Bir genel seçimi ve balkon konuşmasını daha geride bıraktık. Amacım siyasi bir analiz yazmak değil. Nihayet ben, her akşam televizyona çıkıp saatlerce konuşanlar kadar rahat değilim. Anlatıp anlatıp, geri kalanı da reklam arasından sonra toparlarım diyerek yazamam.
Geleneksel oldu diye karikatürize edilen Başbakan’ın balkon konuşması, öyle görünüyor ki aslında hep aynı metinden oluşuyor. Danışmanları, muhtemelen masaüstünde kayıtlı duran “basbakan_balkon.doc” adlı dokümanı seçim gecesi biraz revize edip acilen printer’a gönderiyor ve sunuma hazır hale getiriyor. Metin genel olarak ümit verici. Fakat ne yazık ki, etkisi uzun sürmüyor.
Oysa bu “balkon” atmosferine hepimizin ihtiyacı var. Siyasi bir metafor yaratmaya gerek yok, bildiğiniz normal bir ev balkonundan bahsediyorum. Velev ki mahallede ne olup bittiğini görebildiğiniz çıkıntı ve sokağa hakim bir balkondan bahsediyoruz. Basit bir mahalle alışkanlığıyla her gün balkondan görünene göre ağız değiştirmediğimiz ama dünden bugüne mahallede olup biteni dikkatle izleyip bugün olanları ve yarın olabilecekleri buna göre analiz eden, bir nev’i “mahallenin Recep dedesi” kıvamında bir balkon kültürü benim demek istediğim…
Kasımpaşa huyu mudur bilmiyorum, balkondan bir ona, bir buna sataşan… Bir gün iyi geçindiğiyle ertesi gün küsen, altı ay sevip bir o kadar daha küs kalabilen “huysuz mahalleli” tarafından yönetilmek kaderimiz olmamalı. O balkondan söylenenler, zafere yakışır, mağrur ve muzaffer bir liderin hoşgörü gösterisi değil, samimi ve kendini gerçekten sorumlu hisseden bir liderin sözleri olmalı.
Sarf edilen sözler değil, tutulacak sözler olmalı.
O “balkon” atmosferine işte bu nedenle hepimizin ihtiyacı var.
Ak Parti %3.5 oranında, CHP ise %5 artırdı oylarını. Başta MHP olmak üzere diğer partiler oy kaybettiler. Bu seçimde muhalefette öne çıkan Ak Parti karşıtlığı, kaset mağduriyeti ve püskevit esprisi sayesinde artan sempatiyle MHP’yi “gerilediği halde” parlamento içinde tuttu. Kimse aldanmasın. Seçmende 2002 seçimleri öncesi yaşanan o sıkıntı ve bulantı hali başladı. Bu bulantı tıpkı gebelik bulantısı gibidir ve birşeylere gebe olunduğunu gösterir.
Bu seçimde oluşan 4 partili Meclis bir ara geçiş olabilir. Seçmen bir sonraki söz hakkında, bu balkon konuşmalarının ve uzlaşmazlık tavrının hesabını direkt kesebilir. Daha öncekilere yaptığı gibi. Bu seçimde bırakın yüzdeleri, bindelik kesirlerle ifade edilecek kadar az oy alan partilere yaptığı gibi…
Türk siyaseti konsolide olmak zorunda… Olabilirse bunu ancak hoşgörü ve anlayış temelinde başarabilir. Herkesin oturup ciddi ciddi düşünmesi gereken şeyler var. Hepimize düşen ortak görev, kendimizi “diğerinin” yerine koyabilme becerisidir. Bunu başarmak zorundayız.
Ak Parti’nin 324 milletvekiliyle, referanduma gitmek için dahi ortak hareket temeli ve diyalog aramak zorunda kalacak olması Türkiye için bir fırsattır. Balkonda söylenenler temel olursa, bu uzlaşının yolu açılır. Fakat Ak Parti daha önce çeşitli defalar olduğu gibi “güç benim gücüm” deme hatasına düşer ve diğerlerini kendinden uzaklaştırırsa buradan çıkacak deneyimler kimsenin işine gelmeyecektir.
CHP’ye düşen görev de, kendini uzlaşma için kilit rolde duran parti olarak görmemektir. MHP de bu yanılgıya düşebilir. Bundan sonrası ya “hep birlikte” gidilecek bir yol olur… Ya da millet gerekli değişimi kolayca yaratacak bir çoğunluğu bir sonraki seçimde oluşturur.
Bu kez milletimizin iradesiyle “bitaraf olanın bertaraf olacağı” yeni bir dönem başlamaktadır. Millet kimseyi balkondan atmadan, gereken birlik, beraberlik ve huzur ortamı sağlanmalıdır.
Bu sözlerimiz, bu seçimden çıkan notlar olarak kalsın. Gerisi teferruat açıkçası… Bir an evvel seçimin yarattığı fanatizm ve taraftarlık havasından kurtulup, esas konulara hazırlanma vakti geldi. Partiler eski alışkanlıklarını ve ezberlerini bozup, milletin uyarısını dikkate alarak ilerlemeli.
Kendi balkonunda çekirdek çitleyip komşuyu çekiştirme dönemi kapanmıştır. Balkon da özelleşmeli, artık halka arz olmalıdır.