Selde suçlu bulundu: Deodorant… Küresel iklim değişikliklerinde ve doğanın bozulan dengesinde bunun payının ne kadar olduğunu çok şükür Sayın Belediye Başkanı açıklamadan önce biliyorduk. Üstelik bunu son 20 yıldır biliyoruz da, nasıl oldu da İstanbul’da sel oldu ve insanlar öldü diye yetkililer konuyu buna bağlama gereği gördüler anlamak güç.
Deodorantsa, bunun atmosfere zarar verdiği 20 yıl öncesinin gündem konusu. Demek ki bu matbaa gibi bir şey; nasıl zamanında bize 200 yıl geç gelmişse bu deodorant sorunu da sel sayesinde geç de olsa gündemimize geldi. Geldi de ilgi çekti mi? Sayın Belediye Başkanı kendi söyledi, kendi dinledi (ve muhtemelen bir tek kendi inandı)…
Sayın yetkililer, temsil ettikleri yetkili kuruluşların ne kadar organize ve dünyada eşi, benzeri görülmemiş düzeyde bir işbirliği içinde çalıştığını ballandıra ballandıra anlatmaya kalktılarsa da, bölgeye ilk Zodiac botun insanlar suyun içinde mahsur kaldıktan bir buçuk saat sonra geldiğini herkes gözleriyle gördü. Şimdi siz gözlerinizle gördüğünüze mi inanırsınız, yetkililerin açıklamasına mı?
Yetkililer müthiş işbirliğinden örnekler verirken şunu da hatırlatalım (canlı yayın kayıtlarında duruyor) bölgeye giden itfaiye ekipleri öğle saatlerinde polis desteği için telsiz anonsu yaparken yağma çoktan başlamıştı bile. Zaten yine görüntülerden gördünüz, polis yağmanın sonuna yetişebildiği için kalan birkaç pompalı tüfeği toplayabildi, o kadar. Benim tahminim, yetkililerin müthiş işbirliği dediği; itfaiye polisi telsizden bulabildi ya, herhalde onu kastediyorlar.
Şimdi selde zarar gören, adeta savaş alanına dönen tır parkına kimin ruhsat verdiği araştırılıyor ama bulunamıyor. Genelde böyledir; hiç girmediğimiz AB’ye nasıl da girdiğimizi kutlamak üzere Kızılay meydanında öğle saatinde havai fişek patlatan zihniyet güzel bir şey olduğunda bunu kimin yaptığını hemen her yerde bağırmaya başlar ama ortada ters bir durum varsa bir sorumlu bulamazsınız. Ruhsatı kim vermiş belli değil. O diyor diğeri verdi, diğeri diyor o verdi. Sanki ruhsat dediğin markette, eczanede, ne bilelim internette filan satılan alelade bir şey.
Memleketimizde ne dramlar, ne acılar, ne kazalar, ne 30-40 ölülü olaylar yaşanırken ortada bir yetkili bile bulamazsınız, kaza olur polis bulamazsınız, yaralı vardır ambülans gelmez, bir lagarın bile ağzını kapatacak adi bir kapak bulunamaz da çocuklar içine düşüp ölür ama Sayın Belediye Başkanı’nın sorumluluk alanında işler karıştı mı hemen oraya 3 bakan birden damlar… Ulusal iklim değişikliğini, küresel iklim değişikliğinden daha çok önemseyen zihniyet, faça bozulmasın korkusuyla bakanlarıyla gövde gösterisi yapar. Sayın Belediye Başkanı da arkalarında…
Ayıptır. Kimsenin sizden yetkiniz veya yeteneğiniz dışında bir şey istediği yok. Şurada16 yıldır yönettiğiniz İstanbul’un sorunlarını, 7 yıldır yönettiğiniz Hükümet’in de desteğiyle çözeceksiniz. Bu kadar mı zor? Yerel seçimlerden önce gidip seçmene dediniz ki; “Oy vermeyen Ankara’dan destek bulamaz!”… Açık açık seçmene gözdağı verildi, oy verin hizmet getirelim denildi. Ama sel felaketinden sonra yapılan açıklamalara baksanız zannedersiniz CHP iktidar, AK Parti muhalefet!
Suçlular; CHP, deodorantlar, faili meçhul ruhsatlar, evden çıkan vatandaşlar…
Medyada bir laf vardır: “İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmez” derler… Gerçekten de, ülkemizin üçte ikisi karlar altındayken, doğuda köy yolları okul yolları iki metre kar altındayken, orada çocuklar sobası bile yanmayan okula ölüm tehlikesi altında giderler de… İstanbul’da “kar yağacak” diye (henüz yağmadan) klimalı sıcacık servisiyle okula gidecek (üstelik üşümesin diye atkısını, paltosunu ve eldivenini servis aracında da çıkarmayacak) çocuklar yollarda perişan olmasın diye okullar tatil edilir.
Bizim minibüs caddesinde her bir minibüste kapının ağzına kadar insan dolu. Değil insan, öyle hayvan taşımaya kalksanız, hayvan severler ortalığı ayağa kaldırırlar. Korkunuzdan o şekilde hayvan taşıyamazsınız… Otobüsler deseniz onlar daha da beter…
Metro var ama metroya caddeden inen merdivenlerin üzeri kapalı olmadığı için normal bir yağmurda bile kalçanızı veya kafanızı kırmadan oraya iniyorsanız şanslısınız demektir.
Metrobüs yapıldı, engelli giremez. Engelli vatandaşlar için ne bir yol var, ne bir asansör.
Minibüslerin hepsi kırmızı ışıkta geçiyorlar, vızır vızır. Ceza yazacak tek bir polis bulamazsınız.
Birkaç kez polisleri minibüs caddesinde ayakta yolcu alan minibüslere ceza yazarken gördüm. Ne zaman biliyor musunuz, sabah 08’de… Yani herkes mesaiye yetişmeye çalışırken! Çekiyor minibüsü sağa, yarım saat evrak kontrol. Cezayı minibüse mi yazıyor, işe yetişmeye çalışan vatandaşa mı belli değil. Sen mesaiye gecikiyorsun, sonra bir dahaki denetime kadar ara ki bir polis bulasın. Kırmızı ışıkta “duran” minibüs yok (öyle ifade edeyim) ama bir tanesine bile ceza yazamazlar orada olmadıkları için…
Uzun lafın kısası; “insana insan gibi davranılmayan” ilginç bir yer oldu burası… Onun belediye başkanı da 3 bakanın arkasından bakıyor, yüzü gergin.