Ezilen kadın. Aşağı çekilen kadın. Aşağılanan kadın. Durdurulan kadın. Horlanan kadın. Hakaret edilen kadın. İtilen kadın. Çekilemeyen kadın. Namusu kirleten kadın. Şiddet gören kadın. Nefret edilen kadın. Dayak yiyen kadın. Evden atılan kadın. Eve kapatılan kadın.
Ortak özne kadın.
Gizli özne? Erkek.
Kadına tüm bunları yapan erkek. Ezen, aşağı çeken, aşağılayan, durduran, horlayan, hakaret eden, iten, çekemeyen, namusu kirlenen, şiddet gösteren, nefret eden, dayak atan, evden atan, eve kapatan.
Sorarsan tüm bunlar “kadınlarımızın” sorunu. Dikkatle bakarsan, sapına kadar “erkek” sorunu.
Anam der. Annem der. Cennet ayaklarının altında der. İlk yârim der. Sütünü emer. Hakkını helal et der. Sensiz ne yaparım der. Canım der. Sevgilim der. Adına şiirler yazar. Şarkı besteler. Onun için şık giyinir. Tıraş olur. Saçını tarar. Yetmez jöleyle şekil verir. Ayakkabısını temizler. Boyar. Heyecanlanır. Bekler.
Psikanalize göre, babasının yerine geçip kadını korumak ister.
Erkek, kadın için erkeklikten çıkar. İnsan olmaya başlar.
Sesi incelir. Konuşmadan düşünür. Düşünür, düşünür, düşünür hatta. Kibarlaşır. Dinler. Kulak verir. Anlamaya çalışır gibi yapar. Kullanmadığı kelimeler kullanır. Yeni kelimeler öğrenir. Tedbir alır. Güvenlik talebi artar. Korumak ister. İzler.
Yetmez.
Erkek, kadın için fırtınalarla boğuşur. İçindeki fırtınalarla. Denklem çözmek zorunda kalır. En çok bilinmeyenlisinden. Korkar. Deli gibi korkar. Reddedilmek zannedersin ama yalnız kalmaktan korkar. Kendini beğendirmek isteyen kadın bin çeşit güzelleşme ritüeline teslim olurken, erkek beğenilmemekten korkar. Öyle bir korku ki, eli kolu bağlı bekler. Çaresiz bekleyişlerin en sinsi olanı budur. En sıkı güzelleşme şansı mahalle berberi olan, köhne bir estetik arayışıdır.
Berber bin yıldır ne model kesiyorsa yine onu keser. Dönüp de “Allah aşkına istediğim gibi kes benim için ölüm kalım meselesi” diyemezsin. Hiç olmazsa iyi giyinip etkilemek istersin, ananın ütülediği gömleği giyerken.
Ve lanet olası erkeklik: Neresine dokunsan elinde kalır. Deli gibi beğenilmek ister ama ona giydirilen vahşi gurur yüzünden bunu ne talep edebilir ne de karşında bulursun. Seni çok beğensin istersin henüz bir gün bile kendini beğenmemişken. Özenirsin ama yine olmamıştır. Aynalara dönüp “bu da mı gol değil be hakim bey, bu da mı gol değil” diye haykırasın gelir. Beğenilme isteğini kalbinin derinliğine gömer ve onu ilk gördüğünde senden bekleneni dile getirirsin:
“Ne kadar güzelsin!”
“Sen de güzel olmuşsun” demez.
Tören kıtası gibi soğuk bir “sağol” der.
Araban olsun istersin. Millete hava atmak için değil. Onu evinden alıp, yine evine rahatlıkla bırakabilmek için. Paran olsun istersin. Paran kadar bir yere götürmek yerine istediği her yere götürebilmek için. Karşılığında ne teşekkür, ne bir takdir beklersin. Alacağın en büyük ödül, bir sonraki randevudur. Bildiği için bunu asla garanti etmez. “Konuşuruz” der. Daha fenası, “belki” der.
Annen elinden tuttuğu için kendini büyümüş adam sanırsın ya. Büyüyünce de şöyle bir güzel annenin omzuna atarsın elini. Seninle gurur duyar hani.
Kadının elinden tutmak için on yıl yaşlanırsın. İster mi bilemezsin. Elini bir itse, tokat yemişe dönersin. Tutup da hemen bırakırsa korkarsın. Tutup da bir süre sonra bırakırsa gerilirsin. Bırakınca ne zaman tekrar tutmana izin verecek asla bilemezsin. Elini tutunca, sonsuza dek öyle kalsın istersin.
Sen elinden tutma mahcubiyetine girince bunu ertesi gün arkadaşlarına zevkle anlatır. Sen hemcinsine bahsedecek olsan alay ederler. Anlatamazsın. Erkeğim der sokakta yürürsün ama içindeki korkuları, dağlara bile söylemezsin.
Ağlayamazsın. Sen erkeksin derler. Üzülemezsin. Sen erkeksin derler. Çeneye vurup dert anlatamazsın. Sen erkeksin derler. Yardım edin bana diyemezsin. Sen erkeksin derler. Bilmiyorum, çaresizim diyemezsin. Sen erkeksin derler.
Bir erotik dergi kadar vizyonunla, ona ulaşmak zorunda kalırsın. Genelkurmay’ın eline sapan verip “git ABD’yi işgal et” demek gibi bir şeydir lanet olası. Her sabah yeniden kanın kaynar. Allah doğanı böyle yaratmış demez, sen sapıksın derler.
Arkadaş arasında oranla ilgili elli çeşit argo sallarsın, Allah’ın aslında senin eline verdiği bir sapla gezdiğini andropoz geçtikten sonra anlarsın. Türün devamı için senin varlığın şarttır ama sanki varlığının anlamı bu kadardır. Anne ile bebek yaşam kurar, birbirini besler, bakar kalırsın. Sen erkeksin, ekmeğine bak derler.
Dünyanın en eski çatışması, ekmek kavgası. Soysuz, sopsuz, cibilliyetsiz, yalancı, düzenbaz ekmek toplama derdine düşmüştür. Erkekliğin fabrika ayarlarına geri döner, ekmek için bir kimlik arayışına düşersin. Ekmek taşımaktan başka misyon biçilmemiş bir cins olarak, kimliğine iyiden iyiye inanır, kendini var etmenin savaşını, kendinle savaşını verirsin. Erkeklerin dünyasına döner, vahşetin her türlüsünü içselleştirmek zorunda kalırsın. Orada hak yemenin adı esnek çalışma saatleri olmuştur, aileni göremezsin. Her sabah patronun lanet suratını görür, büyüyen serpilen güzeller güzeli evladını onun kadar göremezsin. Hak yemenin adı, işten atarım olmuştur. Her koyun kendi bacağından asılır olmuştur. Hak verilmez, alınır olmuştur. Patrona yalakalık yapmak olmuştur.
Kadının iş dünyasına girmesine engel olamayan patron için iş yerindeki kadın, etek giyen, bacakları olan, memeleri olan biridir. Kontrolü asla tamamen vermeden, eline ipleri verip bir kariyer oyunu oynatır.
Endüstriyel dünyada seksüel bir obje olan kadın, iş hayatında da seksüel objedir. Kadın olduğu için kayrılması gerektiği iddia edilirken, “kadınlar iş hayatında üst makamlara gelmeliler” denilirken bile kadın bir kişilik değil, kadın olduğu için kayrılması gerektiği iddia edilen sosyal bir objedir.
Çünkü bin yıldır, patron erkektir.
Kral, erkektir.
Diktatör, erkektir.
Kaşif, erkektir.
Mucit, erkektir.
Peygamber, erkektir.
Erkek, yarışmadır. Siyasettir. Savaştır. Paradır. Faizdir. Terördür. Müsabakadır. Yazıdır. Şiirdir. Romandır. Resimdir. Heykeldir.
Rönesans, erkektir. Mona Lisa, kadındır.
Cennet kimin ayağının altında olursa olsun, papa erkektir.
İmam, erkektir.
Hakem, erkektir. Holigan erkektir.
Hakim, erkektir. Yargıç, erkektir.
“Kadın dünyasından çok iyi anlıyor” denilen köşe yazarı, erkektir.
“Erkek dünyasından iyi anlayan yazar” henüz yoktur.
Erkek dünyası diye bir dünya varsa; kaşifi yoktur. Meraklısı yoktur. Turisti yoktur. Dini, peygamberi yoktur. Tepeden tırnağa etiketlenmiş erkek, aslında gerçek kaybeden, gerçek itilmiş, gerçek aşağılanan varlıktır.
Erdemin cinsiyeti olmaz. Kadın ne kadar mağdursa, erkek de o kadar mağdurdur.
Kadın üzerine modern toplumda yapılan çalışmalar, erkek için yapılmamıştır. Erkek gizli, karanlık ve derin bir dünyadır. Erkeklerin dünyası denilen, içinde yaşadığımız alemdir. Ancak bir alem olarak erkeklerin dünyası, adeta bir mahşer yeridir. Erkeğin kimsesi yoktur. Erkeğin ağlayacağı bir omuz, gerçek bir dostu, onu düşünen bir varlığı yoktur.
Terk edilmiş ve itilmiş erkeklik, ruhen ölmüştür.
Kadına oranla kendini daha çok alanda ifade edebildiği sanılan erkeklerin, toplumsal mecburiyet sonucu belli rolleri oynadığını ve erkeğin kendi gerçek dünyasının tam bir vahşi tasallut altında olduğunu görmek zorundayız.
Kendiyle, kendi varlığıyla, kendi vücuduyla, kendi benliğiyle büyük bir savaşa tutuşan erkek her gün er meydanında şehit düşmektedir.
1789 sonrasında kadını modern yaşamda yeniden konumlamayı başaran modern toplumlar, erkeği yeniden ele almak zorundadır. Bir şekilde dışlanmış olduğunu kabul ettiğimiz kadını kurtarırken, erkek yok olmaktadır.
Benliğini ezilmiş gören ve ayağa kaldıramayan erkek, hayvan gibi vahşileşerek, mutsuzluğunun ana sorumlusu olarak gördüğü kadından intikam almaktadır.
Bıkmadan usanmadan “kadına şiddet” dediğiniz şeyin altında bu yatmaktadır.
Ve maalesef, toplumda ne erkeklerin ne de kadınların, erkeğin Kâbe’sine girmeye ve oradaki putları devirmeye cesareti yoktur.
Sorun töre değildir, namus değildir, yazılıp çizilenler değildir.
Sorun, ezik ve mutsuz erkektir.