Her akşam araştırmacı sıfatıyla kendini bir tartışma programına yamayıp “bence” diye kendi yorumlarını saatlerce anlatan adamlardan (aralarında hiç kadın araştırmacı görmediğim için) sıkıldıysanız, konuya bir de benim anlatacağım açıdan yaklaşmayı deneyebilirsiniz.

Seçim sonuçlarını, araştırma yaparak doğru tahmin etmeye çalışmak tam anlamıyla abesle iştigal. Çünkü araştırmalar, “sonuçları tahmin etmek” için yapılmaz. Bu amaçla yapılacak bir araştırma ya manipülatif amaç taşıyordur veya ne yapması gerektiğini bilmeyen birileri sipariş etmiştir.

Seçim araştırmaları, seçmen eğilimini anlamak için yapılır. Örneğin Kılıçdaroğlu kürsüye çıkıp “mazot 1,5 TL olacak” veya “Kemal sözü veriyorum” deyince araştırma şirketlerinin, bu sözlere CHP seçmeni, Ak Parti seçmeni ve MHP seçmeninin nasıl tepki verdiğini bulup gelmesi beklenir.

Bizde böyle olmuyor. Araştırma şirketi sahibi kanala çıkıyor, “CHP’nin vaatlerinin kaynağı nerede” tartışmasına katılarak şahsi siyasetini yapıyor. Doğrusu bu değil. Dünyada yapılan da bu değil.

secim

Bundan iki yıl önce İstanbul’da Ipsos’un Siyasi Araştırmalar Dünya Başkanı Cliff Young ile görüşmüştüm. Son ABD seçimlerinde Reuters için yapılan seçmen eğilimleri araştırmasını yönetmişti. Aday Obama bir eyalete gidip seçim vaatlerini anlatıyor, aynı gün Young’ın ekibi seçmenle görüşüp haber ajansına ABD kamuoyunun ne düşündüğünü rapor ediyordu.

Reuters’ın işi haberi bulmak, araştırıp-öğrenmek ve aktarmak olduğu halde ücretini ödeyerek Ipsos ile anlaşıp kamuoyuna anlık taze araştırma sunuyordu. Bizdeki haber kanalları ise -belki de bedava olsun diye- “ekranda tutulan” veya “bakılan” isimleri ekrana çıkarıyor, hep aynı adamlar konuşuyor, üstelik yeni bir araştırma da yapmadığı halde konuştuğu her şeyi araştırmaymış gibi anlatıyor.

Bir araştırmacının işi, bir siyasi partinin kaynağı nereden bulacağına yorum yapmak değildir. Fakat seçmenin CHP’nin bu kaynağı bulup bulamayacağına ne kadar inandığını gidip öğrenmektir. Son seçimde Ak Parti’ye oy vermiş emekliler CHP vaatlerine ne diyor? Veya son seçimde Ak Parti’ye oy vermiş işçiler CHP’nin iktidar olabileceğine inanıyor mu?

Bunları öğrenemiyoruz ama her gece aynı isimleri dinliyoruz.

*

Biz bir bilene; Cliff Young’a dönelim. Young bana şunu söylemişti:

“Son ABD seçimlerinde elde ettiğimiz bir saha verisinin (örneğin aday Obama’nın Teksas’ta yaptığı bir konuşmadaki vaadin seçmeni nasıl etkilediği bilgisinin) altı saatlik ömrü vardı.”

Young bundan elli yıl önce yapılan siyasi araştırmaların saha çalışmasının haftalarca sürdüğünü, siyasi araştırmaların ise haftalarca gündemde kalabildiğini hatırlatıp, günümüzdeki bir araştırma verisinin yarım günlük bir ömrü olduğunu, sonra seçmenin fikrinin değişebileceğini söylüyor.

Bizde ise babalar kuruluyor canlı yayın stüdyosuna, “biz araştırmalarda HDP’yi hiç yüzde 10 görmedik” diyor. Bu bir veri mi? Hayır, değil. Bu sahih mi? Hayır, değil. Bilimsel mi? Hiç değil.

Bunu deyip bıraksa iyi, devam ediyor ve örneğin CHP-HDP koalisyonu olamaz gibi şeyler söylüyor. Böylece işi “kamuoyunu araştırmak” olan birinin her konuda “kendi” fikrini öğrenmiş oluyoruz.

*

Cliff Young’ın siyasi araştırmalarla ilgili söylediği en önemli şey şuydu:

Young “bugün seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz” anketlerinin seçimden çok önce yapılması ve kampanya boyunca buna tekrar bakılmaması gerektiğinin altını çizdi. Seçim sürecinde bu anketler sadece partinin oylarında genel bir düşüş veya artış durumunu izlemeye yarıyor. Young’a göre buna bakarak analiz veya tahmin yapmak çok yanlış. Daha önce İtalya, Kenya ve Kolombiya’da yapılan seçimlerde bunun örnekleri yaşanmış. Biz de 2002 seçimlerinde yaşadık.

Ak Parti birinci görünüyordu ama kimse Ak Parti’nin tek başına iktidar olmasını, MHP, ANAP, DYP, SP ve DSP’nin meclis dışında kalmasını beklemiyordu. Seçmen sandık günü öyle karar verdi.

Young diyor ki, seçmenin en çok önem verdiği konuların neler olduğunu analiz etmek çok kritik. Ekonominin vatandaş için iyi gitmediği bir dönemde seçmenin ekonomik vaatlere ne kadar duyarlı olduğunu bu seçim kampanyasında görüyoruz.

Young “seçmeni tek bir blok gibi görmemek gerek” demişti. Bunu defalarca yazdım. Ak Parti bunu dikkatle uyguluyordu, çünkü güçlü ve deneyimli bir teşkilat partisiydi. Nihayet CHP de bu kurala uymayı başardı. Emekli, işçi, sigortalı, genç, şehirli, köylü gibi hedef kitle ayrışmasına gitti seçim kampanyasını hazırlarken. İlk sonuçlar, bu yöntemin doğru sonuç verdiğini gösteriyor.

*

Seçmenin kendi kültürü ve seçim tarzı da seçim sonuçlarına şekil veriyor.

Bizim seçmenin de bir kültürü var. Bir seçim tarzı var. Bunları özetlemeye çalışalım:

1. Seçmen tüm seçeneklerin serbest bırakılmasını ister

Seçmene “ya beni seç yoksa bilmem ne olur” dersen, bundan rahatsızlık duyar. Bu söylem kimden gelirse gelsin reddeder. Seçimin tılsımı zaten seçmenin, çoklu seçenekler arasından kendisinin bir seçim yapmasıdır. Demokrasinin en katılımcı yönü de bu. Seçmen ister ki partiler, liderler sadece kendini beğendirmeye çalışsın. Beni seçmezsen seni kurt kapar diyen her zaman puan kaybeder.

2. Seçmen açık bir seçim yapmak ister

Adı genel seçim veya milletvekili seçimi olduğu halde çıkıp “biz burada rejimi oylayacağız” veya “geleceğimizi oylayacağız” derseniz, seçmen bundan hoşlanmaz. Seçmen ne seçtiğini net bilmek ister. Ak Parti’yi iktidar yaptıysa iktidarda onu görmek ister. CHP’yi muhalefet yaptıysa onu iyi bir şekilde muhalefet yaparken görmek ister. Aksini, “kendi iradesine” müdahale olarak algılar.

Seçim dönemlerinde seçime aşırı anlamlar yüklemek ve seçmenin gerginliğini yükseltmek, belirsizliği yaratan kimse ona kayıp olarak geri döner. Eğer Davutoğlu’nu iktidar yapacak bir oy vereceğim ve bu oyla Erdoğan Başkan olacaksa bu seçmen kimyasına terstir. Nitekim, CHP’nin iktidar olması durumunda, Ak Parti’nin bile gücünün yetmediği devlet içindeki ve yargıdaki paralel sorununu CHP kadrolarının nasıl çözeceği meselesi seçmen için karanlık noktalardır.

Ekranda her akşam çıkıp HDP-baraj ilişkisi üzerine konuşsanız da, seçmen HDP’ye hangi sözlerin verildiğini bilmediği için “şimdilik meclis dışında etkili olsun” da diyebilir. Çünkü meclise parti olarak girmesi ihtimali bile Kürt siyasi söylemini bu kadar merkeze yaklaştırdıysa, seçmen için meclis dışında bekleyecek bir HDP daha da normalleşebilir. Tabi, Ak Parti mecliste daha fazla sandalye kazanmasın diye HDP’ye oy verme fikri de dahil olmak üzere seçmen karar verirken ideolojik değil, tıpkı siyasetçiler gibi pragmatik, fırsatçı ve değişken tutumlar sergileyebilir. Yanlış anlama olmasın, seçmen elbette blok olarak karar vermiyor. Ancak seçmen net olmayan, karanlıkta kalmış, belirsiz olayları seçenekler arasından çıkarma tutumu sergileyip, net gördüğü hedeflere oy verir.

3. Seçmen kuvvet değil güç görmek ister

Zamanında Mesut Yılmaz’a “iktidar oldu ama muktedir olamadı” diyen kimse, ayıp etmiş. Ne büyük bir haksızlık. Bu ülke sivil siyasette muktedir nedir, bir kez olsun gördü mü? En muktedir diye kabul edilen lider tarihte yedi kez iktidardan gönderilmiş, sekiz kez seçilip başa gelmiş. En muktediri bu!

Seçmen 2002 seçimlerinde sandığa giderken hiç beklenmeyen kararlar verdi. 1970’ten bu yana, askeri darbenin 1980’de yaptığı tasfiye dışında; önce 1987’de referandumda siyasi yasakları kaldırıp tüm seçenekleri sepetin içine koyan Türkiye seçmeni, 1987-2002 arasında istisnasız tüm siyasi partileri en az bir kez iktidara getirerek (1987 ANAP, 1991 DYP, 1995 RP, 1999 DSP bu dönemde seçimden birinci çıktı ve ANAP, DYP, DSP, SHP, MHP, RP iktidar ortağı oldu) şans verdi ve sonra aşılamayan siyasi krizleri tek bir seçimde kesip atarak bu partileri meclis dışında bıraktı.

3 Kasım 2002 gecesi sandıktan sadece Ak Parti ve CHP çıktı. Aradan geçen 12 yılda seçmen Ak Parti’den hep memnundu. Onu takdir etti ve sandıkta hakkını verdi. Bu iki parti de 2002’den bu yana her seçimde oylarını artırdı (bunun nedenini 5. madde açıklıyor).

Şimdi 2015 seçimleri öncesinde genel bir huzursuzluk ve çok konuda (paralel, çözüm süreci, başkanlık sistemi, yeni anayasa vb) belirsizlik var. İktidar partisi güçlü iken oylarını hep artırdı. Neydi ona güç veren:

Reformlar, değişimler, AB hedefi ve uyum programı, IMF borcunun kapatılması, vesayetle mücadele, tek başına iktidar olmasının sonucu olarak hızlı ve etkili olması, güçlü bir liderin yönetiminde birçok etkili yönetici ve dava adamının toplanmış olması, parti içi disiplin vb.

Şimdi Ak Parti kendi kendine ona güç katan özelliklerin bazılarında fire verdi. Ancak gücünü yitirmediğini göstermek için kuvvet göstermekten kaçınmadı. Seçmen bu ikisi arasındaki uygulama farkını anlar. Kuvvet gösterene prim vermez. Ama güçlü bir siyaset ister. Ak Parti, kendi marka vaadiyle tutarsız krizler yaşadı ve çözüldü mü kimse bilmiyor. Seçim için krize ara verildiği izlenimi edinilebilir. CHP’nin ekonomik vaatleri emekliyi, çiftçiyi ve işçiyi cezbederse, Ak Parti oylarında bir kısım azalma olabilir. Seçmen Ak Parti’yi kendini toparlaması için uyarabilir. Bu ne demektir:

Ak Parti oyları biraz geriler, CHP oyları biraz artar. Zaten bu eğilim şu anda görülüyor. Ama bu iki partinin siyasi ağırlıkları değişmez. Biri yine iktidar kalacaktır, diğeri de ana muhalefet. Seçmen, Ak Parti’nin yüzde 49 ile güç gösterisine dönüşen iktidarını, yüzde 41-42 ile yumuşatmak zorunda kalacağını düşünebilir. 1987 referandumunda siyasi yasaklar kalkınca erken seçimde Demirel’in DYP’si meclise girebilmişti. Bu sırada ANAP tek başına iktidardı. Ama başını alıp giden yolsuzluk iddiaları karşısında seçmen Özal’ın bekçisi olarak karşısına ilk fırsatta Demirel’i koymuştu.

CHP ise bir kez iyi vaatte bulunmakla iktidara gelemez ama seçmen CHP’nin bu mantıkla siyaset yapmasını isterse onu yarışa ortak etmek için puanlar. Böylece sonunda hep seçmen kazanır.

İktidarın her zaman güçlü olmak ile kuvvet göstermek arasındaki farka dikkat etmesi gerekir. Çünkü siyasetçinin elde ettiği fazlalığı sadece seçmen azaltabilir.

5. Seçmen siyasette denge görmek ister

Bugün dünyada toplum mühendisliği konusunda “benim” diyecek insan, 2002 ve 2007 seçim sonuçlarıyla oluşan meclis tablosunu oluşturamaz.

2002’den bugüne Ak Parti, CHP ve Kürtler hep meclisteydi. Seçmen MHP’yi de (2007‘de) oraya ekledi ve bunların tartışmasından -sanılanın aksine- memnun olmalı. Çünkü bir dengesi var:

Güçlü ve muktedir bir tek parti, karşısında onu gözlemleyen statükocu CHP… Değişimden yana olanın karşısına statükocuyu koyuyor, sonra da işine bakıyor. Seçmen biliyor ki Ak Parti çizgiyi çok aşarsa CHP çok bağırır, oradan anlaşılır. Ama ülkenin gitmesi gereken çizgiye de bizi CHP değil Ak Parti götürür diyor. Seçmenin normalleşmesini istediği Kürtlerin karşısına da bekçi olarak MHP’yi getiriyor. Zaten görüyorsunuz, bu denge bugün de eksiklerine rağmen oldukça iyi çalışıyor.

Yeniden dizayn değil, “yeniden ayar” seçimi olabilir

Siyasetin yeniden dizayn edileceği seçim 7 Haziran seçimleri olmayacak gibi.

Öyle görünüyor ki, seçmen biraz normalleşme istiyor. Toplumun her kesimi, işler açılsın, para kazanalım, anlamsız gerginlikleri değil mesela kimin 4. yıldızı takacağını tartışalım, savaş ve terör belasından uzak bir siyasi ortama sahip olalım, siyasi kutuplar biraz konuşsun, görüşsün, tartışsın, işbirliği yapsın istiyor. Uçuk veya kaçık, muhalefet de seçmenin iyiliği için kafa yorsun istiyor. İktidar eskisi gibi çok çalışsın, daha az şikayet etsin istiyor. Kendini iyi ve güvende hissetmek istiyor.

Bu eğilimlere bakınca ben 7 Haziran seçimlerinde Ak Parti’nin birinci olacağını ve oylarında gözle görülür, net bir azalma olacağına inanıyorum. Seçmen burada Ak Parti’ye bir mesaj verebilir.

CHP’nin oylarında az da olsa artış olabilir. Seçmen bu partiye “böyle çalışmaya devam et ama iktidar olman için başka şeyler de arıyorum” diyecektir. Seçmen 2002’den beri muhafazakâr bir yönetim modelini puanlıyor ve geniş kesimlerin burada da beklentileri var. Ak Parti’ye son seçimde oy veren yüzde 49’un henüz CHP’nin muhafazakâr yaşam ve yönetim tarzına karşı bir güvence sağlamaya hazır olduğuna inandığını sanmıyorum. CHP şimdilik ekonomi alanındaki eksikliği aşmış görünse de, çözmesi gereken iki alan daha var:

Biri muhafazakâr yaşam ve yönetim kültürümüzle entegre olması. Diğeri de her ilde etkili tam bir kitle ve teşkilat partisi haline gelmesi. CHP tahminim doğru çıkarsa, partinin bu seçimi bir milat kabul etmesi gerekir. Aksi takdirde, misyonunu tamamlamış bir siyasi parti olarak CHP’nin (daha önce de iddia ettiğim gibi) bir, bilemediniz iki seçimlik ömrü kaldığına inanıyorum.

CHP iktidar yürüyüşüne çıkarsa, seçmen CHP’nin karşısına ya dinamikleşmiş Ak Parti’yi veya Ak Parti’nin ılımlı yeni bir modelini koymak isteyecektir. Bu alternatif MHP olabilir mi, sanmıyorum. DNA’sında var ama yapamıyor. Bu durumda gözler Abdullah Gül’de olacaktır. 2008’de Ak Parti’nin bıraktığı yerden alıp götürebilecek bir oluşum oradan gelebilir. Ancak bu çok kolay da değil. Çünkü Ak Parti teşkilatlarının da desteğini almak zorundalar. Bence bu hareketin doğabilmesi için Ak Parti’nin psikolojik bir seviye olduğuna inandığım yüzde 40 civarına gerilemesi gerekir. Bunun üzerinde kazanılacak bir oy oranı Ak Parti için çok sorun yaratmayacaktır.

Böylece MHP’nin de geleceği yer, CHP’nin yeri olabilir. MHP eğer Ak Parti alternatifi haline gelemezse, mecburen ana muhalefet olmaya oynamak zorunda kalacak. Hele ki HDP yükselmeye devam ederse, MHP de güçlenecektir. HDP genişlerken, MHP de genişlediği için, CHP iktidar olmaya doğru adım atmadıkça, silinip gitmeye mecburdur. Çünkü orada başka bir rol yoktur ve en kötü CHP’nin yapacağı siyasi görevi zaten MHP de kolayca yapabilir. Seçmen CHP veya MHP’ye ihtiyaç duymazsa bundan sonraki tercihini CHP’yi oyundan düşürmekte kullanır. Nitekim seçmen 2002’de MHP’yi meclis dışında bırakmıştı. Şimdi CHP de dönüşemezse, dindarların SP’si gibi, orta vadede meclis dışından ulusalcı söylemlerle siyasete devam etmek zorunda kalabilir.

HDP’nin barajı geçip geçmemesinin ise seçmen için çok önemli olduğuna inanmıyorum. Seçmen bu partinin samimi olup olmadığını göremiyor. Çözüm sürecinin içini ve sonunu da göremiyor. Bu muğlaklıklar HDP’nin önünü tıkayan en önemli unsurlar. HDP netleştiği ve samimiyetine inandırdığı kadar oy alacaktır. Baraj altında kalırsa bu seçmen için çok sorun yaratmaz. Ancak Kürt siyaseti ilk kez bu kadar normalleşmeye çabalayıp da bu kadar oylarını artırıyorsa, seçmen buna onay veriyor demektir. Meclis içinde veya dışında, HDP seçmenin gözetimi altında, etkili bir parti olacaktır.

*

Keşke bize bu muğlaklıkları giderecek unsurları araştırmacılar anlatsa. Ama her şeyden önce araştırmacılarımız keşke bunları araştırsa ve gündeme taşısa. Futbol maçından sonra yapılan “bence penaltı” veya “bence ofsayt değil” gibi tartışmalardan öteye gidemeyen bu sığ tartışma programlarının karşısında kesinlikle bir geleneği, bir kültürü ve çok daha derin bir okuması olan Türkiye seçmeni var. Sanıldığı kadar kutuplaşmadığını da göreceksiniz ve şaşıracaksınız.

Bunların tamamı benim yorumum ve neyse ki bir araştırmacı değilim. Yanılırsam, yanıldın dersiniz.

Yeni bir denge arayışına girilen bu dönemin hepimize hayırlı olmasını dilerim.

Cliff Young röportajımın tamamı > OBAMA, CHP VE MHP İÇİN İLHAM OLUR MU?