İnsanın hayatı boyunca yaptığı her seçim bir sınavdır desem, itirazınız olmaz sanırım. Şu sıralar gündemin en sıcak iki konusu sınavlar ve seçimler.

İnsanoğluna küçük yaşlarından başlayarak, “bilmek eşittir soruya doğru cevap vermek” ritüelini ezberleten ve bu sayede başarının formülünü “doğru cevabı ezberlemek” olarak veren hastalıklı mottolardan nefret ederim. Böylece sistem bir sürü “düşünmeyi bilmeyen” ve “bilgiye vakıf olmayan” ama bir şekilde sistemi kullanarak “en iyi bilen” haline gelmiş insan üretir. Bu tipler, neden 3 yanlışın bildikleri bir diğer doğruyu sildiğini de düşünmez. Böyle saçmalık olur mu, üç yanlışa karşılık bir doğruyu neden siliyorsun? Doğru silinir mi?

Böylece başarı bilgiyle değil, zekâ becerisiyle ölçülür. Mesela, verilen şıklardan hangisinin doğru olduğunu bilmek zorunda değilsiniz. Şıklardan yanlış olanları bulup geriye kalanı doğru olarak işaretleyebilirsiniz. Benzer biçimde, şıkların her birini denklemde bilinmeyenin yerine koyup sağlama yaparak da bulmayı deneyebilirsiniz. Bilgiyi değil “bir yolunu bulma zekâsını” ölçmektedir sistem!

Önceden belirlenmiş bir formülü şıklara uygulayarak da doğru cevabı bulabilirsiniz. Biz değil miydik yıllardır “bu sistem ezberci sistem” diye eleştiren. Doğru yanıtları dershanede ezberleyince sistem kötü diyorduk, yanıtların servis edilmesinin ezbercilikten ne farkı var?

İnsanoğlunun akıl ve vicdanla savaşa girdiği, akıl ve vicdanın her türlü hırsa ve keyfe yenik düştüğü bir zalim dönemdir bu dönem. Üç yanlışın bir doğruyu silmesi yetmez, tek yanlışla tüm doğrularınız silinir gider. Arkanızda mutlaka o yanlışı yapmanızı bekleyenler vardır.

Seçim dönemlerinde de, insanların gidip parti programlarına bakacağı, olası iç ve dış tehditleri analiz ederek hangi partinin hükümet kurmasının millet menfaati için daha doğru olacağına karar vereceği zannedilir. Oysa tüm oylar, fikirsel bir kamplaşmanın sonucu olarak sandığa atılır. Kararsızlar bile, son günlere girildiğinde hangi partiye değil de, öncelikle hangi “tarafa” oy atmayacağına karar verecektir. Sonra da gidip onun karşısında olan kimse ona oy verecektir.

Bu doğru ve yanlış algılaması bir virüs gibi sarmıştır tüm zihinleri. Hak olanı batıldan ayrımak için indirilen Kitap belki de bu nedenle doğru ve yanlışın yanına yeni bir paradigma olarak “hayırlı olanı” koymuştur. Çünkü hayır, çoktan seçmeli şıklar arasından birini seçer gibi hesap edilemez. Zekâ değil, akıl ister. Temiz bir gönül ister. Tasallut altında olmayan bir vicdan ister. Başarılı olmanın değil, “insan” olmanın yoludur.

Milletvekillerini de ÖSYM seçsin

Milletvekili aday listelerini liderler belirlediğine göre, bu listelerin Meclis’e girmesi için bir seçim yapmanın da pek bir anlamı kalmıyor. Benim de aklıma, milletvekillerini ÖSYM’nin seçeceği bir sınav yapılması fikri geliyor. MÖSEYE (Milletvekillerine Özel Seçme ve Yerleştirme) adı altında bir sınav yapılarak TBMM’ye girmeleri sağlanabilir.

Çok zor sorular sormaya da gerek yok. Mesela şöyle bir soru sorulabilir:

Merkez sağdan kurşun geçirmez Mercedes ile saatte 220 km hızla yola çıkan A partisi konvoyu ile aşırı sağdan minibüse doluşarak saatte 80 km ile merkeze doğru yola çıkan il teşkilatı hangi noktada karşılaşarak miting yapabilirler?

Şöyle sorular da olabilir:

Bir parti lideri Meclis’teki grubunu 2 saatte (gaza getirip) dolduruyor. Meclis dışındaki bir çok kurum ise aynı grubun elini 10 dakikada boşaltıyor. Meclis 4 yıl açık kaldığına göre, bu hızla dönem sonunda kaç kanun çıkarılmış olur?

B partisinin 5 milyon lirası var. Parasının 1/4’ü ile miting yapacak, 1/8’i ile balon, bayrak asacak. Kalan parasının yarısı ile kömür, erzak, kontür, elektronik ev aletleri dağıtacak. Seçimden sonra kalan parayla liderin akrabaları kaç villa alabilir?

Ülkemizin iç acılarının toplamı kaçtır?

Şaka bir yana; bir konuşulan konulara bakın, bir de hayatın gerçeklerine..

Çok ağır bir sınavdır insanoğlunun her seçimi..