Sıkı durun! Roman gibi bir mesele anlatacağım.

Roman… Bir eser olarak roman… Kendini tanımlayan ifade ile kendisi (isimle cisim) arasında bu kadar fark olan ender gerçekliklerden biri…

Sözlüğe göre, “İnsanın veya çevrenin karakterlerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî tür. Pöff… Bence çok didaktik ve sıkıcı bir tanımlama.

Günlük hayattaki kullanımlara bakarsanız, “roman gibi hayat” veya “tıpkı romanlardaki gibi” diye tabirler var. Burada anlatılmak istenen ne peki? Sözlükteki tanımda anlatıldığı gibi insanı ve çevreyi inceleyen, anlatan, tutkuları çözümleyen, bazen tasarlanmış bazen gerçek olaylarla hayat bulan, gözleme ve plancılığa bu kadar dayanan? Roman yazmak işi için doğru bir tabir olabilir ama romanın kendisi için asla. Öyleyse “roman” denilen şeyin kendisi nedir?

Romanın ruhunda “romantizm” olmalı. Yani; özgürlükle, bağlı olmama talebiyle ve ruhsal tamamlanma isteğiyle dolu bir içgüdü… Roman gibi hayat derken veya tıpkı romanlardaki gibi derken işte tam da, günlük hayatın kalıpları ve ezberlenmiş (dogmatik) doğruların veya ahlâkın dışında kalan daha özgür ve geniş bir alan. Romantizmdeki gibi kuralsız ve duygusal…

Malesef insan, kendini tekrar edince “güven” hissini buluyor. Toplumun yapmakta olduklarını tekrar etmek ise kendimizitoplum içinde güvende hissetmemizi sağlıyor. Her gün aynı iş yerine gitmek gibi, başımızı sokacak bir ev sahibi olmak gibi, aileye ve mahalleye bağlılık gibi… Bir nev’i saplantı aslında her biri… Aynı insanı sevmek gibi, aşktan ziyade tek bir kişiye olan aşkı yüceltmek gibi…

Romantizm de yücelterek başlıyor hikâyesini örmeye. İdealizmi; tıpkı bir zırh gibi gerçekliğe giydiriyor ve aslında özgürlüğünü kazanmaya giderken esarete mahkûm oluyor bilmeden.

Bugün yaşadığımız kültürde birbirine girmiş aşk, sevgi, dostluk, kutsallık gibi kavramlardan bize neden bir mutluluk payı düşmediğini ve neden bugünün yaşam tarzında bir romantizm bulamadığımızı böyle anlayabiliriz. Romantizm aramaya kalkarsanız mahkûm olursunuz, başka bir sonuca ulaşmanız mümkün değil. Romantizmi oluşturmalısınız… Kendiniz yazmalısınız…

Susamış olabilirsiniz! Ancak bulduğunuz su sizin istediğiniz gibi akmak zorunda değildir. Ya susuzluğunuzu gidermeyi tercih edeceksiniz ya da suyun yolunu değiştirmeye kalkıp kendinizi ona adayacaksınız. Unutmayın ki, suyun yolu değişir ta ki debisi artana kadar. İçi dolunca yine kendi bildiği yola geri dönecektir. Kaderle işbirliği yapabilirsiniz ama kaderi değiştirmezsiniz.

Suyun akışını değiştirmeye kalkmak özgürlüktür, bir başkaldırıdır, tekrar etmekten vazgeçiştir. Bu mücadeleyi yüceltebilir ve en büyük idealiniz haline getirebilirsiniz. Başkaları hayranlık bile duyabilir. Ancak zaferiniz çok kısa olacaktır. Su kendi yolunu bulur. İşte burada tercih, bunun bir roman olduğunu bilerek kaderini yazmak olmalıdır.

Acı, gözyaşı, keder, hastalık, zorluk, mücadele, düello, meydan okuma, başkaldırı, haykırma, gerçeği arama, yenilgi, romanlardaki ortak gerçeklerdir. Toplum tarafından dayatılana meydan okur önce… Ondan kaçmaya saklanmaya çalışır, öncelikli amacı toplumsal kültürü değiştirmek değil, kendi yücelttiğine bir ayrıcalık tanımak, toplum içinde bulamayacağı nefesi, onun dışında aramaya çıkmaktır. Aldatmalar, kaçmalar, saklanmalar, yalanlar, bunun içindir…

Kaderle öyle bir oyundur ki; kendi yücelttiğine mahkûm olarak sonucunda kadere kafa tutmak, kılıçları çekip hayatını ortaya koymaktır. Onun için ölmektir!

Bugün sizin için kim ölür? Ya siz? Kim için ölürsünüz?

Artık roman gibi hayatı normaller arasında bulamazsınız. Bolca trajedi görebilirsiniz; çelişkiler ve toplumdaki maddi ve manevî kutuplaşma her gün artarken… Şimdi akıllılar var. Akılları onlara, kendinden önce olanı ve kendi zamanında olanı tekrar ederek hayatta kalmayı öğütlüyor. Bunlar yüceltemezler, bunlarla yüceltemezsiniz. Bunlardan âşık, bunlardan dost veya arkadaş olmaz. Bunlardan olsa olsa sap olur. Toplumdan ayrı düşmemek için arada bir tutunursunuz, o kadar…

Ruhlarınız tamamlanmak istiyor. Bir bedene sahip olmalarının doğal sonucu olarak… Onları bu korkaklıkla, bu korumacılıkla tatmin edemezsiniz. Ruhlarınızı tamamlamak için, duygularınızı yoğunlaştırmak ve sıradan bir kalıba bağlı kalmadan özgürce yaşamak zorundasınız.

Siz özgürleşmeye çalıştıkça, aklınız sizi korkutacaktır. Sizi toplumun dayattıklarıyla korkutacak. Kabul edilmemekten, anlaşılmamaktan çok korkacaksınız. Yalnız kalmaktan çok korkacaksınız. İşte tercih yapmak zorunda kaldığınız kader budur; ya özgürce yaşayıp sınırları kaldırarak varolacaksınız ya da sürüden biri olarak öleceksiniz!

Benim ruhum her an bir asi gibi haykırıyor…

Güçlüye kılıcımı çekiyorum korkmadan. Merhamet! Merhamet! Bir şans daha! Bir şans daha mı istiyorsun? Merhamet tanrının olsun, çık karşıma! Bir şans daha veriyorum… Çık ve dövüş! İnandıkların için değil, yaşatmak için dövüş! Öyle bir çek ki o kılıcı; ölmesin, yaşasın…

Öyle bir çek ki, roman olsun!!!