Biliyorum diyenler çok yanılırmış ya. Sözün özü şöyle; bilenler yanılmazlar, bildiğini sananlar yanılır. Bilmek için bulmak gerekir önce. Biliyorum dediğiniz an, zamanda durduğunuz andır. Bilgiyi dondurursunuz. Oysa herşeyin dönüşüne ve dönüşümüne dayanan fizik gerçeklik sizi durduğunuz yerde bırakır ve siz biliyorum dediğiniz bilginin nasıl da yanıltıcı olduğunu ancak iş işten geçtikten sonra fark edersiniz.

Ne var ki, çıraklar yanılacaktır. Ustalar da yanılabilir. Ustalık, bildiğinden yanılabileceğinin daha fazla farkında olmaktan ibarettir sadece. Usta iki tartar sözünü, çırak bir çırpıda dilinden çıkarırken… Birini çırak, diğerini usta yapan sadece budur. Bu nedenle:

Bilgi tek başına bir değer taşımaz. Bilgiye bir değer atfedebilmek için 4 unsuru daha bir arada bulmalısınız; insan, mekân, zaman, amel. Bunlar, ünlü “kader” (karma) sistematiğini oluştururlar. Bunlardan mekân ve zaman izâfidir, ancak insanın varlığı müstesna. İnsan, deneyimlemek zorundadır ve bunun için diğer ikisine muhtaçtır. Mekân veya zaman olmaksızın insan deneyim kazanamaz. İşte kader, bunun için oluşur.

Mekân ve zamanın, kendisinin deneyim kazanması için varolduğunun farkında olan insan, işte orada kendisi için bir belirleyici olması açısından “bilgiyi” almak zorundadır. İnsanlar, bilgiyi aldıktan sonra ayrışmaya başlarlar. Bilgi bir nev’i insanların türlerini, kalitesini, gelişmişlik seviyelerini birbirinden ayırmaya yarayan bir turnusol kağıdı gibidir. Bir insanın bilgiyle ne yaptığına bakarak onun ne olduğunu anlayabilirsiniz. Bilgiden sonrası, ahlâkın alanıdır.

İnsan önce bilgiye sahip olmak ister. Üstelik bilginin niteliğine bakmadan her türlü bilgiye sahip olmak ister. Bunun en basiti, ortamda en düşük maliyetle dolaşan bilgidir, yani dedikodu. Hızla yayılır ve çok itibar edilir. Çünkü fiyatı en düşük olan budur, kimi zaman bedavadır!

Aileden, okuldan başlanır bilgi almaya ve toplamaya. Kitaplar, gazeteler, dergiler, filmler derken bilgi toplamak alışkanlık haline dönüşür. Kimileri düşük maliyetli bilginin yanı sıra daha yüksek maliyetli bilgilerin de olduğunu keşfeder ve onun peşinden gider. Oysa insan farkında olmasa da, artık belirleyici olan bilginin derinliği olmayacaktır. Çünkü insan, bir dedikoduyu neden öğrenmek istiyorsa, derin bilgiyi de aynı sebepten öğrenmek ister. Daha derin bir bilgiyi “merak ediyor” veya “satın almak istiyor” olmanın, o bilgiyi alınca insanın daha derin biri haline gelmesi diye bir gerçeklik yoktur. Bu bir yanılgıdır.

İşte ben bu nedenle entelektüelleri sevmem. Entelektüel olmak fikri bile beni iter. Benim bir entelektüel olduğumu söyleyenler, hatta bunu bir iltifat olarak kullananlar bile olmuştur ancak bunun benim için bir değeri yoktur. Bir entelektüel olmak, olsa olsa kalifiye bir hamal olmaktır.

Ben (tıpkı) Yaratan gibi liberal olmaya daha çok önem veriririm. Çünkü bir entelektüel ancak ve ancak her insan kadar amellerinden sorumludur. Bu nedenle; nasıl ki Yaratan bilgiyi deneyimlemesi için insanı mekân ve zamana mahkum etmiştir, o halde benim dünya görüşüm de buna paralel olmak zorundadır. İnsanlar yapmalıdır. Yaptıklarına göre sorgulanmalıdır.

Bilgi, tek başına değersizdir. Onu ancak bir bilgi işleyecek olan alır ve onunla öyle bir iş yapar ki, makbul olan ancak odur. Bilene salt hürmet boşadır. Biliyorum diyenin beklediği takdir boşadır. Biliyor olmasıyla övünenden zaten bir derinlik beklenemez!

Bilmek, cahilliği tanımaktır. Cahilliğiyle yüzleşmeyi başaranlar öyle kalırlar. Cahillikle öğrenir, cahillikle bilgeliğe giderler. Bir bilgenin bilebileceği tek şey bir şey bilemeyeceğini biliyor olmasıdır. Çıraklığa bilgiyi taşımakla başlayanlar, bilgiyi taşımanın ne kadar anlamsız olduğunu görünce bilgiyi taşımayı bırakırlar. Çırağın bilgiye tutunmayı bıraktığını gören usta ancak bundan sonra onu bilgelik yoluna hazırlayabilir. Usta, bilgiyi işlemeyi öğrenmiştir. Bilgi onun hammaddesi olduğundan, sadece gerektiği zamanlarda onu yerinden alır, kullanır ve bırakır. Sanatını icra eder, bilgiye tutunmaz. Bir bilge, bir bilgiden ustalığı kadar ürün çıkarabilir.

Vardan vareden olarak insan, Yaratan’ın boşlukta gezinen ve birbiriyle sürekli olarak tepkimeye giren atomları yaratması gibi varedilmiş ve boşlukta (mekân+zamanda) gezen bilgiyi almalı, işlemeli, bir ürün (amel) haline getirmeli ve onu (kendini doğruya götürecek bir araç olarak) kullanmalıdır.

Bir bakın şöyle; gün içerisinde ne çok laf, ne çok laf, ne çok bilgi konuşur insan ama aslında hepsi boştur. Oradan oraya laf taşır, bilgi taşır, hepsini de son derece gerekli ve değerliymiş gibi aktarır. Hem bilgiye, hem de onu taşıdığı için kendine gerçekte olmayan anlamlar atfeder. Çok laf, hiç laftır. Kelâm işte bu nedenle (bilgiyle dolu olduğu için) Tanrı sanatıdır.

Tıpkı yaratılıştan önce tüm evreni tek bir zerrenin içine doldurup, ona “ol” demesi gibi… Gözle görülmeyecek bir zerreden, gözlerin göremeyeceği kadar bilgiyi ve maddeyi çıkarabilmek… CERN’de içi zaten enerjiyle dolu atomları çarpıştırıp bundan çıkan sonucu değerlendirmenin adı bilim olabilir. Peki ya insanoğlu bugün tüm bir evreni tek bir zerrenin içine toplayabilir mi? Yaratan bunu da tek bir sözle yapacağını söylüyor.

Demek ki, bilgide derinleşmek bunu davranışa da indirmekle derinlik getirir. Aksi halde biliyor olduğunu sananlar arasındaki yeriniz alır ve bugünkü dünya düzeninde sosyal yandaşlarınızın derinliksizliği içinde yanıldığınızın bile farkına varmazsınız.

Bilginin işçiliğinde zenginleşmeyenler, sanatında da zenginleşemezler.

Yazarın Notu:

Biz geçim derdindeyiz, sen neler anlatıyorsun diyenler için ekliyorum… Bir “kazanma” oyunu olarak kapitalizm, bilgiye tutunmayı gerektirir ve sürekli olarak tutunulacak bilgi üretir. İstatistikler, müşteri deneyimleri, ölçümlemeler, stratejiler, gelirler, giderler aslında salt bilgi gibi görünen ancak insanı tamamen bir yalanın içinde yaşatan yanılsamalardır.

İnsanı, sürekli çalışıyor ve üretiyor halde göstermesine rağmen, sürekli bir nafile çabanın içinde yaşıyor olduğunu hissettiren de işte “kâr” denilen hesabın bir derinliğinin olmamasıdır. Karma’da üretimlerin sonucu insanındır, kapitalizmde ise patronun. Bu nedenle, kâra tutunan veya (kâra tutunamadığı için) işe tutunmak zorunda kalan ve terfi sistemine inanmaktan başka bir yol keşfedemeyenler için kapitalizm tam bir balık dünyasıdır. Her gün yeniden ve bir ömür boyu oynanabilir.