Bir esastan inceleme meselesidir gidiyor. Nedir bu esastan inceleme?

Anayasa’nın 148. maddesinde tarif edilen görev ve yetkilere göre, Anayasa Mahkemesi’nin anayasada yapılan değişiklik taleplerini esastan inceleme yetkisi yok, sadece şekil yönünden inceleyebiliyor. CHP’nin itirazına esas teşkil eden “anayasa değişiklik paketi anayasanın değiştirilemez maddelerini dolaylı yoldan değiştirmeye yöneliktir” görüşü, Anayasa Mahkemesi’ni ilgilendirmiyor. Rejime yönelik tehditler hakkında, anayasa değişikliği yaparak bir girişimde bulunulması ihtimalini esastan inceleme görevi Anayasa Mahkemesi’ne verilmemiş. O halde bu yetki kimde?

Anayasa’da bu sorunun yanıtı yok. Ancak bugünkü durumda, bir referandum yapılacağı için bu yetki şimdilik “seçmende” görülüyor. Seçmen, anayasa değişikliği çalışmasının, iddia edildiği gibi yargı bağımsızlığına karşı bir operasyon olup olmadığını “esastan” incelemeli ve bir karara varıp bunu sandığa yansıtmalı. Elbette bu süreçte, halkımızın bu konuyu “esastan” incelemesini önlemek amacıyla “mahsustan” gündemler yaratılıp konu bulandırılacaktır. Şüpheniz olmasın.

Baykal kasediyle ilgili konunun esası nedir?

Unuttuk. İlgilenmiyoruz artık. Dünya Kupası’nda Türkiye yok. Bursaspor şampiyon oldu. Yani, gündemi dolduracak adam gibi konu yoktu ki, şu gemiyle yardım götürerek ambargoyu delme meselesi sağolsun ortamı hükümetin istediği şekle getirdi. Hükümet zaten olayı şekil yönünden inceliyor, esasla bir ilgileri yok. Tam da bu sırada Fethullah Gülen olayı esastan inceledi ve bunu bir “otoriteye başkaldırı” olarak niteledi. Sanırım AK Parti kadroları bu açıklamasından sonra Hoca’yı şekil yönünden incelemeyi bırakıp esastan görüşmeye başlayabilir.

Baykal ise Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmalarını, babası okulun en büyük bağışçısıymış gibi bir sırada sakince oturup dinliyor. Bence Baykal’ın rahat olmasının sebebi, seçimi kazanamazsa Kılıçdaroğlu’nun başkanlığı bırakacağını iyi biliyor olması ve onun yerine yeniden aday olması ihtimalini bugünden hesap etmesi olabilir. Baykal olayı, şekil yönünden (bir kaset iddiasıyla) gündeme gelmesi yerine, Baykal’ın koltuğunu kendiliğinden Kılıçdaroğlu’na bırakması şeklinde olsaydı aslında mesele “esastan” çözülmüş olmaz mıydı?

Afetler esasen Allah’ın işi midir?

Deprem öldürmez, bina öldürür diye inandık ama İstanbul’u rezil eden kar, yağmur gibi gökten inen rahmetin yarattığı felaketlerin kul hatası olduğuna inanamadık bir türlü. Madende işçi ölüyor, mukadderat. Yağmur yağıyor ortalığı sel basıyor, mukadderat. Yollar çöküyor, dereler taşıyor, mukadderat. İnsanlara aracınızı yola çıkarmayın diyenler, belediye otobüsünde sıkışıp kalan insanları çıkaramıyor, herhalde bu da mukadderat. Kadere bu kadar inanıyorsak, valiye, belediyeye ne gerek var diye sormazlar mı?

Japonya’da 8 şiddetinde deprem oluyor, binadan çıkıp yeniden aynı binaya giriyorlar. Bu Allah adını ağzına çok dolayanlara sormak lazım, sizce Japonya’ya başka bir Allah mı bakıyor? Bizim bildiğimiz Allah tektir ve herşeyin sahibidir. Demek ki, tevekkülü dileyen kulun da bir şeyler yapması gerekiyor öyle değil mi? Yağmur çiseleyince kendini AKOM’a atıp orada sıcak simit-çayla krizi yönetenler (!) olayı şekil yönünden incelemek yerine artık bir zahmet “esastan” ele alsalar da, bir sonraki yağmur veya karda insanlar ölmese, yuvalar yıkılmasa?

Bir de kameralara bakarak “metrekareye nah şu kadar yağmur düştü, Allah’ın bir hikmeti işte” diye kendilerini savunuyorlar. Atma Başkan din kardeşiyiz! Metrekareye bundan daha da çok yağmur düşeceğini 1998’deki Kyoto zirvesinden beri bütün dünya konuşuyor. Öyle sağa sola lale dikmek yerine biraz dünyada ne olup bittiğine baksanız ve görevinizi yapsanız iyi olur. Çünkü bizim mezhebimize göre, makam sahipleri, mevkilerinin sorumluluklarını sadece idari yönden değil, ahirette vicdani yönden de verecekler.

Genelkurmay esasen sakala neden karşıdır?

Ahmet Hakan’ı orduevine almamışlar sakalı yüzünden, o da bunu yazmış. Genelkurmay da, bu olay üzerine sakal konusunu incelemeye almış. Ben askerliğimi Ankara’da bir kışlanın nizamiye çavuşu olarak yaptım. 2004’te terhis olduğumda bir sakal yasağı yoktu. Türban yasağı vardı, başörtüsü gibi bağlamaları halinde kadınları içeri alıyorduk. Ben de son iki yıldır sakallıyım. Çünkü tipime çok yakıştığını düşünüyorum. Neredeyse bir aksesuvar gibi görüyorum. Şimdi bir erkek kolunda kocaman bir saat var diye kışla kapısından geri çevrilmiyorsa (ki saat takmak sadece bir aksesuvar taşımaktır, saat artık her yerde var) o halde Genelkurmay sakala neden bir anlam yüklüyor ve onu bir zümrenin sembolüymüş gibi gösteriyor? Ahmet Hakan sayesinde bu şekil yönünden inceleme de bitecek ve anlaşılan asker sakal konusunu “esastan” görüşecek.

İşin esasını bir yana bırakıp, Galatasaray maç kazanamadı diye koskoca Frank Rijkaard’a “bu adam futboldan anlamıyor” diyecek kadar “şekil yönünden” yaşadığımız şu sığ gündeme bir bakın! Bülent Arınç Anayasa Mahkemesi’ne diyor ki, “Sakın esastan bakma, yetkin yok. Şeklen bak”… Aynen katılıyorum. Mahkeme yetkisine göre şeklen baksın.

Fakat çok rica ediyorum, hiç olmazsa artık biz millet olarak bir şeylere “esastan” bakalım!