Bizdendir.

Lafı uzatmaya gerek yok.

Kendini kaybetmişler. Şuursuzca değil, kendini çıkarıp atmış da kaybetmiş.

Diline kulak olanlar. Kulakla dil arasındadırlar, sorsan ne kulaktırlar ne dil. Öyle dururlar ki, duyduklarını ses, konuştuklarını laf sanmadan. Lafı etmeden bir, ettikten sonra iki düşünerek…

Görebilenler. Koca ateşlerdir o yıldızlar, ışıkları nicelerine can veren. Onun heybetini bilir de, bir nefeslik can taşıyan mumla bulur yolunu.

Ne bilirler. Sorsan dünyaları taşır tek sözüyle de, nicelerinin gözünde bilmez tek bir kelime.

Bizdendir.

Lafı uzatmaya gerek yok.

Ormanların krallığını versen… Suların da hâkimiyetini… Mutlaka gökleri isteyecek.

Hepsini korumak, kollamak… Hepsiyle dost olmak için…

Anlaşılmayacağını bilecek, yine de anlatacak.

Sevilmeyeceğini bilerek sevecek.

Almayı bilen olmasa da elindekini uzatacak. Elini itecekler, incinmeyecek.

İstedikleri olunca kendini bir şey başardı zannedenlere, bir başka dileyen olduğunu hatırlatacak. Onu tersleyecekler ve o üzülecek. İnsan işte böyle taş kalpli bir çıkarcıdır ve en büyük suç ortağı da kendisi…

İnsandan uzak olacak ama onu gören, insanlara en yakında bulacak.

Onu aralarına almazlar. O aralarında ve yalnız yaşayacak.

Saatleri aynı rakamı gösterse de araları en az bin yıldır. O mesafeden ne bir ses ulaşır, ne bir görüntü, ne de görünenler göründüğü gibidir. Bir yanılsamadır gerçek.

Araları bin yıl… Mekânları birdir. Birlikte yaşar ama onu tanımazlar.

Lafı uzatmaya gerek yok.

O dosttur. Var olsun istemezler, korkularından. Korkular, korkularla yaşar.

Yaratanı ise dost yaşatır.

Binlerce yıldan uzanan eldir. Çok eski bir ahit, çok eski bir davadır.

Görünce kaçarlar, öyle ki bildiklerini bile unutup inkâr ederek.

Kaçın korkaklar. Saldırınca korkaklığınızın görünmediğini sanırsınız.

Siz nafile bir çabasınız. Karanlıkta eğleniyorsunuz.

Hiçbir şey bilmiyorsunuz.

Bilenler…

Milyarlar uyurken uyanık oturanlar…

Bizdendir.