Konunun neresinden tutsak elimizde kalıyor. Bir kere işin adı ne: “Kaset krizi!”

Kaset ne? Sesi veya görüntüyü bir şerit üzerine kaydederek saklayan ve yeniden izlemeyi sağlayan kutu diyor TDK. Yani kaset işinde bir “kaydedilen” var, bir de onu “kaydeden”.

“Kaset çıkacak” diyorlar. Bizim bildiğimiz; Bülent Ersoy’un kaseti çıkar, ne bileyim Sezen Aksu’nun kaseti çıkar… Tarkan’ın çıkar, Orhan Gencebay’ın çıkabilir mesela… Ses kaseti deyince ilk bunlar akla gelir. Seks kaseti deyince de, bir dönemin (80 sonrası doğanlar pek bilmez) videocusundan alınan veya tezgâh altında satılan “miki filmler” akla gelir.

Ses kasetini arabadaki veya evdeki teybe takıp ailecek dinlersiniz. Hatırlarsanız, Cumhurbaşkanı (1989-1993) Turgut Özal, makam arabasının direksiyonuna geçip gaza basınca yanındaki eşine dönerek ne demişti: “Semra bir kaset koy da eğlenelim!”

Eğlenirdik kasetle… Ailecek Sezen Aksu’ya veya Bülent Ersoy’a eşlik edilir, el de çırpılırdı. Bunu seks kasetiyle yapamazsınız. Ailecek kasette bağırana eşlik edip el çırpmanız pek hoş olmaz.

Seks kaseti izlemek zordur. İlk şart, evde kimse olmayacak. Mümkünse perdeleri de kapatacaksınız ki, adınız mahallede “evde oturup miki izliyor” şeklinde yayılmasın! Zaten argodaki “miki film” ibaresi de utanma hissiyatından türemiş olmalı. Miki film tabiri sayesinde, tezgâh altından satın almak da, “sende var mı” diye arkadaşına sormak da kolaylaşır.

Ne ilginçtir ki, teknolojiyi üretmese de tüketme konusunda dünyaya örnek teşkil eden bizim milletin dilinden bu “kaset” lafı düşeli çok oldu. Kasetlerin yerini CD aldığından beri, millet VCD nedir, DVD nedir, internet nedir, mp3 nedir, “download etmek” nedir öğrendi.

Görüntülerin nereden çıktığını anladık. Ateş olmayınca duman da çıkmıyor. Belli ki birşeyler olmuş. Kayıt edilmesini de anladık. Birileri bazı kişilerin özel hayatlarından delil toplamak için düzenek kurmuş. Ama bunun sonucunda ortaya çıkan ürünün adı ne ara “kaset” oldu onu anlamadık? Nihayet ortada bir kaset yok, bir kayıt var.

İleride bir yakın tarih değerlendirmesi yapılırken, siyasetin 2010 sonrasında yeniden şekillenmesine bu “cismen var olmayan” kaset şekil verdi diye yazılacak!

Madem teknoloji icat edemiyoruz, bari ondan çirkinlik icat edelim

Kayıttaki olaylar belki bir çirkinlik… Oysa bunu kaydetmeye kalkmak tam bir iğrençlik!

Biz milletçe kim, kimle, nerede, ne zaman, ne yapmış diye meraklanıp dinlemeyi ve izlemeyi severiz. İzledikten sonra da ya “cık cık cık” şeklinde, tasvip etmedim anlamına gelen bir tepki veririz veya “kim yapmıyo ki abi” der onaylarız.

Kısa bir süre önce dünya gündemini sarsan “Wikileaks” adlı internet sitesinin açığa çıkardığı gizli belgeleri de görünce dünya ne yapmıştı hatırlayın. Bir kısım “cık cık cık” diye ayıpladı, diğer kısım da “abi bunlar olucak tabi devlet işinde, normaldir yani” diye onayladı.

Şimdi bizim “wikileaks” içine miki karışınca oldu “mikiliks”…

Milletçe özel hayatlarımız karışık olduğundan mıdır nedir, bizde başka kadınla yakalanmış adama “sağlıklı adam” gözüyle bakılır. Kimse bu açıdan bir siyasi zafer beklemesin. Öte yandan, gizli bir şeyi ortaya çıkaran ise belli belirsiz ayıplanır. Neticede o bizim merak dürtümüzü tatmin etmiştir.

Geriye şu kalıyor: İstifa eden vekil adayları kaybetti. Çünkü onların krizi toplumsal değil, kişisel. Oysa aynı şey MHP için geçerli değil. Bu işten “mağdur parti” kazançlı çıkar.

Bilmem bu formülü Ak Parti bir yerden hatırlıyor mu?