Başbakan’a göre IMF ile bir yıldır pazarlık ediyor olmamız bir başarı. Diğer tüm partiler önlerine konulanı imzalamış ama biz istediklerimiz verilmezse imza atmazmışız. Bu bizim gücümüzden kaynaklanan bir duruşmuş.
İşsizlik oranları ülke tarihinin zirvesinde. Başbakan’a göre ise işsizlik psikolojik. Yani aslında bir işiniz var ama siz kendinizi bir işe yaramıyor sanıyorsunuz filan, herhalde psikolojik işsizlik böyle bir şey olabilir. Yoksa adamı çat diye kapının önüne koymuşlar, düzenli bir geliri yok, geçimini sağlayamıyor, bunun neresi psikolojik?
Terör dış mihrak… Şehitler, alın yazısı… Fakirlik de psikolojik. Deli misiniz, fakir filan değiliz biz. Enerji açığımız filan yok, bakın Boğaziçi Köprüsü’ne daha fazla ışık takıldı, daha da şıkır şıkır oldu, oooh! Eurovision’da biz birinci olacaktık ama adi komşular birbirlerine puan verince biz de yenilmiş olduk. Deprem deseniz, takdir-i ilahi… Küresel ısınma emperyalistlerin oyunu… Mevsim değişiklikleri mi? Yaz geldi mi serin serin oturacağız işte bu kötü bir şey mi?
Avrupa Birliği’ne girmeyi ne kadar istediğimiz belli. Bu kadar net olmamıza ve hemen hemen her şeyimizin Avrupa standartlarında olmasına rağmen bizi almıyor olmaları ayıp! Şüpheniz mi var? Misal; bizim sosyal güvenlik sistemimizin Avrupa’dan farkı nedir? Farkı olduğunu iddia edenler vatan hainidir. Hatta daha bile iyidir. Tabi, zaten mutlaka daha iyi olduğu için Fransa ve Almanya bizi kıskanarak birliğe üye olmamızı engelliyordur… Bu da böyle biline!
Milli Takım İspanya’yı yenemedi çünkü top bizi sevmedi. Hakemler de bizi sevmiyor. Ha bir de İspanya demişken; şimdi biz Müslümanız ya, en çok da o yüzden bizi sevmiyorlar. Oysa biz tam da Müslüman olduğumuz için her ne olursa olsun, tüm yaratılmışları ne kadar da çok seviyoruz.
Vergi sistemimiz, gelirin adil paylaşımı, geri kalmış bölgelerin kalkınması, kültürel zenginliğimiz, sosyal adalet, medeni kanun, aile içi şiddet, bireyin hakları, dil, edebiyat, resim, tiyatro, sinema, opera, tenis, basketbol, futbol, buz pateni, daha sayayım mı? Bunlardan bir tane söyleyin ki bana Avrupalılardan daha geride olalım… Haaa bu da böyle biline!
Aydınlar çok bilmiş… Enteller dantel… Enflasyon dersen yüzde 150’lerden bugün yüzde 10’un altında kadar inmiş insan daha ne ister! Yılda yüzde 10-11 enflasyona enflasyon bile denmez. İki ekmek 1,70 lira, minibüste bindi-indi 1,40 lira, kent içi ulaşımda tam bilet 1,50 lira, benzinin litre fiyatı 3 liranın da üzerinde diyecekseniz, ben de size hadi oradan diyeceğim! Gerçek enflasyon bu fiyatlardan anlaşılmaz, sokaktaki enflasyon gerçeğinden daha yüksek derseniz, o zaman ananı da al (alışverişe) git diyeceğim!
Başbakan elbette iktidar olmanın gücünü kullanmak isteyecek. Gücünü, daha çok bize has bir üslupla “kas göstererek” ispata kalkıştığı için ortaya tuhaf bir durum çıkıyor. Sonuçta işin ucunu neye bağlarsanız bağlayın biz IMF’den para istiyoruz, IMF de bize para verirken şartlarını bildiriyor. AKP döneminin ekonomik başarısı neye bağlı? IMF ile AKP öncesinde yapılan son anlaşmalara! O halde Başbakan bir yıldır anlaşmadığı IMF ile ne kadar da başarılı bir şekilde “anlaşmadıklarını” anlatırken sizce neyle övünmüş oluyor?
Biz böyleyiz diyerek kabullenmek yeterli mi?
Bunlar bizim buraların geleneksel oyunları işte. Nedense sesi gür çıkanı haklı zannettiğimiz için, iktidara gelen veya hayatın herhangi bir yerinde eline bir güç geçiren başlıyor bağırıp çağırıp kas göstermeye… Bunu insanın kendi gücü zannetmesi de ne büyük bir gaflet!
Adamlık mertliktir derim hep… Kadın, erkek fark etmez. Mertlik, dürüstlüktür. Bilekse bilektir, akılsa akıl, sözse söz. Özünde birebir olmaktır. Bir insana karşı bir insan… Kimin üstün olduğuna bakılacaksa, önce aralarında adaleti kurmak gerekir. Adil koşullarda güçlü olan kazanabilir. Yine de bakıyorum, herkes tutturabildiğine gücünü göstermenin derdinde.
Bizim şöyle bir hatamız var; genelde “biz böyleyiz” diyerek her anormal durumu normalmiş gibi kabul ediyoruz. Mertlik bize çok “homoseksüel” geliyor nedense… Dansözlükse; işini bilmek…
Başbakan, IMF ile anlaşmamanın başarısıyla gurur duyarken, diğer yandan “kriz teğet geçecek” veciz sözüne “ama geçerken biraz da hasar verecek” diye ekledi geçen hafta… Şimdi iki ay sonra “biraz hasar verecek dediysek, bir rektifiye gerektirecek kadar” diye bir ilave daha yapabilir. Zaten öyle de toparlanmazsa bir sonraki durak hurdalık oluyor…
Böylece kendisi de, kendinden öncekiler gibi “iş yapmak” yerine “edebiyat yapmayı” tercih ediyor. Kimse yutmayınca da başlıyor bağırmaya. Bağırınca da biz aslında “Başbakan’ın ne kadar haklı olduğunu” anlıyoruz!