1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın şifresi “Ayşe tatile çıksın” idi. Kıbrıs’ta Rum kaynaklı terör adanın doğasını bozmuş, kan ve acıyı bitirecek bir şey aranıyordu. 1. Cenevre Konferansı’nın toplanması ve sonunda adadaki her iki toplumun otonom olarak idare edileceği yeni düzenin kabul edilmesi, ancak buna rağmen ortalığın sakinleşmemesi üzerine Türkiye askeri müdaheleye karar verdi.

Girne ve Lefkoşe’nin Türk birliklerinin eline geçtiği iki gün süren askeri çıkarmaların sonucunda ateşkes ilan edildi. Ateşkesin ardından 2. Cenevre Konferansı toplandı ve görüşmeler devam etti. Ancak, Rumların anlaşmalara uymaması üzerine konferansta Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Başbakan Bülent Ecevit’e önceden kodlanmış “Ayşe tatile çıksın” mesajını iletmiş ve Türkiye üç gün süren ikinci harekatı da yaparak Türk tarafının sınırlarını çizmiştir.

Ada’da kanın durmasının ve Türkler’in yeniden özgürlüğüne kavuşmasının şifresidir “Ayşe’nin tatili”. Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın basın toplantısında arka arkaya gelen iki soruydu “Başbakan’ın tatili” ve “Rauf Denktaş’ın Ergenekon iddialarıyla ilgili ifadesinin alınacak olması”.

Başbakan, Rauf Denktaş’ın ifadesinin istenmediğini, ancak “suç duyurusunda” bulunulduğunu vurguladı. Bu yerinde bir düzeltmeydi, çünkü Denktaş’ın iddianamede adının geçmesine karşın henüz dava kapsamında ifadesine başvurulması gündeme gelmemişti. Dünkü gelişme, Denktaş hakkında KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in Kıbrıs Başsavcılığı’na yaptığı bir başvuru idi. Başbakan Soyer, kendi ülkesinde konu olmayan bir davanın iddianamesine dayanarak böyle bir suç duyurusunda bulunmak için KKTC’de 19 Nisan’da yapılacak seçimlerin sonrasını bekleme nezaketini gösterebilirdi.

Bizim Başbakanımız bu konuyla ilgili soruya yanıt verirken, Soyer’in tutumunun aksine tam bir nezaket göstererek “yargıya intikal etmiş bir meseleyle ilgili konuşmasının doğru olmayacağını” hatırlattı. Oysa Başbakan Erdoğan, kendi ülkesindeki Ergenekon davası hakkında, özellikle de son seçim sürecinde -tıpkı Soyer’in yaptığı gibi- nezaket göstermeye gerek görmemişti.

Düşünün ki, bir ülkede 10 gün sonra seçim var ama suç duyurusunda bulunmak için -ki bunu yapmak bir anayasal hak olmasına karşın- biraz daha sabır göstermek yerine bu kısacık sürede seçmenin kafasını karıştırmaktan başka faydası olmayan böyle bir hamleyi yapıyorsunuz. Üstelik siyasi nezaket, on gün daha beklemeyi gerektirirken.

Eskiden “Kıbrıs davası” denilirdi. Bir dava gibi sahiplenilmişti oradaki Türk toplumunu öldüren terör ve diğer sorunlar. Şimdi Kıbrıs’taki Türk otoritesini sallayan yok, bizim “Rum Kesimi” dediğimiz ama dünyanın Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıdığı Rumlar’ın temsil ettiği Kıbrıs, AB üyesi olmuş. Sarkozigiller Türkiye AB’ye giremez diye bir tarafını parçalarken, biz davamızı bırakmışız, kendi içimizdeki başka bir davadan siyasi rantlar çıkarmanın derdine düşmüşüz. Yazık!

Anlaşılan o ki, Ayşe tatilden dönmüş.

Başbakanlar da tatil yapar

Başbakan çıktığı tatille ilgili soruya gereksiz bir sitemle yanıt verdi ve “Çok yoğun çalışıyoruz, bizim tatilimiz yok. Biz de insanız” dedikten sonra “Biz tatil yapmayalım mı” diye ekledi. Tatile çıkıyor diye kendini suçlu hisseden Başbakan’a verilecek tek bir yanıt var:

Tatil yapın Sayın Başbakan! Kendinize belli aralıklarla rutin tatil günleri ayırın. Neden mi?

Bakın, çok yakından tanıdığım bir işadamına soruyorlar “tatil yapar mısınız” diye. Yapmam diyor ama bunu “günde 18 saat çalışırım, işimi tatil gibi yaparım” diye izah ediyor. Öyle sanıyorum ki, bizim ülke olarak en büyük sorunumuz da burada. Bizde iş ve tatil birarada. Mesai süresinin yarısı iş, yarısı sohbetle geçiyor. Dün ne yaptın, hafta sonu neredeydin, bu akşam ne yapacaksın, öğlen ne yedin, dünkü maçı -veya kadınlar arasında- dizi filmi izledin mi, anlatsana şey meselesi ne oldu, senin oğlan okulu ne yaptı, kızın ödevlerini ne yaptınız, indirimde şöyle bir elbise gördüm, ay sabah gelirken ne oldu biliyor musun, duydunuz mu ne olmuş, gördün mü bilmem kim ne almış, biliyor musun filancaya müdür şöyle demiş, ay çok şaşırdımlar, ayol duydun mular, kahve (bol muhabbetle içildikten sonra) falı, sigara molaları, bir çay söyle de içelimler, gel biraz konuşalımlar, gel onu bir de benden dinleler filan derken emekli oluyorsunuz zaten.

Bu arada yazılı olmayan kural şudur, patron ofisten çıktı mı herkes çıkar. İşte bu nedenle, geri kalmış ülkenin geri kalmış yönetim zihniyetleri işçiyi ne kadar iş yerinde tutarsa o kadar verimli çalışma yapıldığını zanneder. Oysa ömrü iş yerinde geçmiş, özel hayatına ise posası kaldığı için yaşamında tatmin olamayanların ülkesidir burası ve kendisinden daha az çalışan her ülkeden daha az “ekonomik büyüme” ve “kişi başına milli gelir” seviyesinde hep ezik yaşar.

Bizi AB’ye almamaya and içen Fransa, yıllar önce işçilerin haftalık çalışma saatlerini azalttıktan sonra iş verimini artırdı! Patronlar tatile çıkmayı bilse, iş saatinde iş, diğer zamanda dostluk ve muhabbet yapılsa, daha kendine güvenen, duruşuna güvenen bir toplum olacağız. Bu nedenle diyorum ki, Başbakan tatile çıkmalı. Sonucu ne olursa olsun, seçim öncesinde çok çalıştı, iş zamanı işini yaptı. Sonrasında dinlenmeli.

Bırakın artık “geri kalmış ülke bu kadar tatil mi yapar” yalanını. İş yerinde iş yapmıyorsunuz ki!