Bugün bazı ayrıntıları hayal gibi hatırlıyorum. “Stand istiyorum ben” dedim. Satışı arayacaksın dediler, aradım. Bana bir stand, son sayıdan yüz adet, bir de eski sayılardan istiyorum elinizde ne varsa diyerek siparişimi tamamladım… Bunları ertesi gün ofise getireceklerdi.

Siparişi vermeden önce muhasebeye giderek dergi satınca nasıl fiş kesebileceğimi sormuştum. Bana bir koçan makbuz verebileceklerini ve satışta bunu kullanabileceğimi anlattılar. Oysa ben dergide her hafta kendi bana ayrılan bir sayfada mizah yazıyor, dergi için röportajlar yapıyor ve haber sayfaları için toplanan haberleri kaleme alıyordum. Ama şimdi çalıştığım dergiyi sokakta satacaktım.

Aydın Doğan bir süre önce, haftada ortalama 35 bin satan ve kendi segmentinde (pop müzik) en çok satan dergi olan Top Pop’u satmıştı. Dergiyi satın alan işadamı Erol Aksoy’un bir medya grubu vardı ama satış ağı çok ama çok zayıftı. Hürriyet grubuyla kıyaslanmayacak kadar dar bir ağa sahip olan Show grubu derginin satış hızını kaybetti. Dergi büyük bir düşüşle önce 5 bin satmaya başladı, giderek 2 binlere geriledi.

Çok geçmeden beklenen olacak ve dergi iyice zarar ederek kapatılmak zorunda kalacaktı. Bu aşamanın bir adım öncesinde, ben yöneticilerimin bu durumu kabullenmiş bir biçimde işe gelip gitmesine fena halde öfkelenmiş olduğumdan, birşeyler yapılması gerektiğini düşünüyordum. Elbette o gün itibariyle elimde yetki veya bir hak yoktu. Yönetici değildim… Yetkili değildim…

Birşeyler yapılabileceğini düşünüyordum. Haftalık toplantılarımızdan birinde yöneticilere dergi satmak için başka yönetmeler bulabileceğimizi, hatta gerekirse kendimiz dergi satabileceğimizi söylediğim halde bu görüşüm kabul görmedi.

Toplantının olduğu gün, öğleden sonra dergideki masamdan kalktım ve Beyoğlu’na doğru yola çıktım. Nişantaşı’ndan yürüye yürüye giderken aklımda bir fikir vardı. O dönemin tek müzik marketi olan Megavizyon’a gidecek ve ortak bir proje yapmayı önerecektim. Henüz 23 yaşında idim ve gerek işime, gerekse çağıma göre aykırı hareketler yaptığımın farkında değildim.

Megavizyon’un Beyoğlu mağazasına girdim. İnanın, ne yapmam gerektiğine ilişkin tek bir şey bile bilmiyordum. Sürekli olarak kendi iç sesimi dinlemekten başka da bir şey yapmıyordum aslında. Bir reyon sorumlusunun yanına giderek “yöneticinizle görüşmek istiyorum” dedim. Ne de olsa geçmiş zaman, yanlış hatırlamıyorsam “Coşkun Bey mi?” diye sordular. Ben de sanki çok iyi biliyormuş gibi “evet” dedim. Sanki bu çok normal bir durummuş gibi beni alıp onun yanında götürdüler. Coşkun Bey ile görüştüm. Durumu açık açık anlattım. Dergimiz çok iyi bilinen ve tanınan bir yayın olduğu için bir işbirliği yapmayı hemen kabul ettiler. Ben de onlara şunu önermiştim: Ben her hafta bir pop müzik sanatçısını Megavizyon mağazalarına getirip ona bir imza günü düzenleyecektim, bunun karşılığında Megavizyon mağazası da Top Pop dergisini o gün için orada satmama izin verecekti. Mağaza yayın satmaya yetkili olmadığı için, satışı bir şekilde benim yapmam gerekiyordu.

Megavizyon ile el sıkışıp oradan ayrıldım. Dergiye dönüp pop müzik sanatçılarından aramın çok iyi olduğu bazı isimleri aramaya başladım ve onlara projeyi aktardım. Soner Arıca, Ege, Demet Sağıroğlu gibi isimleri ilk aramıştım. Top Pop daha çok satsın istiyorum dedikçe onlar da bana “o zaman ben de sizinleyim” diye yanıt veriyordu. Bu çok iyi bir gelişmeydi.

Hemen hepsiyle uygun tarihler üzerinde anlaştık. İlk uygun olan Ege idi ve onunla başlamaya karar vermiştik. Şimdi geriye bir tek iş kalmıştı: Bu projeyi dergi yönetimine açmak!

Anlattım. Güldüler… Yayın yönetimi bu girişimi gülerek ama beni kırmamak için hayırlı olsun diyerek karşıladı. Zaten derginin göz göre göre batışına müdahale etmek için bir fikir üretmiyor olmaları nedeniyle onlara o kadar öfkeliydim ki, hiç önemsemedim! Hemen mali işlere giderek nasıl dergi satabileceğimi öğrendim. Bana bir koçan makbuz verdiler. Her dergiye karşılık alındı makbuzu kesecektim. Sonra da geçen sayıları, son sayıyı ve dergileri koyabileceğim bir stand istedim. Dergiden bana bir araç da tahsis edilmemişti ve ben yerden kalkmayan dergi torbaları ile demir standı bir hamal gibi sırtlanıp ta Beyoğlu’na kadar yürüyerek taşıdım.

İlk imza gününü yapmış ve 50’den fazla dergi satmıştım. İşin acı tarafı, basit bir fikir ve kendi çapımda bir gayretle hiç yoktan 50 dergi satmış, parasını muhasebeye getirmiş ve Ege’ye imza günü yaptığım için Hürriyet’in Kelebek ekine de haber olmuştum. Eğer bu iş yayın grubunun gücü ve yönetimin yetkileriyle yapılabilseydi kimbilir daha neler başarabilirdik.

İkinci imza gününü de 40 dergi satarak pop şarkıcısı Ayşen ile Carousel Megavizyon’da yaptım. Ne yazık ki, ikinci imza gününden sonraki hafta acı haber geldi: Dergimiz kapatılmıştı!

Dergiden sonra ben bambaşka bir mesleğe yelken açtım. Basiretsiz, beceriksiz yöneticilerden ve elinde yetki olup sonuç alamayan idarecilerden hâlâ nefret ediyorum. Basit, naif ve destek görmeyen fikirle bile 100 adet daha dergi satabildiysem, o dergi batmazdı…

Diyorum ki, çırak bazen kafayı kırmalı! Dükkânı belki çırak kurtaramayabilir ama onu ustalığa taşıyacak yolun taşlarından birini böyle döşeyebilir.