📘 The Brand Age Dergisi Ocak 2015 sayısında yayımlanmıştır.

1. Seçim gündeminden fırsatlar çıkarın

Seçimden bize ne fırsat çıkacak demeyin: Normalde çıkmaz zaten. Unutmayın ki, herkes seçim ve siyaset konuşmaktan yorulacak. İnsanları farklı şeyler görmeye, dinlemeye ve düşünmeye itecek etkinlikler ve yerine göre doğru kullanılacak sosyal medya kampanyaları bu yıl pazarlama iletişiminde iyi çalışır. Ayrıca seçimli yıllarda medyada şirketlerin de görünme oranı azaldığı için şirketinizde ve markalarınızda yapısal değişiklikleri, iyileştirmeleri ve eğitimleri yapmak için ideal bir fırsat doğar. Dışarıya iletişim yapmadığınız her an içeride “daha iyi nasıl yapabiliriz” diye sormak için en uygun zaman böyle zamanlardır. Bu yılı iyi değerlendirin çünkü seneye seçim yok; piyasalar ve tüketiciler son yılların tüm gerginliğini ve bekleyelim görelim pozisyonunu 2016’da fiyatlayacağı için seneye fazlaca yapısal değişiklik veya dönüşüm için zamanımız olmayacak.

2. İnovasyonun kitabını yazın

Yıldız Holding’in United Biscutis’i satın alarak dünyanın en büyük 3. bisküvi üreticisi olması tam olarak bir “Hasan almaz, basan alır” durumu değil. Kurumun içine bakınca orada başkan ve yönetim kurulu düzeyinde başlayan bir özeleştiri yapma ve kendini sorgulama süreci görülüyor. Herkesin kendisini dev aynasında gördüğü bir ülkede böyle büyük bir kuruluşun kendisini bu seviyede tartışması ve bunun iletişimini de samimiyetle yapması gerçek bir marifet. Nihayet satın alma hamlesinden önce holding kendi içinde inovasyonun kitabını yazmış. Bu yöntemler doğru bir sıralamayı da gösteriyor. Türkiye’de çok duyduğumuz “biz Koç muyuz, Sabancı mıyız” şeklindeki savunmaların bence bir anlamı yok. Artık dünya düz ve herkes istediği her düzeye doğru gelişebilir. Siz yeter ki bu yönde bir strateji oluşturun ve bir an önce kendi kitabınızı yazmaya başlayın.

3. Gündemle ve iletişimle oyalanmayın

Türkiye’deki ekonomi gündemi özel sektörün lehine bir sistem üzerinde ilerlemiyor. Hele ki yolsuzluk algısı şirketlere yolsuzluğun kendisinden çok fazla zarar verir. Ülkede farklı görüşler seçim atmosferi sebebiyle birbiriyle atışırken, laf yetiştirirken, elbette gündemi bilin ve takip edin ama gündemle fazla oyalanmayın. Bugün sıradan bir insan bile günde binlerce mesaj alıyor. İş hayatında görev alan insanlar çok daha fazlasını.. İnsan entelektüel bir varlık değildir, ne kadar mesaj verirseniz verin, önce kendini düşünür. İletişime enerji harcarken, çağımızda yeni alınan bir bilginin en fazla 6 saat ömrü olduğunu unutmayın. 2015’te ilişki yönetimine ve yeni ilişkiler kazanmaya daha çok zaman harcayın.

4. Marka Yönetimi ve Pazarlama departmanlarınızı güçlendirin

Ajans, ajans, ajans. Sorun hep ajanslarda mı? Peki, çözüm hep ajanslarda mı? Tabi ki hayır. Sürdürülebilirliğin temeli, üçüncü tarafların en fazla deteğini alarak ancak üçüncü tarafların yokluğundan en az şekilde etkilenerek yaşamını sürdürebilmek demek. O halde ajanları doğru yerlerine koyun. Önce kurumunuzun içinde marka yönetiminizi, itibar yönetiminizi ve pazarlama süreçlerinizi kendi kendinize yönetebilecek ekipleri oluşturun. Sonra da uzmanlardan ve ajanslardan en iyi desteği ve ulaşamadığınız bilgileri alın. Şunu da unutmayın; itibar asla üçüncü taraflara emanet edilemez. Üçüncü tarafları iş ve karar alma süreçlerinize daha çok dahil edin ama ana kumandaya daha fazla ve daha kaliteli özkaynak yerleştirin.

5. Şirketinizde ve markalarınızda “paydaşlık yönetimi” sistemi kurun

Orijinal adıyla, stakeholder engagement. Modern bir şirketin tüm iş yapış süreçleri bunun üzerine inşa edilmeli. Aldığınız herhangi bir karar, ürettiğiniz yeni bir ürün veya hizmet, herhangi bir gelecek planı asla sizle çalışan ikinci ve üçüncü taraflara sürpriz olmamalı. Kararları birlikte almalı, fikirleri birlikte geliştirmelisiniz. Bu bir proje değil, bir iş yapma kültürü olarak yapınız içinde kurulu hale gelmeli. Türkiye gibi “hızlı yol almak lazım” diye iş üretilen bir ülkede mantığa ters geliyor belki ama işinizi, servetinizi, itibarınızı ve varlığınızı tek sigortalama şansınız da bu yöntemi iyi bir şekilde uygulamak. Bir örnek vermem gerekirse, Türkiye’de son on yıldır yaşanan tüm kişisel ve kurumsal itibar krizlerine bakın, içinde bu yöntemi uygulamayı bilmeyen veya ciddye almayan liderler ve şirketler göreceksiniz. Siyasette bile.. Kimlerin başarılı olduğuna bakın, orada da bu yöntemi göreceksiniz. Bu yüzyıl, herkesle gerçek ve samimi bir ilişki kurabilme ve bunu sürdürebilme yüzyılı. Bu yüzyılın başarısını, geçen yüzyılın alışkanlıklarıyla aramayı bırakın.

◼️