En sevdiğim filmlerin listesini yapsam ilk üçte mutlaka “Amadeus” yer alır. 35 yaşındayken, (kimliği belirsiz biri tarafından zehirlenerek) ölen ünlü Avusturyalı besteci Wolfgang Amadeus Mozart’ın hayatını, şüpheli ölümüne bir yorum getirerek anlatan Milos Forman’ın bu müthiş filminde favori sahnelerim vardır. Aslında filmin bence en çarpıcı sahnesi Mozart’ın cenazesidir.

Gerçeğine uygun olarak, kimliğini gizleyen bir hayranı ona bir ağıt bestelemesi için iyi para verir. Geçinebilmek için paraya ihtiyacı olan Mozart ünlü Requiem’ini (ağıtını) bestelerken vücudunda yayılan zehire daha fazla dayanamaz ve bir süre sonra hayata veda eder. Filme göre, Mozart’a bu siparişi veren ve onu öldürmeye and içmiş olan kişi Avusturya Sarayı’nın başbestecisi İtalyan besteci Antonio Salieri’dir. Salieri, sipariş verdiği ağıtın, Viyana halkının akın edeceği ve günlerce gözyaşlarının dinmeyeceği Mozart’ın ihtişamlı cenaze töreninde çalınması ironisini tasarlamış ancak Mozart ölümünden sonra şiddetli yağmur altında yaklaşık on kişinin katıldığı bir cenaze ritüeliyle alelacele gömülmüş ve herkes koşarak oradan uzaklaşmıştır. Ne ağıt, ne gözyaşı, ne ihtişam, ne de ironi kalmıştır Salieri’nin planlarından geriye!

Aslında filmin başından beri Tanrı’ya isyan eden ve ona karşı bayrak açan Salieri’ye -almaya alışık olduğu tarzda- bir cevaptır bu. Film gerçekten beni alır, uzun bir Viyana yolculuğuna çıkarır ve ben de her izlediğimde Mozart’la birlikte o kara toprağa girerim.

En favori sahnemde ise, “Saraydan Kız Kaçırma” operası Viyana’da ilk kez sahnelenmiş, temsil bitiminde Avusturya İmparatoru sanatçıları tebrik etmek amacıyla sahneye teşrif etmişlerdir. Önce eseri ne kadar çok beğendiğinden, bestenin ne kadar farklı ve yeni olduğundan bahseder ancak hızını alamaz ve (herhalde biraz da olumsuz eleştireyim diyerek) Mozart’a dönüp “Çok fazla nota var” der. Yetinmez, Başyönetmen’den ve Başbesteci’den de onay ister. Onlar da eserde “çok fazla nota olduğu” tespitine hak verirler.

Mozart sinirlenir. Eleştiriyi saçma bulur ve o -benim için- tarihi sözleri söyler:

– Majesteleri, ne kadar nota gerekiyorsa o kadar var!

Mozart’ın bu savunması basittir. Mantıklıdır. Daha önemlisi, haklıdır. Sanatçı kendini ifade etmek istemişse, özellikle vurgulamak istiyorum ki bir “sipariş” hazırlamıyorsa, eserini tamamladığında aslında “gerektiği kadar nota kullanmış” olur.

İster “megalomani” olarak niteleyin, isterseniz “küstahlık, kabalık” olarak… Mozart, kendi özgür ifadesini devletin resmî ukalalığına karşı korumaya çalışıyor da diyebilirsiniz. Devletin bir opera eserindeki fazla (!) notaları ayıklamaya kalkması da bir o kadar “küstahlık ve kabalıktır” zaten.

Yıllar önce kardeşim Kerim eline bir keman alıp da çalmaya başladıktan sonra müziğe ilgisi arttı, çok kaynak okudu, besteler yapar oldu. Yeteneği varmış, üzerine gidip kendini geliştirdi. Ortada bir yetenek varsa onun başına bir de “majesteleri” gerekiyordu. Ben de sanıyorum ki bu görevi fazlasıyla yerine getiriyorum. Bana bir bestesini dinlettiğinde dikkat kesilip ona hangi notaların fazla olduğunu anlatıyorum. İmparator’un soylu önerisini tekrar ederek “birkaç notayı atarsan mükemmel olacak” diyorum.

Bizde yetenek başına 5 majesteleri düşer

Bizde de adettir. Biri zamanını, emeğini verip ortaya bir eser çıkarır. Sonra o eser üzerine emeği ve bilgisi olmayan bir avuç “majeste” ukalalık eder ve sonunda onların dediği olur. Majestelerine haddini bildirirseniz fiziken fazla yaşamazsınız, Mozart gibi. Ancak o haddi bildirirseniz, eseriniz artık sizin olur ve siz öldükten sonra Mozart olursunuz.

Majesteleri, Salieri ve baş sallayanlar her yerdedir. Birbirlerini yaşatır, Mozart’ları öldürürler.

Soylular, ölümünü geçtim, cenazesini bile tasarlamaya kalkınca işte Mozartlar’ın sahibi olaya el koyar. Yağmur yağar, kimse gelmez, töreni Tanrı tasarlamıştır, şaşaa sevmez. Mozart defnedilir. Soylular döner Saray’a.