Son yayımlanan “Kara Sevda: Ak Parti ile CHP” başlıklı yazım hayli ilgi çekti. O kadar ilgi çekti ki, çevremden şu şekilde tepkiler aldım: “Yazdığınız aşk yazısının devamını ne zaman yazacaksınız?”
Devamı mı diye sordum, kaşlarımı yukarı kaldırarak. Çünkü yazı tam da bitmesi gereken yerde bitmişti! Genelde yazmayı sevmediğim bir türde yazmış ve ana karakterleri gizlemiştim. Aslında amacım konuyu okuyucu için eğlenceli bir hale getirmekti.
Aşk ise eğlenceli bir kavram değildir.
Aşk eğlence üzerine kurulamaz. Eğlenceli kısım bir oyundur, flörttür. Aşk, ciddidir.
Ana muhalefet sahaya!
MGK’ya ana muhalefetin katılması fikri çok doğru. Bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri ve belki de en önemlisi de bu. Meclis Başkanı’nın da ve belki âkil adamların da dâhil edilmesi fikri, bu ülkenin eksikliğini yaşadığı çok seslilik ve farklılıklarla birlikte yaşamak gibi kültürleri de zenginleştirir.
Bir ülkenin yüksek menfaatlerini gözetmek adına çalışmak, ulusal hedeflere ulaşmak için birlik olmak bir “aşkla bağlılık” meselesidir. Hani, adına vatan sevgisi diyorsunuz ya! İşte o.
Vatan sevgisinin, ona aşkla bağlılığın partisi olmaz. Bu konu partiler üstüdür.
Oysa politika bir oyundur. Partiler siyaseti, bir oyundur. Seçmenle flörttür. Oyun bazen yumuşar, bazen sertleşir. Rakibe göre şekil alır. Bazen birileri öyle hırs yapar ki, oyun olmaktan çıkar. İnce çizgileri vardır.
Birinin siyaseti, diğerinin siyasetinin üzerinden işlemeye veya gelişmeye başladı mı, hele ki bir süre sonra ondan ayrılamaz ve kendi politikalarını geliştiremezse işte ona da “kara sevda” denir. Kara sevda, tasalluttur. Onsuz var olmayı düşünemezsiniz bile. İşte bu nokta, partinin siyasetinin bittiği noktadır. Başarısı bile, diğerinin başarısızlığına mahkûmdur.
Bilmem, anlatabildim mi?
Âkil adam ya da makûl adam var mı?
Bir âkil adam sınavı yapsak. Kimdir bu üzerinde hemfikir olacağımız âkil adam? Biz ülke olarak, kime âkil adam diyoruz?
Pascal Nouma? Bülent Ersoy? Okan Bayülgen? Erman Toroğlu? Ne bileyim?
Uğur Dündar “tavuk yiyin” deyince korkmadan tavuk yiyen bir ülkeyiz. O halde Uğur Dündar da âkil adam olabilir. Tüm âkil adamlarla tek tek kavga ederek “daha âkil” olduğunu ispata çalışan bir Melih Gökçek de olabilir mi?
Aslında herkesin aklına gelen ilk isim Süleyman Demirel oluyor. MGK’ya yeni açılımda âkil adam davet edilmesi durumunda ilk çağırılabilecek isim kendisi. Ya daha sonra, Demirel’in karşısına başka isimler çıkarılırsa? Ki çıkarılacaktır. Örneğin, Ekmeleddin İhsanoğlu geliyor aklıma.
İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri ve bilim adamı. Çağırılırsa “bizim adamımız” veya “sizin adamınız” gibi konulara girecek miyiz yine? Gireceksek (ki partiler girmek isteyecek) o zaman yine aynı yere dönmüş olmayacak mıyız?
Bu siz ve biz ayrımcılığı ne zaman bitecek?
Bir süre sonra, her şeyi daha fazla yüceltmeye ve değerini artırmaya alerjisi olan bu millet âkil adamların aslında âkil filan olmadığını tartışmaya başlayacaktır. Bu durumda, âkil bulamıyoruz en azından “makûl adam” bulalım fikri ağır basacak ve MGK zamanla anayasal temeli olmayan bir danışma meclisi haline gelebilecektir.
Partilerin üzerinde bir güç ülkeye nefes aldırmalı
Bu ülke partiler siyasetinin dozunu iyi ayarlamalıdır. Bunu da partilerden bekleyemezsiniz.
Süleyman Demirel bunu cumhurbaşkanlığı döneminde iyi yapıyordu. Gül ise isteksiz ve kararsız.
Gül’ün ve Erdoğan’ın gündemlerinde “devletin partiler üstü menfaatlerini yönetmek” arzusu var gibi görünmüyor. Belki de; Gül ve Erdoğan sanki rol kapma gerginliğinden tıkanıyorlar. Bir nev’i yetkisizlik yaşanıyor bu çatışma nedeniyle.
Artık iki yumurtadan birini çatlatma uğruna biri o rolü alsa da, biraz toparlansak iyi olur. Gül’ün son çıkışı -eğer arkasını getirirse- önemli bir başlangıç olabilir.
Belki de bunu esas yapmak isteyecek, sonraki Köşk seçimlerini hesaba katacak Erdoğan olabilir.
Ne de olsa 22 Temmuz gecesi yaptığı konuşmadan millete bir borcu var.