(Bu röportaj yazısı, The Brand Age Haziran 2013 sayısında yayımlanmıştır.)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 19 Mayıs 2013 günü Washington’da medyanın genel yayın yönetmenleriyle buluştu ve “2014 yılında 3 seçim olabilir” dedi. Bir olasılığa göre yerel seçimler, yeni anayasa referandumu ve cumhurbaşkanlığı seçimi bizi bekliyor.

Tam da bu açıklamadan birkaç gün önce bir konferans için İstanbul’a gelen Ipsos Siyasi Anketler Küresel Başkanı Cliff Young ile görüşme şansım oldu. Young 2012 ABD Başkanlık seçimlerinde küresel haber ajansı Reuters için kamuoyu anketleri yaparak ABD halkının nabzını tutmuş. Yaptıkları işin sonuçlarından çok memnun, çünkü seçim sonuçlarını yüzde 1.2 hatayla ama tüm araştırma şirketleri arasında en yakın tahminle bilen onlar olmuş.

ABD’de 1960’lardan 1998’e kadar ayda on adedi geçmeyen kamuoyu anketi sayısı hızla artarak Temmuz 1998 ve Aralık 2004’te ayda 50 adedi yakalamış. Geçtiğimiz yıl ABD’de yapılan kamuoyu anketlerinin aylık ortalaması 100’ü aşarken, yıl boyunca toplam 17 bin anket yapılmış. Günlük bilginin değişim hızı da benzer şekilde artmış. 1960 yılında ABD’de seçim döneminde yapılan halk yoklamalarının sahada ortalama 5 gün sürdüğünü anlatan Cliff Young 2012 seçimlerinde bu sürenin 6 saate kadar düştüğüne dikkat çekiyor. Young, “artık sahadan elde ettiğimiz bir bilginin altı saat ömrü var” diyor.

Reuters 2012 seçimleri için 24 saat nabzı tutan bir araştırma süreci istemiş. Sadece hızlı olmanın yeterli olmadığını anlatan Young farklı türden bilgilerin doğru analiz edilmesinin önemini de vurguluyor. Her iki adayın (Demokrat aday Barack Obama ile Cumhuriyetçi aday Mitt Romney) seçim merkezlerinde çalışan analistler anketçilerden son hızla akan bilgilerin karşısında bazen doğruluğunu hiç sorgulamadan tepki vermek zorunda kalmış.

2012 ABD Başkanlık seçiminde sadece medyanın 25 milyon dolarlık araştırma bütçesi harcadığını belirten Cliff Young tüm kurumlar tarafından yapılan seçim araştırmalarının 100 milyon dolara mal olduğunu söylüyor. Ancak Young’ın bir uyarısı var: Kamuoyu yoklamalarına yapılan harcamaların bu kadar artmış olmasının temel sebebi, yoklamanın seçimlerden çok önce başlıyor olmasında. “Seçim olsa kime oy verirsiniz” türü anketlerin seçimden çok önce yapılması gerektiğinin altını çizen Young seçim sürecinde bu tür anketlerin sadece partinin (veya adayın) oylarında genel bir düşüş veya artış durumunu izlemeye yaradığını belirtiyor. Buna bakarak analiz yapmaya veya seçim tahmini yapmaya çalışmanın çok yanlış olduğunu söylüyor. İtalya, Kenya ve Kolombiya’da yapılan seçimlerde bunun örneklerinin yaşandığına dikkat çekiyor. Bunun yerine seçmenin en çok önem verdiği konuların neler olduğunu analiz etmenin çok kritik olduğunu ve bunlara göre yapılacak bir seçim stratejisinin iyi sonuç getireceğini anlatıyor.

Elbette bir seçim kampanyasında başarılı olmanın tek yolu analiz yapmak değil. Halkın memnuniyet oranı da seçimi sonuçlarını direkt etkileyen bir faktör. Cliff Young bir seçim kampanyasına bakarken öncelikle iktidarda bulunan partinin yeniden seçime girip girmediğini bakmak gerekir diyor. Mevcut iktidar partisinin seçime girmesi durumunda kazanma şansı muhalefete oranla 3 kat daha fazlaymış. Kamuoyunun genel memnuniyet oranı yüzde 55’ten fazla ise yine iktidar partisi şanslı. Seçmenin memnuniyet oranı yüzde 40’tan az ise bu kez de ibre muhalefet partilerine kayıyor. Her ne kadar bu rakamlar ABD verileri olsa da, bu eğilimin dünya genelinde benzer oranlarda olacağı kesin.

Cliff Young son seçimde iktidardaki Demokratların son üç seçimde müthiş oranda veri topladığını ve böylece stratejilerinde çok daha başarılı hareket ettiğini ifade ediyor. İktidarda olmanın avantajı, genel memnuniyet oranları da yetmemiş Demokrat partiye. Seçmeni bir bütün olarak görme taktiğini terk ederek, ellerindeki geniş veriyi seçmeni doğru gruplara bölmekte kullanmışlar. Böylece Obama’nın farklı grupların ilgisini çekebilecek doğru yaklaşımları gösterme şansı olabilmiş. Kısacası bizde sıklıkla düşülen bir hata olarak “halk ne istiyor, halk ne diyor” gibi yaklaşımların kampanya yönetiminde daha fazla yeri olmadığını söylüyor.

2014 Türkiye seçimleri için ipuçları

Cliff Young’a bir soru sordum. “Bizim iktidar partisi seçmenle konuşurken Ak Parti ile muhalefeti halkın gözünde “biz ve onlar” diye iki grup halinde sunuyor. Ben bunun bir taktik olduğunu düşünüyorum. Sen ne dersin, işe yarar mı?” diyorum. Young’ın gözleri açılıyor: “İnsanları birden fazla olasılık arasından seçim yaptırmak yerine ‘biz mi onları mı’ diye seçim yapmaya zorlamak daha kolaydır. Ben bunun çok akıllıca olabileceğini düşünüyorum” diyor.

Young’a göre her iktidarın iktidarda kalmak için halktan bir güvenoyu alması gerekir. İktidar olma becerisinin, seçim kazanma becerisinden daha önemli olduğunu vurguluyor. Elbette ülkemizde yaşanan gündem yoğunluğuna da değiniyorum. Bu kadar çok mesajı seçmen dikkatle inceleyebilir mi? Cliff Young seçmen için en önemli konunun işsizlik ve geçim sıkıntısı olduğunu anlatıyor. Young “seçmenin çok büyük kesimi işim var mı, yemeğim pişiyor mu diye bakar. Güvenlik, dış politika veya diğer konular seçmenin geneli için değil, elitler için önemli konulardır” diyor. Bu durumda seçime hazırlanan partilerin ortalama seçmen ile elitleri motive eden farklı konuları doğru tespit etmeleri gerekiyor. Aksi takdirde seçmen için bir şey söylemiş olmuyorsunuz, Young’a göre “kuru gürültü yapmış oluyorsunuz”.

Etkisi gittikçe artan sosyal medyayı doğru kullanmak da önemli. Türkiye’de sosyal medyada oyun oynanma oranı yüksek. Ancak insanların paylaştıkları bilginin kaynağını ve doğruluğunu sorgulamadan yaydığı da bir gerçek. Buna uygun taktiğin, önceden kategorize ettiğiniz farklı hedef kitlelerin haber kaynaklarını kullanma alışkanlığına göre belirlenmesi gerekiyor.

Bunu Cliff Young kadar biz Türk iletişimciler de yıllardır ısrarla söylüyoruz. Ancak tüm bu ipuçlarına rağmen 2014 öncesinde Türkiye’de muhalefetin kronikleşen “kimseyi dinlememe” ve “kısır tartışmalarla medyada yer bulma kavgası” mevcut iktidar partisini yine seçimler öncesinde öne çıkarıyor.