Noel Baba bizden değil, eyvallah! Noel zaten bizim kültürümüzün bir parçası değil, ona da eyvallah. Noel’i (25 Aralık gününü) değilse de yeni yılın gelişini (1 Ocak’ın ilk dakikasını) tüm dünya gibi biz de milletçe kutluyor muyuz? Evet!
Yılmaz Erdoğan’ın tam da bir yeni yıl öncesinde vizyona sunduğu “Neşeli Hayat” filmi, hiç de neşeli olmayan gerçeklerimizi, büyükşehirde koyun koyuna yatan zengin ile fakirin iç içe ama tezat yaşamlarını gösteren bir kara mizah, bir sosyal taşlamaydı. Film, eşiyle yaşadığı fakirhanesini ve doymak bilmeyen, sorumsuz kayınbiraderini beslemeye çalışan adamın, bir pazarlama ürünü satarken dolandırılması sonucu davalık olmasını ve bir alışveriş merkezinde yılbaşı öncesi bulduğu geçici bir işle borçları kapamaya çalışmasını konu alıyordu.
Bulabildiği iş, Noel Baba kostümü giyip beyaz sakal takarak, bir oyuncakçının önünden geçen insanlara “Hoh-hoh hooo! İyi seneleeer!” diye bağırmaktı. Bir aylık işin sonunda yarım asgari ücret kadar bir para alacaktı. Tam bu filmi yeni yıl geliyor diye oturup yeniden izlemiştim ki, ertesi hafta asgari ücrete zam geldi. Yeni asgari ücret, yılın ilk 6 ayı için 774 TL oldu. Rastlantı bu ya, aynı hafta açlık sınırı da açıklandı! Yoksulluk demiyorum, açlık sınırı: 985 TL.Başlı başına kara mizah.
Merak eden varsa; ülkemizde yoksulluk sınırı tek kişi için bin 751 lira. Dört kişilik bir ailenin asgari (en az) geçim sınırı ise 3 bin 505 lira. Şimdi şöyle de açıklayabilirim: Eğer evliyseniz ve aylık hane geliriniz 3 bin 500 liranın altında ise siz “fakirsiniz”.. Yok eğer bekarsanız ve yine şahsi aylık geliriniz bin 751 liranın altında ise siz hem bekarsınız, hem de fakir! Diyelim bekarsınız ama aylık geliriniz asgari ücretle çalıştığınız bir iş: Bu durumda siz açsınız!
Üstelik de “açlık” sınıfına kaydınızı sağlayan gelirden verginizi ödemiş olarak!
Vergi kaçıranlar gözlerinizin önünde hipermarket torbalarını ciplerinin bagajına yerleştirirken, ülkenin resmi aç insanı olarak verginizi vermiş şekilde (ve kesinlikle zenginlerin zenginliğine gözünüzü dikmeden) sefilleri oynayabilirsiniz.
Ne de olsa siz yüce devletin legal, vergisini vermiş ve kayıtlı açısınız!
Geçtiğimiz yıllarda, ailecek çok sıkıntılı olduğumuz bir dönemde, babamla yolda yürürken dertleşiyorduk. Babam uzunca bir müddet şartlarımızın ne kadar zor, ülkemizdeki koşulların da ne kadar olumsuz olduğunu anlattı. Birden kafamı kaldırdım ve yürüdüğümüz kaldırımda etrafa şöyle bir baktım: Evimize yürüme mesafesinde olan ünlü Bağdat Caddesi’nde yukarı aşağı dolanıyorduk. Sohbete de az önce birer tavuk suyu çorba içtiğimiz restoranda başlamıştık. Babama dedim ki:
“Allah herkese bizimki gibi sıkıntı versin. Baksana dertliyiz, çaresiziz ama bu derdimizi bile konuştuğumuz yer Bağdat Caddesi. Ülkenin en zengin yolunda, en pahalı caddesinde birer çorba içip konuşabilecek durumdaysak biz yine bayağı iyi durumdayız demektir.”
Bence Allah insanoğluna çok fazla sayıda yetenek vermiş. Gökten paraşütle atlayan da var, dağa tırmanan da.. Ağzıyla uçağı çeken de var, cam bardak yiyen de.. Acun Ilıcalı işsiz güçsüz, dedikoducu milletimize bunları her akşam izletiyor zaten. Oysa bana göre Allah insana bunlardan çok daha kolay ama aslında ruhsal olarak da bir o kadar zor bir yetenek vermiş:
Kafayı kaldırıp etrafı görmek.
İnsan, bu yeteneğiyle hayvansı alışkanlıklarından arınıp gerçek bir “insan” olma yolunda adımlar atabilir. İnsan ancak böyle kendinin farkına varabilir.
Yeni yıl hakkında bir yazı yazayım derken aklıma bunlar geldi. Hani dedim ya, tam Yılmaz Erdoğan’ın “Neşeli Hayat” filmini yeniden izlemiştim ki, ardından bir rastlantı olarak önce asgari ücret açıklandı, sonra da açlık sınırı. Rastlantılar bu kadar değildi. Evimizin karşısındaki markete ekmek almaya gittiğimde, kapıdan içeri girmemle arkadan bir ses geldi:
“Hoh-hoh hoooo! Merry christmas!”
Dönüp baktım ki, belime kadar gelen, yerden bitme, sensörlü Noel Baba heykeli. Müşteriyi görünce başlıyor şarkıya! Aklıma Yılmaz Erdoğan’ın anlattığı hikaye geldi. Yer cücesi sensörlü Noel Baba sayesinde yeni yıldan önce bir kişiyi daha “açlık sınırının altına kadar” bile getiremeyen bu mekanik sisteme baktım.. Yazık dedim.. Çıkıp gittim.
Öyle bir hayat yaşıyoruz.. Öyle bir dünyadayız ki.. İnsanları sistem içinde aç ve fakir bırakıp, sefalete mahkum ediyor, öte yanda kendi hayallerimiz için acımasız hedefler koyarak satın aldıklarımızı hak ettiğimize inanabiliyoruz.
Ne diyebilirim.. Eğer bundan mutlu olanınız varsa, hepinize mutlu bir yeni yıl diliyorum.