabzon Ak Parti Gençlik Şöleni – 13 Mayıs 2012:

Allah’ın izniyle bu yüzyıl Türkiye yüzyılı olacaktır.

– Kayseri – 21 Haziran 2013:

(Duran Adam eylemine cevaben) Allah’ın izniyle bu tuzağı da altüst edeceğiz.

– Gaziosmanpaşa’da Kentsel Dönüşüm Töreni – 6 Nisan2013:

Çözüm sürecinden umutluyuz. Allah’ın izniyle biz samimiyetle bu yola çıktık. Niyetimiz hayır, akıbeti de inşallah hayır olacak.

– Konya’da Toplu Açılış Töreni – 17 Aralık 2013:

(Rüşvet operasyonu hakkında) Siz arkamızda olduğunuz müddetçe Allah’ın izniyle geri adım atmayacağız.

Bunlar sadece örnek. Aslında bu cümlelerden “Allah’ın izniyle” ifadesini, inşallah, maşallah gibi ifadeleri çıkarıp yeniden okursanız geri kalan cümlede bir Başbakan’ın ve hükümetin iradesini görürsünüz. Anayasal ve siyasi açıdan da son derece normaldir.

Ancak işin içine Allah’ın iznini de dileyen, mütedeyyin ve tevekkül etmiş bir ifade girince hiç şüphesiz halkın çok büyük bir çoğunluğu bunda bir yakınlık, bir samimiyet, bir ortak inanç vurgusu bulabiliyor. Sıklıkla bu dili kullanan bir liderin buradan elde edeceği sempatinin seçim dönemlerinde seçmenin verdiği duygusal kararlarda olumlu etkilkeri olacağını tahmin etmek zor değil.

* * *

Demirel’in cevabına dönecek olursak:

Öyle sanıyorum ki ziyaret ettiği kabir eşinin kabri olmasaydı..

Yıl 2014 değil de 1993 olsaydı..

Eski cumhurbaşkanı değil de, gelecek seçimin adayı olsaydı..

Kabir ziyareti çıkışı, gazetecilerin sorusuna esaslı bir cevap verirdi.

Tıpkı günümüzde gittiği her yerden, her konudan, her fırsattan kendine siyasi fırsatlar çıkarmaya çalışan.. Demirel’in tabiriyle “dünyaya ait” işlere büyük hırsla odaklanan.. Ve sanki hiç bu dünyadan göçüp gitmeyecekmiş gibi “ben, ben, ben” diyen liderler gibi.

Ne diyelim.. Her cümlesinde Allah’ı dilinden düşürmeyen bu millet..

Sadece ölüm yaklaşınca ahiretle ciddi olarak ilgileniyor.