Sen çok yaşa Devlet Bahçeli… Süleyman Demirel’in meşhur “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” lâfından ta nerelere geldik. Ne demiş seçim mitinginde Bahçeli: “Evde çocuk soruyor. Anne bana niye çikolata almıyorsunuz diyor. Niye püskevit almıyorsunuz diyor. Bizde niye yok diyor!”
Demirel’in o meşhur lâfını boşuna yazmadım. Kamu vicdanında sağcıların solcuları öldürdüğü şeklinde oluşan bir kanıya 1980 darbesi öncesi dönemin Başbakan’ı Demirel öyle yanıt veriyordu o yıllarda…
Aradan geçen zamanda ne sol kalmış ne sağ! Sağdakiler sola geçmiş, yoksulluk, yolsuzluk gibi bir dönem solunun söylemleri üzerinden seçime hazırlanıyor. Diğer tarafta ise yoksulluk ve yolsuzluk ile mücadele etmeye geldim diyen sol ve din eksenli parti 3. Köprü ve Kanal İstanbul projeleri yapıyor. Solunu sağını karıştırmak dedikleri bu işte…
Türkiye’nin “Çoban Sülü” diye tanıdığı İTÜ mezunu genç bir mühendis bu ülkeye defalarca başbakan olarak ve dünya yeni binyıla girerken cumhurbaşkanı olarak hizmet etti. Onun “çobanlık” döneminde, eserlerinden çok “şivesi” konuşulurdu. Bir şive farklılığı vardı. Sanki dili bazı kelimelere dönmüyordu. Üstelik karşısında her şeyi mükemmel bir Türkçe ile tane tane konuşan, konuşmakla yetinmeyip kitaplar, şiirler, makaleler yazan Bülent Ecevit vardı. Bir şekilde halkın önüne sandık konulduğu zaman, o sandıktan “ağdalı dil” değil, “şive” çıkıverip iktidar oluyordu. Halk sanki dili zor döneni daha dikkatle dinliyordu.
Geçenlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin katıldığı bir televziyon programında devletlerin gizli belgelerini açığa çıkaran Wikileaks (okunuşu Vikiliks) adlı internet sitesinden bahsederken “vikilikis” dedi, ardından ünlü arama sitesi Google (okunuşu Gugıl) derken de “gogul” dedi.
Buna da eleştiriler geldi. Kimden? Tabi ki iyi okumuş elitlerden…
Milli hasletlerimizdendir; biz eksik olandan yana olmayı severiz. Bizde de olduğuna inandığımız bir eksiklik duygusunun dışavurumu gibidir bu duruş… Bize sorsan biz her zaman eksiğizdir. O halde; eksik olan da bizdendir.
Bize göre, şive farklılığı olan daha samimidir ama taşra uyanıklığına karşı da hazırlıklı olmak adına, bir uyanığın karşısına bir dürüst çıkarır birini diğeriyle tehdit ederiz. Uyanık fazla uyanık olmaya kalktı mı dürüste göz kırpar, dürüst kemeri fazla sıktı mı uyanığa döneriz.
Ben bu özelliği milletimizin “demokrasi” denilen yönetim modelinden aldığı tek “zenginlik” olarak görüyorum. Rakipler güçlü olacak, sert olacak, sıkı olacak, samimi olacak, dürüst olacak, açık fikirli olacak, geniş olacak, yenilikçi olacak, proje üretebilir olacak, statükocu olmayacak.
Bize göre iktidar da böyle olacak, muhalefet de… Bizim tek zenginliğimiz bu.
Devlet Bahçeli’nin internette dolaşan “çikolatalar, püskevitler” klibi eminim kendisine olan sempatiyi artırıyordur. Ben her türlü saldırıya rağmen MHP’nin Meclis’e gireceğini düşünüyorum. Hem belden aşağı gizli kameralı saldırılar, hem de bozuk söylenen kelimeler millette hemen “eksiklik” hissi yaratacaktır. MHP bence seçime kadar kalan zamanı “bizi eksiltmeye çalışıyorlar” söylemiyle geçirmeye çalışmalı.
Aynı durum “gogul” diyen için de geçerli. Kılıçdaroğlu bir şekilde siyasetten veya başkanlık görevinden ayrılırsa CHP’nin geniş bir tabana ulaşmak için aradığı en yakın aday işte o dili bir türlü dönmeyen adam olacaktır.
Siyasette dümeni elinde tutanlar gemiye yön verdiklerini zanneder.
Oysa demokrasi, gücün halkın elinde olduğu bir dümendir. Gün gelir ve mutlaka halkın istediği olur. Siz ise sadece arada olup bitenleri -siyaseti- görebilirsiniz. Siyaset sevdalısı olanlar ile demokrasiye sevdalı olanları millet mutlaka ayrıştırır.