Son dönemdeki sorgulamalar, askerlerin tutuklanması, gözaltına alınması, ifadelerinin alınması gibi olaylar elbette hukuki altyapısı iyi işleyen demokrasilerde normal görülebilir. Mesele aslında pek de kimin gözaltına alındığı değil, gözaltına alınışın toplumda nasıl algılandığıdır. Hukuki anlamda üslup hataları yapılmadığı sürece gerçek bir demokraside herkes yargılanabilir olmalıdır.
Ülkemizde de bugüne kadar her kesim bu olayları “asker-siyaset” veya “ulusalcılar-demokratlar” gibi saçma sapan ayrımcı kavramlarla değerlendirdi. Televizyonlarda bir ömür konuşsalar, herşeyi aynı laflarla izah etmeye çalışacaklarına emin olduğum aydın ve derin (!) yorumcular istedikleri kadar olayı “asker” ve “siyaset” arasında gerginlik olarak açıklasınlar, temelde dokunulma alerjisi olanları kaşıntı basma halidir bunlar.
Önce tersinden bakalım: Ülkemizde en çok “dokunulanlar” listesinin başında zavallı futbol teknik direktörleri gelir. Bunların bir maçtan bir maça dokunulmamış bir yeri kalmaz. Keza forvetler ve kaleciler de öyle. Yok o gol oradan kaçar mı, yok o topu ben bile tutardım… Dokun dibine kadar, nasıl olsa o sahaya sen çıkmayacaksın!
En çok dokunulmak istenenler arasında eminim açık ara “hakemler” önde gelir. Taraftarlar sadece hakeme değil, onun yedi ceddine, sülalesine, anasına, bacısına çeşitli dokunmatik işlemler yapmak istediklerine dair çok coşkulu tezahüratlarla statları her maçta inletirler. Yine de kimse, -gariban ve korumasız amatör küme hakemleri hariç- tribünden inip hakeme dokunamaz.
Hakemlere ancak arkasından dokunulur. Tam dokunma da denilmez, aslında dokundurulur… Maç biter, hakemin arkasından sallanır da sallanır. Hakem maçla ve verdiği kararlarla ilgili konuşmaz. Açıklama yapmaz. Raporuna ne yazarsa o doğru kabul edilir. Misal, maç oynanırken sahaya uçak mı düştü, hakem “ben görmedim” derse orada bir kaza olduğunu iddia edemezsiniz. Belki de size öyle gelmiş olabilir…
Hakem demeç vermez. Hakem konuşmaz. Hakem neden düdük çaldığını anlatmadığı gibi, neden çalmadığını da anlatmaz. Böylece bir hakem, evvela bir maçta çaldığını diğer maçta çalmamaya başlar. Sonra baktı ki kimse gerçekten dokunamıyor, işi ilerletir ve bir takıma çaldığını diğer takıma çalmamaya ve en sonunda bir yarı sahada çaldığını diğer yarı sahada çalmamaya başlar. Gidebildiği kadar gider… Çünkü en açık verdiği yerde bile savunması çok basittir: “Ben görmedim!”
Gerisi hakemin hayal gücüne kalmış… Örneğin açıkça elle topa dokunan oyuncuyu görmez ama bir oyuncunun koşarak topa gelişinden onun kalbindeki kötü niyeti anlayabilir ve onu oyundan atar! Topa elle dokunabilirsiniz ama bir hakeme asla! Bir hakem gol olmamış bir topu gol olarak görebilir veya gol olmuş bir topu görememiş olabilir. Bir takımın kaderiyle oynar, bir hafta sonra hemen başka maçı yönetebilir!
Askerler ve siyasetçiler meselesi ise başkadır. Onların farklı bir geçmişi vardır. Asker, geçmişte siyasetçiye bir kaç omuz şarjı yapmış, bir kaç kez de oyunu kasti faulle durdurmuştur. Böyle olunca siyasetçiye bir irkilme gelmiş, arkasına geçen biri olduğunda refleks olarak gerilmeye başlamıştır.
Bir siyasetçi gerginlik hissedince bunu kendi içinde çözmeyi bilmez, genele yaymaya çalışır. Böylece asker bir kılını kıpırdatacak olsa, dinamı etkisiyle önce siyasetçi, ardından medya, son olarak da halk gerilir. Gerginlik arttıkça da taraflarda, “dokunulacaksa biri dokunsun artık” beklentisi artar.
Bir kısım siyasetçi, “du bakali bu askerin de dokununca içinin hoşlaştığı bir yeri var mıdır” diye bir toplu araştırmaya kalkmış ve askerin orasına burasına dokunarak gıdıklamaya çalışmaktadır. Şimdi bu normal vatandaş olsa, dokununca gıdıklanıp gülecek. Ama asker olunca, gıdıklandıkça kasılıyor.
Askere dokunuruz demeye getirildi ve geldi de. “Demokrasilerde askerin dokunulmazlığı yoktur yargılanabilir” diyenlerin, haklarındaki tüm illegallik iddialarına rağmen, dokunulmazlığa sığınıp yargılanmadan koltuklarında oturmaları da müthiş bir ironi değilse nedir…
Bugün Gazetesi’nin 19.08.2007 tarihli haberine göre, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde dokunulmazlık hakkını kaybeden 84 eski milletvekiline yargı yolu açılmıştı. İşte dokunmanın yolu demokrasidir! “Dokunulmazlık yoktur herkese dokunabilirim” diyen konu kendisi olunca “kimse bana dokunamaz” diyorsa ne anladım ben bu işten.
Bence yürekli bir hakem çıkacak ve bir gün tribüne dönüp “Beni elle” diye bağıracak.
İşte ancak o gün ben müreffeh bir Türkiye’ye uyandığımızı anlayacağım.