Diyelim ki, hiç bir siyasi görüşü desteklemiyoruz. Yine de şu soruyu sorsak nasıl olur?

12 Haziran 2011 seçimlerinden bugüne tam 100 gün geçmiş. Neler olmuş?

Seçim gecesini yüzde 50 zaferiyle kapatan Recep Tayyip Erdoğan ve partisi, o tarihten bu yana sadece yemin töreni için açılan ve henüz yeni yasama dönemine girmeyen, bir anlamda atıl durumdaki meclise rağmen Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci ve muzaffer liderliğinden bu yana en büyük dış etkiyi gösterdiği ve tüm dünyanın dikkatle izlediği bir yol çiziyor.

Ne seçimden önce bu denli dünya gündemindeydi, ne daha önce AB vizesi aldım diye gelip öğle saatinde havai fişek patlattığı dönemde. Hatırlarsanız seçimden önce bir yabancı yayın CHP’nin iktidar olması ihtimalinden bahsetmişti de, tartışma çıkmıştı. Ne denli bir ihtimal olduğunu 12 Haziran seçimlerinde halk sandıkta gösterdi.

Elbette terör saldırısı olduğunda, deprem felaketi yaşandığında, Dünya Kupası’nda yarı finale kaldığımızda yine tüm dünyanın gözü bizim üzerimizdeydi. Fakat bunların hiçbiri bugünkü duruma benzemiyor. Bizim Başbakan’dan önce Libya’ya ulaşabilmek için Fransız ve İngiliz başbakanlarının iki ayağını bir pabuca sokup “yürü olm fırlayalım hemen” diye yola çıkmaları bile “hasta adam” sendromundan beri görülmüş olay değil.

Atatürk’ün devrimlerini dünya hayranlıkla izledi. Gerçek anlamda bir devrim etkisiyle örnek ülke modeline girmiş ve farklı milletler üzerinde büyük hayranlık uyandırmıştık. Şimdi yine böyle bir döneme girdik.

Şerefli yenilgiler, dış mihraklar, iç çekişmeler derken nasıl oldu da böyle bir döneme yeniden girdik? Bundan Ak Parti’ye pay çıkarmak mümkün mü? Olayı entelektüel açıdan okuyunca Ak Parti’nin doğru zamanda doğru yerde olmaktan fazla bir etkisi olmadığını görüyorum. Ama İsmet Paşa’nın ünlü deyişiyle, “dünya yeniden kuruluyor ve Türkiye oradaki yerini alıyor!

Başbakan’ın Libya’daki konuşmasını Türkçe yapması ve çevirisini yapan adamın vurgular da dahil aynı hissiyatı verebilmiş olması, Ak Parti’nin sadece doğru zaman ve yerde olduğunu değil bundan fazlasını da yönettiğini ve buna tüm benliğiyle sarıldığını gösteriyor.

Peki, bundan tam 100 gün önce seçimi kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu ne demişti?

“Yarın örgütlerimizle beraber seçim varmış gibi çalışmaya devam edeceğiz. Mitingler yapacağız.”

Başbakan’ı Libya’da izlerken aklıma geldi. Girdim CHP’nin internet sitesinden baktım.

Son 100 günde Kemal Kılıçdaroğlu hiç miting yapmamış.

Toplam 24 konuşma yapmış. Yani her 4 günde 1 kez konuşmuş. Oysa her gün konuşuyor. Bunların bir kısmı Ayaş Dut Festivali, Divriği Kültür Derneği Geleneksel Pilav Günü, park, bahçe, heykel açılışları gibi etkinlikler… Bir kısmı ise nikah töreni, Aydın’ın kurtuluşu ve İzmir Fuarı açılışı gibi kendi sahasında top çevirme hareketleri. TV canlı yayınına ise 4 kez çıkmış.

Medya ordusu bize saldırıyor diyor da, açıklayabilir mi acaba; çıkmak istiyorum dediği ve kendisine “sizi çıkarmayız” diyen kanallar veya gazeteler hangileri?

Dünyanın yeniden kurulduğu şu günlerde mazeret üretmek yerine giden trene atlasalar daha iyi olmaz mı? Nitekim bu sefer Ak Parti “hızlandırılmış” değil, gerçek bir “hızlı trene” bindi!