Son günlerde Türkiye gündemi her zamanki gibi yoğun ve çok önemli konularda tartışmalar sürüyor. Mehmet Topuz hangi takımda oynayacak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerçek ismi nedir, nasıl kısaltmak gerekir veya daha da uzatmak mümkün müdür, RTÜK Başkanı kaç vakte kadar istifa edebilir, etmezse kendiliğinden kabuk bağlayıp düşer mi gibi ciddi işler…
Bu arada, Obama göreve başladıktan bir-iki hafta sonra ortaya atılan ve beklenmeye başlanan “Müslüman dünyaya sesleniş” konuşması Mısır’ın El Azhar Üniversitesi’nde gerçekleşti. Türkiye sanırım bu konuşmanın içeriğini ileride tarih kitaplarından okuyacaktır. Öncelikle adı Adalet ve Kalkınma Partisi olan partinin adının ne olduğuna bir karar verelim, dünya meseleleri kaçmıyor ya!
Öfke belâgatine alışmış bizler, tane tane ve anlaşılır biçimde sakin konuşan, hatta barış mesajları veren bir küresel lideri elbette “etkili” bulacak değiliz. Böyle bir konuşma bizi kesmez. Obama Mısır’da kürsüye çıkıp “Ulan şerefsiz” diye lafa başlayacaktı, “sen adam mısın” diye devam edip, “bu da böyle biline, aksini söyleyen toptur” diye bitirecekti ki; Mısır’da salonu dolduranlar iri ve boş bakan gözlerle vücutlarında küçük dillerini ararken, biz adamı ayakta alkışlayacaktık. Helal olsun erkek adammış diye de ekleyecektik tabi…
Obama kendisinden önceki ABD’yi tekzip etmeye kararlı. ABD’nin yeni açılımında hiç şüphe yok ki geçmişin kaba stratejileri sonucunda oluşan küresel ABD düşmanlığının etkisi var. Bu nedenle şimdi Obama dini ve kültürel kökenlerin ortak olduğunu, İslam’ın Batı’nın gelişmesinde büyük rol oynadığını kabul ediyor. Herhalde bu sözleri baba veya oğul Bush’tan duymayı beklemek olsa olsa fıkra olabilirdi. Obama’nın demeyelim ama ABD’nin bu yeni konumlandırması barışçı ve birleştirici bir temele dayandığı için önemsenmeli.
Obama’nın konuşmasının en azından ABD ile İslam dünyası arasında gerilen ilişkiler açısından hızlı bir etkisi olmasa bile, İslam dünyasında yükselen ABD düşmanlığının tırmanmasına engel olacağı kesin gibi. Obama’nın, ABD’nin yanlış veya kötü yaptığı işler için İslam dünyasıyla aynı görüş ve duyguları paylaştıklarını açıklaması bile kulağa hoş gelen bir ilerlemeydi. ABD ile İslam dünyası arasındaki gerginlik öyle bir noktada ki, bunu düzeltme görevi de ABD’den bekleniyor. İşte tam da bu noktada ABD Başkanı’nın bu görevi üstlenmeye kalkması umut verici.
Obama ile başlayan değişime ilişkin notlar şunlar:
1. ABD’nin Afganistan ve Irak’taki varlığının esas sebebini aştığını söylüyor. Irak’tan çekiliyor. Guantanamo Üssü’nde yaşanan insanlık dışı olaylardan rahatsız olduğunu, üssün kapatılacağını söylüyor.
2. İsrail ile Filistin arasındaki çözümün iki ayrı bağımsız devlet olmaktan geçeceğini ifade ediyor ve bu konuda İsrail üzerinde ciddi bir baskısı var. Son dönemde İsrail kamuoyu Obama’nın tavrından hiç memnun değil.
3. İran’ın barış amaçlı nükleer enerji için çalışmasına sıcak bakıyor. Dünyadaki nükleer gücün sadece enerji amacıyla korunmasını ve bunun dışındaki tüm nükleer gücün saf dışı bırakılmasını öneriyor. Gelişmemiş demokrasilere atıfta bulunarak “Sadece seçim yapılıyor olması gerçek bir demokrasiyi var edemez” diyor.
4. Huntington’ın “medeniyetler çatışması” tezine karşı çıkarak “Bazıları medeniyetler çatışmaya mahkûm diyor ama geçmişin bizi durdurmasına izin verirsek hiç ilerleyemeyiz” diyor. Buna benzer bir görüşle “Gelişme ve gelenek çelişmek zorunda değildir” diyerek tutuculuğa karşı da bayrak açıyor. Bunu, “değerlerimizi kaybetmeden gelişebiliriz” diye yorumlayabilirsiniz. Tabi “geliştim ama değişmedim” diye okuyanlar da olacaktır.
5. Obama’nın “Eğitim ve yenilik 21. yüzyılın para birimi olacaktır” sözü ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu. Ayrı bir yazı ve inceleme konusu olabilir. Kendisi Müslüman olmasa da, bizim atasözlerini andıran “Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarına öyle davranmalıyız” sözü ise demokrasi içindeki bireysel özgürlüklerin, toplumsal saygı içindeki sınırlarının tanımı olarak görmek gerekiyor.
Obama’nın “değişim” teorisini anlamak için konuşmasından iki örnek daha vereceğim:
6. Biri, “Bunlar tartışma konusu olan görüşler değil, yüzleşilmesi gereken gerçeklerdir” ifadesi… ABD’yi de dahil tutarak, herkesin gerçeklerle yüzleşmesi zorunluluğunu açıkça tekrar ediyor. Guantanamo konusunda bunu açıkça gösterdi. Bu Türkiye’nin de, başta Ermeni soykırımı iddiaları olmak üzere hazırlık yapması gereken yeni bir tutum. Obama, gelecek 24 Nisan’a kadar bu konuda katılaşabilir ve Türkiye hamle yapmaya fırsat bulamayabilir.
7. Obama’nın şu sözü ise yeni girilen dönemin anahtarı olabilir. Özellikle Irak, İran gibi tartışmalı konularda ülkesinin izlediği politikalara getirilen eleştirilere değinirken, ABD’nin geçen yüzyılın başında yaşanan 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana izlediği küresel politikayı sarsacak şu cümleyi sarf ediyor: “Amerika herkes için neyin daha iyi olacağını bildiğini iddia etmiyor.”
Buyrun bakalım! Ya Obama bu görüşlerini ve “nazik” duruşunu değiştirmek zorunda kalacak ya da dünyada “ağalık” heveslisi yeni devletlerin ortaya çıkması tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız.