“Bireysellik” çağındayız ya… Size o çok sevdiğiniz ekmeğin yanık olanını siz işten eve dönerken uğradığınızda alasınız diye bir kenara ayıran “bakkal” artık yok. İçinde en az bir saat deli gibi yürüdüğünüz ve Ferhan Şensoy’un tabiriyle “tüketiciyi bizzat eşek gibi çalıştıran” marketler var.
İncecik mezurayı çıkarıp önce omuzlarınızın, sonra belinizin ölçüsünü aldıktan sonra bunu da kurşunkalemiyle bir kenara not alan, sonra da size bol döküm mü yakışır yoksa dar kesim mi bunu düşünen terzi artık yok. Önceden terzilenerek binlerce adet üretilip raflara dizilen giysilere sığabilmek için kendine “small, medium, large, x large ve çok çok daha x large” bedenlerden beden beğenmeye çalışan insanlar var. Aslında onun için üretilmemiş ama sanki onun için üretilmiş gibi sunulan elbiselere sığmaya çalışan milyonlarca tüketici.
İnsandık bir zamanlar. Bakkalından, terzisine… Berberinden, dolmuş şöförüne. Hepsi kişisel tercihlerimizi aklında tutardı. Terzi vücut ölçülerimizi bilirdi. Bakkal hangi cins peyniri sevdiğimizi… Dolmuş şöförü ineceğimiz “müsait bir yeri”…
Şimdi tüketici olduk. Herşeyi tüketmemiz gerekiyor. Peynirini kendin seçeceksin ama bunu biraz daha heyecanlı hale getirmek için 52 tür daha peynir üretildi ki biz o peynir reyonunun önünde on dakika daha duralım. Peynir seçmeye çalışırken gördüğün bir başka şeyi aslında markete girmeden önce almak aklında hiç yokken başlıyorsun sepeti doldurmaya. Her bir reyonda on dakikadan etti mi sana market alışverişi bir buçuk saat! On dakika kasada bekledin. Arabanı marketin otoparkından çıkarmak da on dakika alsa. Market eve yakınsa bir on dakikada da evine ulaştın. Soyundun, dökündün, yemeği hazırladın, masayı kurdun, oturdun… Yemeği yemen ne kadar sürüyor? On dakika!
İnsan yeni pazardır
Üretim bandında şişmanlayıp, yürüme bandında eritmeye çalışan bir tiptir işte “tüketici”…
Üretim bandında üretilenler için çalışır, üretmek için çalıştıklarını tüketir. Tüketmek için ürettiklerini satın alabilsin diye de ona bir miktar para verirler. Böylece kendi ürettiğini tüketen ve tüketebilmek için üretmeye mecbur olan bir deney hayvanıdır aslında tüketici.
Üzerinde en çok araştırma yapılan tiptir. Ne yer, ne içer, ne sever, ne sevmez, ne düşünür, ne izler, ne okur… Pazarlamanın özü pazardır. Pazara tüketici gelir. Bugün ise tüketici bir pazardır.
Buraya kadar anlattıklarınla Çin’in ne ilgisi var diyeceksiniz yazının başlığına bakıp. Çin’de, traş makinesi olarak da kullanılabilen cep telefonu üretilmiş. Üreten, cep telefonunda traş makinesi özelliği de olsun istiyor ki, sorarsanız size bunun ne kadar faydalı bir ürün olduğunu; örneğin sık seyahat eden bir işadamanının indiği ülkede saat farkı nedeniyle traş olmaya zamanı yoksa toplantısına girmeden önce kendi cep telefonu marifetiyle sakallarını traş edebileceğini uzun uzun ve çok inanarak anlatır… O çok inanarak anlattığı için de siz bundan mutlaka bir tane almanız gerektiğini düşünürsünüz. Zaten biraz daha düşünseniz, kan taşı olarak da kullanılabilen cep telefonu şarjını icat etmeniz işten bile değil…
Çağ böyle bir çağ. İnsan artık bir pazar yeridir. Terzi de odur, berber de… Çin “strateji” denen kavramın kitabını iki bin yıl evvel yazmış ve nüfusu 1,5 milyarı aşmış, madden ve manen devdir. Bu çağa kucak açmaktan başka bir çaresi yoktur.
Peki ya insan? Onun, çağın kucağına oturmaktan başka bir çaresi yok mudur?