Son zamanlarda iki ayrı gündem maddesi yine ön plana çıktı. Biri olası İstanbul depremi, diğeri olası 2012 kıyameti. Olası derken lafın gelişi öyle, ikisi de birbirinden olmayasıca!
Diyelim ki ikisinin de Allah gecinden versin. İstanbul depremi insanları korkutmuyor değil. Öyle ki bence binaları da biraz korkutuyor olabilir, baksanıza arada bir İstanbul’da binalar yıkılıyor. Bunların hepsi de çürük değil ya! Mutlaka deprem korkusundan yıkılıyorlar.
Deprem işi zor. Tabi biz İstanbullular için hem deprem, hem kıyamet olasılıkları üst üste gelince çok daha ilginç bir durum ortaya çıkıyor. Olur da önce kıyamet koparsa, depremden korkmaya gerek kalmıyor. Çünkü bir kıyamet kopacak olursa, bunun üzerine bir de deprem olması ihtimali bilimsel açıdan ciddi oranda azalıyor.
Fakat şans bu, oldu ya önceden deprem oldu! İşte bu durumda sağ kalanlarımızı bir de kıyamet bekliyor olacak. İyi mi?
Allah nasip eder de kıyametten önce bir deprem olmazsa kalan 3 yıl için bazı planlar yapmakta fayda var. Mesela o evi almayı hanidir erteliyor muydunuz, işte size fırsat! 2012 gelmeden alın derim ben. Sonra bu fırsatı bulamayabilirsiniz. Siz daireyi alır da sonra kıyamet mıyamet olmaz ve arkasından depremde o dairenin bulunduğu bina yıkılırsa -biz de sağ çıkarsak- bana şom ağızlı filan demeyesiniz sakın!
Özellikle kariyer planları yapanlar için çok daha önemli bir dönem bu. Gelecek 3 yılın planını en ince ayrıntısına kadar hazırlamakta ve bir an evvel hayata geçirmekte fayda var. Ne de olsa bir ani ölüm filan olursa işin ucunda öbür tarafa CIP Lounge’tan kolayca uçmak var!
Çocuk planları yapanlara birşey demiyorum. Onlar, olur da kıyamet kopmazsa çocuk (henüz 2 yaşında olacak) bir an evvel ÖSS’ye çalışmaya başlasın ümidiyle ellerini çabuk tutmak isteyebilir.
Ben kötülüğe hizmet ediyorum diyen yoktur, herkes melektir
Kötülük dersine iyi çalışıyor. Ben çocukluğumdan beri kötülüğü şeytandan bilmiş, onun tasarımı, onun eseri olarak anlamış idim. Oysa artık kötülüğü, iyilik ve doğruluk hedefinden yoksun plan, fikir, söz veya amel olarak görüyorum. Sözün özü: Kötülük kötülük etme işi değil, bence iyide ve doğruda olma durumundan yoksun olmaktır.
Şeytan da yaratılış hikayesine göre Allah’a, çamurdan yarattığı insanı “saptırmayı” vaat etmiyor mu? İşte; dünyada yapılabilecek en büyük kötülük, iyi ve doğruya yapılan her türlü saldırıdır. Bu saldırı, fikrî veya fiilî de olabilir. Yeter ki, iyi ve doğruyu saptırıyor olsun. Yani, siz kendinizi iyide ve doğruda zannederken basbayağı kötünün ve kötülüğün hizmetinde olduğunuzu anlamazsınız bile. Gaflet denilen işte budur! (Türk Dil Kurumu’na göre Gaflet; çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumu.)
Dünya artık iyinin ve doğrunun yaşatılmadığı, kavramların maskeli gösterisinde dans eden insan topluluklarının festivaline dönmüştür. Ah o nefs! Nasıl da insanın özbenliğini herşeyin ortasına koyuverir de, koca evreni etrafında döndürür. Ve gönül buna kanmaya ne kadar hazır!
Kıyamet zaten kopmaktadır
Ben kendi adıma, sırf Maya takvimi (medeniyetin hesabına göre) 2012’de bitiyor diye kıyametin geleceğine inanmam. Ancak yine de gören gönüller bilir ki, dünya iyi ve doğruya her kast edilişinde biraz daha kıyametine yaklaşır. Ne kadar yaklaştığı ne fark eder ki? Siz ne yöne doğru gitmesi gerektiğini bildiğiniz halde, aksi yöne giden birşeyin gidişatından endişe etmez misiniz? Akıl ve vicdan sahipleri için kıyamet zaten kopmaktadır.
Kıyameti, Yüce Allah kimseye deneyimletmesin diye dilemek isterdim ama kıyametin mutlak olarak geleceği ve onu yaşayan insanlar olacağı Allah kelâmıdır. Aman bize denk gelmesin de ileride ne olacağını Allah bilir demek ise malesef bencil bir istekten öte birşey değildir.
Akîliyet ve kamîliyet, işte bundan dolayı insanın gitmesi gereken yolun anahtarlarıdır. İnsan iyi ve doğruyu muhakeme etmeyi öğrenene kadar her adımında (bilerek veya bilmeyerek) kötülüğe hizmetin adayıdır. Siz “doğruyu bilen” bir insansanız muhtemelen derin bir gaflet içindesiniz. İyi ve doğruyu “inşa etmeye” çalışıyorsanız uyandınız demektir. Bu da salt düşünmekle olur.
Ben oldumlardan ziyade, dolmayanların yolundan gitmek, ne mutlu bir kaderdir!
Kimi dua eder, kimi yalvarır, kimi adak adar kıyamet gelmesin diye. Kimi de çalışır…
Bir uyanıştır kıyamet, doğruluk işçilerine!