Vurur yüze ifadesi…
Atatürk’ü övmeye korkuyor musun bir tanesi…
O da insandı oğlum, korkma.
Korkma ondan.
O da aşık oldu.
O da ağladı.
O da hep başaramamaktan korktu.
Sevdiği kıza varamadı mesela…
Beğendiği kadınla da olmadı.
Annesini, babasını görmeye fırsatı olmadı.
Sevdalarını kalbine gömdü.
Yatılı geçen bir gençlik…
Ev görmeden, aile görmeden…
Kurulu düzen nedir bilmeden.
Bulgarı, Yunanı bağımsızlığı için…
Bir bir Osmanlı’dan koparken.
Kendi ülkesinin geleceği için düşülen…
Izdırap ve telaş dolu bir istikbâl hayali.
Anlatamadı Vahdettin’e mesela…
Vatanı nasıl kurtarmak gerektiğini.
Avrupa’yı gezdiler aylarca trenle.
Her gün Vahdettin’e “haydi” dedi.
Ordunun başına siz geçin sultanım dedi.
Geçmem dedi Vahdettin.
Ordunun başına beni atayın sultanım dedi.
Yapmam dedi Vahdettin.
Sana da, saltanatına da dedi…
Attı tepesi Selaniklinin.
Vatan gidiyor ulan…
Ne Selanik kalmış, ne İstanbul.
Mebus olmak yerine…
Gönder beni dedi, Samsun’a.
Ordunun en parlak komutanıyken.
Ama üçyüz yıldır geri çekilen bir ordunun…
Hatt-ı müdafaayı bitiriyorum dedi.
Sath-ı müdafaaya geçildi, kızlı-erkekli…
O satıh bütün vatandır dedi.
Oldu mu sana vatan – milletin!
Bir gün önce keyfini beklerken Vahdettin’in…
Cepheyi en iyi bilen komutanken…
Herkesi cepheye davet etmişken…
Cepheye gidecek parası yoktu oğlum.
Bu millet verdi o arabanın benzinini…
Bu millet yaktı kurtuluş meşalesini…
Bu millet yaktı aydınlanma ateşini.
Bu millet söküp attı işgal ordularını.
Ordular dedi, ilk hedefiniz Akdeniz.
İleri!
Üçyüz yıl sonra hücum etti Türk’ün ordusu.
Yunan ordusuna telgraf trafiği gösterildi.
Büyük taarruzdan önceki geceydi…
Mustafa Kemal bir düğündeydi.
Öyle zannediyordu Yunanı, İngilizi…
Taktikti bu. Cephedeydi.
Mehmetçik son namazını kılıyordu.
Hücuma bir kalktık…
İki haftada İzmir’den yüzerek kaçtı.
Yunanı…
Geldiği gibi gitti İngilizi…
Tek kurşun atmadan gelmişti.
Altın tepside buyur edilen başkente.
Tek kurşun yemeden gitti.
Geldiği gibi…
Destan yazdı benim milletim.
Destanlar böyle yazılır.
Onu hep içki sofrasında zannederler.
Yunan da düğünde biliyordu, boşver.
Düşman dediğin gaflette gerek.
Anasının sıcak evinde bir tas çorba pişti de…
O aleme mi gitti…
Hangi asker evini görmüş ki.
Şanslısı mavi gökyüzünü görür…
Kanlı ve ağır bir vuruşmanın sabahında.
En şanslısı, şehadeti…
Hatasıyla, günahıyla…
Bir insan gibi…
Yaşadı ve gitti…
Sen bakma Atatürkçünün ne dediğine.
Aşıktır biraz Atatürk’e…
Görmez gözü çevresindekileri…
Biraz fazla över, yalnızlaştırır.
Çoğu insan bu yüzden sevmiyor Atatürk’ü.
Aslına değil, övülene baktığından yani.
Ailesiz, sevgilisiz belki ama…
Çok kalabalıktı çevresi her yaşında.
Dostları olmasa nasıl lider olur ki insan.
Liderlik boyun eğdirmek değil ki.
Saygı ve güven uyandırmak…
Vahdettin’in de hakkı geçmiştir.
Ya o geçseydi ordunun başına?
Ben ne yapabilirim ki diyen, yani…
31 Mart oldu diye kopup gelince Selanik’ten.
Tutuklayabilirdi onu Enver Paşa.
Görev yetkisi yoktu diye.
Geçin dedi Enver, arkama, yetki bende…
Onun da hakkı geçti.
Gençlik arkadaşıydı çoğu komutan…
Yatılıdan…
Adam gibi adamdı oğlum.
O yüzden dostuydu muallimi de, imamı da.
Genci de, yaşlısı da…
Okumuşu, okumamışı da…
Cumhuriyetin kaderi devletçilikle yazılmadı.
1923’ten sonra 1950’ye kadar Osmanlıdır biraz.
Entrikası, politikası, meclis gibi meclis işte.
Kavgası, gürültüsüyle…
1919’dan 1923’e kadar halktır halk.
Mustafa Kemal halkın lideridir.
Halkçılıktır devletin temeli.
Devlet yoktur ama halk vardır.
Devlet olsun diye çarpışan halk vardır.
Devlet yaşasın diye ölen bir millet vardır.
Milletin azmidir, zaferidir.
Ve o millet onu, Ata ilan etmiştir.
Korkan var adını ağzına almaktan…
Korkma diye başlar, marş-ı İstiklâl.
Korkma oğlum, insandı o da…
Senin gibi. Benim gibi.
Korkma bak. Ata de. Türk de.
Atatürk de…
Dolu dolu söyle.
Atatürk de.
Bir daha söyle…
Onu oku, anla, öğren.
Onu bir şey sanma.
Onu bir şey sananların sonunu gördük.
Yunan mesela…
Düğünde sandı, hop şah-mat.
Sen sanma.
Biz bizeyiz çünkü.
Sen takılma onu çok övene.
Çok eksikti o…
Harbi bak.
İnsandı çünkü.
Senin gibi. Benim gibi.
Ağrısı, sızısı, yorgunluğu.
Elde yok, avuçta yok.
Millet ayağa kaldırdı onu.
O ayağa kaldırdı milleti.
Millet ondan, o milletten razı.
Yaşandı, bitti işte.
Bir sabah dokuzu beş geçe.
Allah ne derse o…
Ne bir an eksik, ne bir an fazla.
Gitti.
Şimdi sen kaldın. Ben kaldım.
Allah bitti diyene kadar.
Seni bana ekleyince biz ediyor.
Senle beni toplayıp düşmanı çıkarınca.
Kalan vatan…
Düşmanı çıkardık.
Sen varsın. Ben varım.
Düşman yok.
Sen de onu çıkarmaya çalışma.
Allah canını cephede almamış.
Allah canını hasta yattığı hastanede almamış.
Allah canını taarruzda almamış.
Çanakkale’de almamış.
Trablus’ta almamış.
Viyana’da almamış.
Sofya’da almamış.
İstanbul’da almamış.
Karadeniz’de almamış.
Samsun’da almamış.
Afyon’da almamış.
İzmir’de almamış.
Ankara’da almamış.
Almamış oğlu almamış.
Ölümle burun buruna getirmiş, almamış.
Kalbine kurşun isabet ettirmiş, yine almamış.
Ölen adamın canını almak sana-bana mı kaldı.
Yüce Allah dururken.
Haşa.
Sen de söyle. Atatürk de.
Ölmüş gitmiş, korkma artık.
Atatürk de.
İnancımızdır diye, kim bilir kaç şerefsizi…
İyi bilirdik diye uğurladık şu dünyadan.
Onun ölüsünden ne umacağız.
Olanı olduğu gibi görelim.
Sana gelelim artık. Bana gelelim.
Şu dünyadan göçüp gitmeden…
Can bedendeyken…
Ben senin iyiliğini…
Sen benim iyiliğimi…
İyilikleri görelim be kardeş.
Düşman ayıramamış.
Yedi düvel ayıramamış…
Alayı ayıramamış da.
Ne diye bu gayrılık.
Sen de bendensin.
Ben de senden.
Biziz oğlum işte.
Sende de var ondan biraz.
Bende de.
Yaşasın o halde.
Ama en çok da…
Yaşayan yaşasın.
Birliği. Kardeşliği. İyiliği.
Ona ve dostlarına…
Sana bana vatanı bırakan şehitlere.
Selam olsun.