Hayırlı olsun! İkincisi bittiğinden bu yana ne zaman, nerede ve kimler arasında ortaya çıkacağı hep bir tartışma konusu olan 3. Dünya Savaşı başladı.
Sanmayın ki bir kinaye peşindeyim. Çok bilmiş bir entelektüel yazısı da değil bu. Sizin bilmediğiniz bir yerde çıkmış gizli veya soğuk bir savaşı da kastetmiyorum. Herşey gözler önünde.
Fakat Allah’ın şu ince işine bakın ki, savaş tam da adını aldığı Dünya ile onun beslemek ve korumak için kendi üzerinde barındırdığı İnsan arasında. İşte içinde kan, acı, gözyaşı, ölümler, salgın hastalıklar, doğal afetler, fakirlik, sakatlık, yokluk, açlık, kıtlık, kısacası bir dünya savaşının vaat ettiği herşeyi ve daha da fazlasını içeren gümbür gümbür bir savaş.
Denkler mücadelesi kesinlikle değil. Öyle ki, Dünya’nın kendisini savaşan bir orduya benzetecek olursak, İnsan ancak orduyu içten kemirmeye çalışan salgın bir virüs olabilir. Savaş her cephede şiddetini giderek artıran gerçek bir krize dönüşmüş durumda:
İklim Cephesi: Dünya savuruyor, İnsan çaresiz. İnsan birlikleri sürekli olarak bu cephede bir ittifak kurmak üzere buluşsalar da bir ortak harekat planı çıkaramıyorlar. Bir kesim, Dünya’nın bu cephede kendiliğinden teslim olacağı görüşünde olsa da, gün geçtikçe daha çok tufan, fırtına, aşırı yağış, sel ve diğer yandan kuraklık yaşanıyor. Alınması gereken savunma tedbirleri alınamıyor. Bu cepheyi kazanmak belki de imkansız.
Doğal Afetler Cephesi: Dünya bu cephede tek başına. İnsan çaresiz. Bir gün depremle vuruyor, bir gün tufanla, çığla, selle, yıldırımla, karla, yağmurla… Denizde, karada, havada… Büyük kentte, kırsalda, dağda, sahilde. Güçlü ekonomide, fakir bölgelerde… Dünya için fark etmiyor. İnsan bu cepheyi çoktan kaybetmiş durumda.
Ekonomi Cephesi: İnsan birliklerinin hızla zayıfladığı bir cephe. Sıcak para yetişmiyor. Borçlar, yeni bir borç düzenini kurmayı engelliyor. Daha fazla borçlanamıyorlar. Yeni para basmaya kalkarlarsa iyice bitecekler. Türev değerler üreterek para yerine geçen kârlar yarattılar ancak bu deneme ellerindekini de yitirmelerine neden oldu. Şimdi herkesin ekonomisi kendi bacağından asılmak üzere. İnsan bu cephede daha da çok parçaya bölünüyor. Burası da düştü…
Adalet Cephesi: İnsan adaleti sağlayamıyor. Bireysel adaleti de, toplumsal adaleti de, uluslararası adaleti de. Adalet, kendi özünü yitirdi ve hak edilmişliklerin adil dağıtımı olmaktan çıkarak, sonradan belirlenmiş subjektif değerler sistematiğine göre hak dağıtmak haline geldi. Oysa “hak etmişlik” doğuştan bir İnsan kazanımıydı. İnsan, İnsan’ın elinden bu doğal kazanmışlığını alarak yeniden paylaştırdı. Sonra adaletin tecellisi, “Yüksek” ve “Yüce” heyetlerin uzmanlığına bırakılarak bu kavram sokaktan ve günlük yaşamdan silindi. Şimdi herkes cephede onu arıyor ama bulamıyor. Dünya ise bu cephede, savaşın kin, öfke, korku, kan, ölüm, hastalık, sakatlık gibi unsurlarını adilce dağıtıyor; zengin, fakir, kadın, erkek, batılı, doğulu, akıllı, aptal, genç veya yaşlı demeden.
Kültür Cephesi: İnsan bu cephede Batı ve Doğu olarak bölünmüş durumda. Batı kendi içinde Kuzey ve Güney olarak, Doğu ise Uzakdoğu ve Ortadoğu olarak bölünmüş durumda. Uzakdoğu ikiye, Ortadoğu da yirmiye bölündü. Bu kadar bölünmekle de kalmadı; fikirsel açıdan, inançlar açısından ve sahip olunan dünya görüşü açısından da bireylere bölündüler. İnsan bu cephede asla birlik olmamıştı, bugün de bunun acısını çekiyor. Dünya ise kültür cephesinde, kendi varlığına yapılan saldırılar ve özellikle kendi toprak katmanındaki kültür varlıklarının yok edilmiş olmasından dolayı İnsan’ın bölünmüşlüğüne daha çok saldırıyor. Dünya bu cepheyi çoktan kazandı gözüyle bakılabilir.
Kıtlık Cephesi: İnsan Dünya’yı uzun bir süredir kıtlık teorisine göre yönetti. Bu teoriye göre İnsan’ın ihtiyaçları sonsuz, bunu karşılayabilecek kaynaklar ise sınırlıydı. Oysa bu teori yanlıştı. Çünkü eko denge, kaynakları sürekli olarak yenileyebiliyor ve sonsuz tekrarla üreterek kendi kendine çoğaltıyordu. İnsan ihtiyaçlarından fazlasını arz eden bir eko sistem vardı. Fakat insan bu eko sistemi ele geçirmeye ve ona zarar vermeye başladı. İhtiyacından fazla İnsan’a sahip oldu önce, nüfusu hızla şişirdi. Bu nüfusü planlı olarak yerleştirmedi, bir yandan gelenekselcilikle, diğer yanda göçlerle tam bir kaosa dönen insan trafiği içinde ekolojik denge de sarsıldı. Sanayinin ve teknolojinin doğal kaynaklara zarar vermesiyle birlikte Dünya yetersiz kalmaya başladı. İnsan bu cepheyi kazandığını ve hem Dünya’yı alt ettiğine, hem de dünya tarafından üretilmekte olan herşeyi kendi eliyle de üretebileceğine inanıyordu ki; kıtlık tehlikesi baş gösterdi. İnsan tüm teknolojik gücüne rağmen önüne geçemediği kıtlık felaketine hazırlanmaya başladı. Bu cephede işler yeniden kızışacak ve çok kan dökülecek.
Açlık Cephesi: Dünya binlerce yıldır kendi kendini besleyen, kendi kendini üreten ve her türlü cins tohumu rüzgarlarla istediği her yere savuran, savururken plan yapmayan, üretimi belli bir adetle sınırlı tutmayı düşünmeyen, üretirken mevsimsel değişimler hariç neredeyse sıfır bürokrasiyle çalışan dev bir yaşam tesisi olarak hizmet verdi. Kendini tanrılaştırmaya çalışan İnsan’ın henüz laboratuvarda yapmayı başaramadığı suyu bile sürekli olarak kendi toprağından geri çektiği su buharından üretmeye devam eden gerçek bir yüksek teknoloji harikası olarak çalıştı. Temiz havayı, suyu, yemişleri, meyveleri, sebzeleri, bakliyatı, buğdayı, afrodizyakları, şifa sunan ilaçları, antiseptikleri, antibiyotikleri kendi doğası içinde çeşitli yiyecekler aracılığıyla üretip durdu. İnsan ise doymak bilmeyen bir varlık olarak bunları tüketti, yok etti, kendi üretmeye kalktı ve sentetik gıdayı icat etti. İnsan doymadı ve diğer İnsan’ın elindeki yiyeceği de aldı. İnsan öyle doymadı ki; önce eliyle, sonra fileyle, sonra arabayla, sonra jipiyle bagajlarını, arka koltuklarını da doldurarak kendi evine iaşesini taşımaya başladı. Açları doyurmaya değil, kendi bitmeyen açlığını doyurmaya çabaladı. İnsan bu cepheyi de çoktan kaybetti.
Kardeşlik Cephesi: İnsan, yaratılışı itibariyle kardeş olarak Dünya’ya gelmişti. Ancak İnsan’ın kendi benliğine düşkünlüğü ve onu herşeyden yüce bir değer olarak tüm bir inanç ve düşünce değerleri sisteminin tam ortasına yerleştirmesi, kardeşlik olgusunun kaybedilmesine yol açtı. İnsan, İnsan’dan korkar hale geldi. İnsan, İnsan için kötülük dileyen, kin besleyen, tuzak kuran, yalan söyleyen, birbirini ezen veya biribirine üstünlük taslayan bir varlık haline geldi. Kardeşlik cephesinde İnsan, Dünya ile savaşmadan kaybetti. Cephe kendi kendine düştü. İnsan bu cephede korku ve yalnızlık içinde bekliyor.
Kurmay Başkanlık Notları: İnsan cephesinin kurmay başkanlığını en zengin ülkeler yapıyor. En zengin ülkelerin parası geçen yılki krizde bitti. Artık kimseye yardım etmeyeceklerini açıkladılar. Yeni normal adı altında yeni bir model ve diyebiliriz ki son bir direniş deneyecekler. Fakat İnsan cephesindeki bu dağınıklık ve ayrılıklar İnsan’a bu direnişte de bir şey kazandırmayacak. İnsan kurmay başkanlığı, fakir ülkelere ve topluluklara yapılacak yardım miktarlarını kendileri belirliyor ve zengin ile fakir arasındaki dengeyi bozmadan işlerini sürdürüyor.
Dünya ise, şimdi varlıkların tamamını kendisi yeniden tanzim etmek üzere herkesin elinden almaya hazırlanıyor. Çünkü Dünya’nın kurmay başkanı, her ne kadar İnsan onun kimliği hakkında binlerce yıldır bir uzlaşmaya varamamış olsa da, herşeyi Yaratan Allah.
Savaş, onun daha önce yazılı ve sözlü olarak bildirdiği gibi ilerlemeye devam ediyor.
Muhtemelen de, onun bildirdiği gibi bitecek!