Ofsayttan yapılan vuruşların gol sayıldığı bir ülkede, bacağıma çift daldıklarında hakemin penaltı çalmamasına şaşmamak gerek. Oysa üzerimde geçmek bilmeyen bir şaşkınlık var, kendimi bildim bileli..

Belki de şaşırdığım şey; ben ne zaman ofsaytta topa vursam bunu yakalayan hakemin, ısrarla bazı tipler ofsayttan gol çakınca büyük bir heyecanla santraya koşması.. Nitekim hakem, bu bazı tiplerin kılına dokunulsa gözü kapalı penaltı veriyor. Bende şaşkınlık bitmiyor.

Şaşkınlıktan “napıyorsun” diyecek oluyorum, basıyor kırmızı kartı suratıma! Oysa daha az önce, bazı tipler suratına çemkirdi, arkasından çekiştirdi, gözünün önünden malı götürdü ve bu hakem heyecanla “oyuna devam” dedi.

Aslında daha maça çıkmadan anlamıştım bu işte bir kelek olduğunu. Bir dostum gelip kötü haberi vermişti: Bizim taraf maça 1-0 mağlup başlayacaktı. Duyar duymaz “olur mu öyle şey, haksızlık” diye bağırdım. En iyisi dedim maça hiç çıkmamak. Dostum dedi, olur mu öyle şey? Çıkıp oynayacaksın! “Oynamaya geldik, oturmaya değil.”

Çıktım sahaya. Bizim takımda var altı, bilemedin yedi kişi. Rakibe baktım, malum tiplerden gelmiş yirmi kişi. Doğruca hakeme gittim, dedim “yirmi kişi olur mu, maça 11 kişiyle başlanır”. Hakem kulağıma eğildi, “sen” dedi, “rahat ol”.. “Bunların var ya” dedi, “hepsini toplasan iki adam etmez.”

“Sen” dedi, “tek başına bunların alayının canına okursun.”

Olmaz dedim. Bu kadar da olmaz! Biz daha bir takım toplayamıyoruz, üstelik maça da 1-0 geride başlıyoruz.. Rakip de adam buldukça kalabalıklaşıyor. İşin ilginç yanı, öyle müthiş bir transfer politikaları da yok. Son katılan adam, bir çeyrek altına transfer olmuş. Dedim; “demek ki maça galip başlamanın büyüsüne kapılıyorlar”. Başka ne olabilir?

Hakem dedi, maça onlar başlayacak. Yine itiraz ettim: “Yahu zaten 1-0 öndeler, sahada yirmi kişiler, top da mı onlarda olacak?”

Hakem dedi “geç yerine yoksa atarım oyundan!”.. Geçtim yerime. Hakem rakibe döndü ve “başka istediğiniz bir şey yoksa maçı başlatmayı düşünüyorum” dedi. Rakip kaptan sırıtarak “başlıyoruz” dedi. Hakem düdüğü üfledi.

Tuttum faul. Baktım faul. Durdum ofsayt. Koştum ofsayt. Sahada ayak basmadık yer bırakmadım. Hop bir düdük, hakem beni yanına çağırdı: “Bu kadar çok koşmaya devam edersen” dedi.. “Rakip takım iyice nefret edecek senden. Ben de seni sahadan atmak zorunda kalacağım..”

Hop dedim hocam, “bu kuralı hiç duymadım, nerede yazıyor bu?”.. Dedi ki, “ben yazdım, düdük de bende..”

Peki hocam dedim, geçtim tekrar eski yerime. Maç yeniden başladı, ben de aynen duruyorum. Rakibe karışmak, mücadele etmek yok. O arada oldu mu sana skor 3-0?

Hakem yine düdük çalıp beni yanına çağırdı. Yine gittim. Dedi ki, “niye oynamıyorsun?”.. Dedim ki, “daha az önce bana koşma dedin ya!”..

Ben sana koşma demedim dedi. Rakipten daha çok koşma dedim. Sinirle, “ya ne kadar koşayım?” diye sordum. Dedi ki, “onların yanında koş ama bırak oynasınlar”. Hocam dedim, “bu kadarı artık şike olur”.

“Zaten öyle şeyler yaptın, öyle kurallar icat ettin ki, maçı sayende 3-0 yenik oynuyoruz. Daha ne istiyorsun?”

Tam cevap verecekti ki, rakipten biri hakeme yaklaşıp “terimiz soğuyor ulan ne konuşuyorsanız bitirin de maça dönelim sizi mi bekleyeceğiz hötöröfler” dedi. Dedim tamam, şimdi küfürden atılacak! Hakem döndü, saçını okşadı, “şimdi geliyoruz kusura bakmayın biraz beklettik” dedi.

Dedim “oha artık daha neler, atmayacak mısın yüzüne küfretti resmen?”.. Hakem dedi “yanılıyorsun”.. “O sadece bizi iyi niyetle uyarmak için öyle dedi.. Ama sana ‘oha’ dediğin için kart göstermek zorundayım. Al bakalım” dedi ve dayadı sarı kartı yüzüme.

Kartı cebine koyup yine kulağıma eğildi ve dedi ki, “ben aslında senin kazanmanı istiyorum!”.. “Hassi..” dedim. Bastı kırmızı kartı..

Zaten az adamdık. Ben de atılınca, hükmen yenildik. Rakip takım zaman kaybetmeden zaferi kutlamaya gitti. Bense sahada oturup bekledim bir süre..

Nasıl oldu? Nasıl oldu da, hakem hep bizim kazanmamızı istediğini söylediği halde, tüm düdükleri diğer takıma çaldı, tüm toleransı diğer takıma gösterdi? Durduk ofsayt oldu. Rakip ofsayttan attı, gol oldu. Onlar küfredince uyarı oldu, ben tepki verince terbiyesizlik oldu. Ben gol atınca faullü oldu, onlar adam sakatlayınca istemeden olmuş oldu. Ben formamı dışarı çıkardım suç oldu, rakip formayı çıkarınca ‘onun stili farklı’ oldu.

Sahada hep istenileni yaptım. Hakem koş dedi koştum, dur dedi durdum. Hani dilim varmıyor ama bir anlamda hakem dur dediğinde durup şike bile yaptım. Oysa rakip şikenin kralını en başından beri ayarlamış, her şeyin ucu bağlıydı.. İnanmak istemedim..

Ben Bizans’ta doğmuştum ve bu topraklarda hep aynı şikeli maç oynanıyordu. Biz kaybedenler olarak en başından beri bir tarafa ayrılmıştık. İşimiz şaşkınlıkla, kazananların nasıl kazandığını izlemekti. İşte yine kazanmışlardı ve kutlamak en çok onların hakkıydı..

Şikenin en büyüğünü yaptıkları halde yine de mutluydular. Bizim tarafta ise hüzün vardı.

Ne bileyim, biz de şike yaptık ama onu da saymadılar be annem!