Türküm, çelişiğim, muhalifim! Huyum kurusun… Elmaları armutlardan ayırmaktır işim; işime göre bazen elma armuttur, bazen de armut elma bana göre… Bu işi kimse vermedi bana, ben icat ettim.

Çelişkiler bulur, çelişkilerin içinde yaşarım. Çelişki demek, o işte bir yanlış var demektir. İşte ben bundan vazife çıkarırım: Bir yerde bir yanlış varsa (ki ben bulmuşsam vardır) o halde ben ona muhalefet ederim. Muhalefet ettiğim şey benim dediğim şekilde düzelene kadar da babam gelse beni kendi fikrimden vazgeçiremez.

Hiçbir şey beni fikrimden vazgeçiremez dediysem, benim de bazı ihtiyaçlarım ve beklentilerim var elbette. Hayır, kesinlikle bir fiyatım var demiyorum, asla kendimi para veya rant uğruna değiştirmem söz konusu olamaz. Bunu ima edecek adama dünyayı dar eder, doğruluk ve ahlâk üzerine birkaç gün sürecek konferanslar sunabilirim. Benim demek istediğim, bu işten benim çıkarım ne olacak? Öyle ya, değerli fikirlerimden yararlanıyorsanız bunun da bir karşılığı olmalı. Öyle değil mi? Karşılıksız olursa bu bir çelişki olmaz mı? İşte ben buna karşı çıkıyorum.

Muhalifim ama bu herkesin iyiliği için. Nerede bir çelişki varsa ben ona karşıyım. Bu durumda, benim muhalefetimin gücü de karşısında durduğum fikrin gücü kadar mıdır, evet öyledir. Fakat birileri fikir üretirken, birilerinin de onların eksik bıraktığını bulması gerekmez mi? Ben bilirim, bu topraklarda hiçbir fikir tam yeşermez. Mutlaka eksik genleri olur. Bana da tam burada ihtiyaç var işte; ben de sepetteki kurtları ayıklasam bu yabana atılır bir hizmet midir?

Bu bende çok fena alışkanlık halini almış mıdır, belki evet! Muhalefet etmeden ne yapabilirim ki? Ben değerli eleştirilerimi ve sert muhalefetimi sakınırsam, herkes aklına ilk geleni bir fikir gibi sunmaz mı? Belki herkes de sırf bu nedenle o fikri doğru sanmaz mı? Ben bir anlamda bu işlerin emniyeti, sigortası değil miyim?

Konuştuklarımı yapmıyor olabilir miyim? Olabilir ama bunun sakıncası ne anlamıyorum. Öyle ciddi ve önemli bir görevim var ki, benden kim niye icraat yapmamı beklesin? Ben olanları, olma yönünden tamamlamak amacıyla ondaki eksikleri bulup çıkarıyorum. İcraatını tamamlamak da o fikrin sahibine düşmez mi?

Demek benden icraat beklenmemeli. Benim en önemli icraatım, bir muhalif olarak varlığımdan ibaret değil mi? Kendim, bizatihi bir icraatım o halde… Sistemin sigortası gibiyim hatta bu fikir üretenler olmasa bile olur, fikir dediğin nedir ki, herkesin bir fikri var! İnanmayan sorsun… Fikri olmayan yok, kime sorsan her konuda en az yirmi ayrı fikir konuşmaya kalkar bilip bilmeden.

Oysa ben öyle miyim? Herkes fikir arz ederken, ben onları bir sigorta gibi denetliyorum. Bir iddia ettiğim fikir, bir başka fikrimle de çelişiyor mu, sorun değil. Orada mutlaka sizin anlamadığınız bir şey gördüğüm içindir. Ben anlıyorum da itiraz ediyorum. Ama siz anlamıyorsunuz!

Türküm, çelişiğim, muhalifim! Huyum kurusun… Elmaları armutlardan ayırmaktır işim; işime göre bazen elma armuttur, bazen de armut elma… Bu işi kimse vermedi bana, ben icat ettim.

Yüzyıllardır böyle gelmişim… Bir yüz yıl daha giderim!

Ben sen, ona… Biz siz, onlara muhalifiz. Ne yapalım ki, biz böyleyiz! Ben senden, sen benden çelişik, bu iş böyle gelmiş, kafamızda böyle yerleşik. Ne sen beni boz, ne ben seni. Gel kırışalım günün sonunda, tez senden, anti-tez benden. Fifti-fifti abi, sen kârımızdan haber ver!

Türküm, çelişiğim, muhalifim! Huyum kurusun…

Siz şimdi diyeceksiniz ki; bu adam kendinden mi bahsetmiş?

Evet, nasıl da anladınız… İçinde siz yoksunuz, sadece ben!