Geçen 23 Nisan’da o yırtık botları görünce çok eski bir dostumu hatırladım. Ben Kürt sorununu işte o botlardan tanırım.

Terör ayrı bir sorundur. Irak’ın bölünmesi ayrı bir sorundur. Irak’ın kuzeyinde özel bir oluşum peydah olup gelişip gelişip bugüne kadar gelmişse bu ayrı bir sorundur. Bir siyasi partinin, işi terör olan bir örgüte “terör örgütü” demiyor olması ayrı bir sorundur, aynı partinin demokratik bir sürecin unsuru olarak çektiği sıkıntılar ayrı bir sorundur. Sonuçta dünya yeniden kuruluyor ve Türkiye onun içindeki yerini almaya çalışıyor.

Yıl 2000’di… Mevsim sonbahar. Okullar açılmış, Turkcell’in sponsorluğunu üstlendiği ÇYDD’nin Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları (yeni adıyla Kardelen) projesi için kalkınmada öncelikli 32 ilin yolunu tutmaya başlamıştık. Burs törenleri yapılıyor ve öğrencilere bursları sunuluyordu. Ben ve benim gibi Turkcell’e o dönemde danışmanlık yapmakta olan arkadaşlar ile hatırı sayılır oranda Turkcell çalışanı o burs törenlerine katılıyorduk. Ben de Tunceli, Elazığ ve Adıyaman’dan sonra nihayet Şanlıurfa’ya gelmiştim.

Şanlıurfa çok güzel bir kent. Derler ya gidip görmek gerek diye, işte aynen öyle. Balıklı Göl çok meşhur ama benim aklımda daha çok Balıklı Göl’ün etrafında bacak kadar çocukların dört ayrı dilde Urfa’nın tarihini ve yörede yaşamış peygamberlerin hayatını uygun bir bahşiş karşılığında anlatıyor olması kaldı. O yaşta öyle bir beceri, müthişti! Çevreyi gezdikten sonra nihayet tören için okulun yolunu tuttuk. Sonrasını hiç unutmuyorum:

Tören başladı. Öğrenciler kıpır kıpır. Hava sıcak. Salon dolu. Ortam tozlu ve havasız. Yetersiz bir ses sistemi ayarlanmış, kapalı mekandayız. Okulun törenlerinin yapıldığı bir ortamda, bir kısım oturuyor ama yine de büyük kısım ayaktayız, merakla izliyoruz.

Konuşmalar yapılırken, bir yandan da öğrenciler gürültü yapmasın diye öğretmenlerin yoğun bir gayreti var. Biz İstanbul’dan geldiğimiz için herkes bizi çok iyi ağırlamaya çalışıyor. Arada bir göz göze geldiğimiz öğrencilerin hepsi gülen gözlerle bakıyor. Adını duyan sahneye gidip burs zarfını alıyor.

Derken kız öğrencilerden biri -adını hatırlamıyorum- sahneye geldi, zarfını aldı, öğretmeninden kısa bir konuşma yapmak için izin istedi. Kızın gömleği buruşuk, ayakkabıları tozlu ve yırtık. Okul elbisesi tertipli değil. Kısa boyuyla mikrofonu eline aldı ve şöyle konuştu:

“Sayın büyüklerim! Siz İstanbul’dan geldiniz. Biz size çok teşekkür ederiz. Bizi çok mutlu ettiniz. Sizin bizim için yaptığınız bu destek bizim için çok özeldir. Biz çok şanslıyız…” Elinde bir zarf ve zarfın içinde de şimdinin parasıyla 50 lira. Kız nasıl da coşkuyla bağırıyor, sesi titriyor! İstanbul tayfası, ben de dahil hepimiz ağlamaklı olduk. Ben o gün çok utandım. O kız mikrofondan bağıra bağıra bize bitmek bilmeyen teşekkürler sundukça, yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm.

Niye mi? Çünkü benim güzel kardeşimin eline 50 lira verildi diye başkalarına müteşekkir olsun istemiyorum. O kız ne Türktü, ne de Kürt. O biricik bir kız çocuğuydu, benim kardeşimden hiçbir farkı yoktu benim için. Ayakkabısı yırtık ve elindeki zarfı havaya kaldırarak bitmek bilmez bir teşekkür konuşması yapıyordu bağırarak. Sonunda erkek-kadın bütün tayfa ağlıyorduk ve ben çok utanıyordum.

Allah aşkına söyleyin; hangi insana revadır ki, eline 50 lira verilince o, dünyanın en mutlu insanı haline gelsin. O benim kardeşim, sizin kardeşiniz. Ayıptır, günahtır!

Son 23 Nisan töreninde o kız yırtık botlarıyla törene geldi ya, işte ben orada eski bir dostumu yeniden gördüm. Bu ülkenin sorunu işte budur! İnsan olmanın onurunu bu millete, bu milletin tertemiz çocuklarına yaşatamıyoruz. Hele ki büyük kentlerde yaşayanlarda o insanlık onurundan eser kalmadı!

Geçen gün kentli ve küçük iki kız öğrenci, okullarında verilen bir ödevi yapmak için ellerinde birer video kamera (handycam) olduğu halde yanıma gelip ödev olarak verilen bir soru sordular. Onlara birşey demiyorum, o yaşın saflığında kavramlardan habersiz ve çok şekerdiler. Soru şuydu: Adalet nedir, haksızlık nedir?

Ben de şöyle yanıtladım: Adalet Allah’ın yarattığı bir kavramdır, haksızlık ise insan icadı!

Dağdaki terör bu kadar pazarlıktan sonra bir gün bitebilir. Ya haksızlık ve vicdan terörü?