Seçim dönemlerindeki adıyla “seçmen”, en bilinen adıyla “vatandaş”, kaba tabirle “bizim millet” nihayet demokrasinin tek meyvesini yemek üzere.
Tıpkı 23 Nisan’da Başbakanlık koltuğuna oturan çocuk gibi, 4 yılda bir gelip de sandığın üzerine oturan millet, suratında tuhaf bir sırıtmayla seçim gününü bekliyor. Nereden baksanız bir dört yıl daha kimse onun ne düşündüğüne bile bakmayacak. Oysa genel seçimler, işte böyle tılsımlı bir dokunuştur. İktidar olur, dokunulmaz olur, sağa sola talimatlar emirler yağdırır yine milletin önüne gider o gücü sürdürmek için oy istersiniz.
Bir şekilde o gücü bırakıp yeniden oy istemeye gitmek, hani bir yerde rakiplerinizle eşit şartlarda bir yarışa girmeye kalkmak pek de adil değildir ya, demokrasinin güzelliği de işte bu rekabeti milletin önüne getirmesinde, egemenliği yine millete devretmesindedir.
Şimdi meydanlar ısındıkça, dolup boşaldıkça tansiyon artacak ve sandık ortaya gelecek.
Sandıktan ne çıkacak diye koşup bakacağız merakla:
12 Haziran gecesi saat 21’e doğru seçimin kesin olmasa da yaklaşık sonuçları belli olacak ve ilk bakılacak mesele Ak Parti’nin toplam kaç milletvekili sayısına ulaştığı olacak. İkinci önemli konu, doğu ve güneydoğuda seçime katılım oranı ve BDP’nin kaç bağımsız ile Meclis’e girdiği olacak. Üçüncü konu, CHP’nin kumsaldan içerilere doğru girip giremediği meselesi, yani oylarını ne kadar artırabildiği meselesi olacak. Dördüncü mesele ise, MHP’nin -her ne kadar baraj sıkıntısı görülmese de- kaç sandalye alabildiği olacak.
13 Haziran günü ise ülkeyi ciddi gündem maddeleri bekliyor.
Ak Parti seçim sonuçlarına göre tek başına iktidar olabilir ama esas hedefi olan yeni anayasa yapma konusunda yeterli sayıyı bulamayabilir. Bu durumda bir “değişim koalisyonu” aramak isteyecektir. Ancak mevcut durumda kimse bir işbirliğine yanaşmayacak gibi görünüyor. Böylece, ya Türkiye uzun zamandır aramadığı koalisyonları denemeye çalışacak veya Ak Parti yeni ve sivil bir anayasa hayalini başka bir bahara erteleyecek. Son bir ihtimale göre ise Başbakan’ın dediği çıkacak ve yeni anayasayı “referandum” sandıklarına koşarak millet yapacak.
Seçim tarihine az bir zaman kala, çoğunluk kampını belirlemiş ve oyuna karar vermiş durumda bekliyor. Artık siyasi partilerin hedefinde kendi tabanları yok. Baktığınız zaman belki size saçmalıyorlarmış gibi gelen ağız dalaşlarının ve söz düellolarının hedefi, kararsız seçmenin oylarını alabilmek.
Ak Parti’nin yüzde 35, CHP’nin yüzde 20, MHP’nin yüzde 10 gibi kemikleşmiş ve seçime kadar çok ciddi bir olay yaşanmadıkça alınması garanti gibi görünen oy büyüklükleri var. Kararsızların toplamı ise seçmenin yüzde 20’sinden fazla.
Şimdilik tabanla iletişim rafa kalktı. Varsa yoksa; toplumdaki genel algı ne, partinin algısı ne, kararsızları bir karar vermeye itebilecek etken ne? Nasıl bir siyasi projeyle bunlar etkilenir?
Bir kaset ortaya atmak da siyasi bir projedir, tutuklanan IMF Başkanı’nın yerine Mehmet Şimşek’i önermek de, askerlik süresini “one night stand” (bir gecelik ilişki) boyutuna indirgemek de, “püskevit” sempatisinin üzerine oynamak da…
Göreceksiniz, 13 Haziran günü ortada kaset-maset de kalmayacak.
Bunca laf, zaman ve para sadece kararsızlar için sarf ediliyor.
Aslında bu kadar kararsız kalacak ne var, onu da anlamıyorum. Basit bir formülü var:
“Ondan değilsen bizdensin. Bizden değilsen ondansın.”
Bu sığlıkta da oynayamıyorsan, hiç açılma derim kardeşim. Boğulursun!