Memleket genelindeki havaya bakınca; eğer komutanların istifasını demokratik bir gelişme olarak görüyorsanız “yandaş”… Hayır, tavır koymak haklarıdır diyorsanız “Ergenekoncu” oluyorsunuz. Her iki durumda da, koyu bir önyargının, bir cehalet tezahürünün, bir felsefi tasallutun baskısı altında yaşıyoruz.

Aslında birbirimize bunu yapmaya hiç hakkımız yok. Keşke kamplara ayrılma konusunda daha önce içine düştüğümüz hatalardan bir ders çıkarmış olsaydık diye düşünüyorum. İster siyasi bir sorun olsun, ister ekonomi, ister şike davası, her birinde ne yapıp edip iki ayrı düşünce kampına bölünmeyi başarıyoruz.

Burada altını çizmek istediğim mesele iki ayrı görüşe ayrılmak değil. Farklı görüşleri kamplaştırıyor olmak!

İsterseniz bir konuda on ayrı görüşe ayrılalım. Hatta bir milyon görüşe ayrılalım. Çok sesli rejimlerde çeşitli görüşlerin ortaya getirilmesi bir zenginliktir. Oysa bir ülkenin Başbakan’ı çıkıp “Bu sefer kriz teğet bile geçmeyecek” dediği zaman “haklıdır” diyenler yandaş, “hadi oradan” diyenler ise Ergenekoncu olmakla suçlanıyorsa, bu kadar hızlı karar verip etiket yapıştırıyorsak, orada bir sorun var demektir.

Aziz Yıldırım ve benzer sorumlular hakkında bir iddia ortaya atıldığı zaman; iddialara inanınca “F.Bahçe düşmanı” ilan ediliyorsunuz, aynı iddialar için “hadi oradan” deyince ise iyi bir F.Bahçeli oluyorsunuz. İşte felsefi tasallut dediğim de bu!

Kimse durup; “Üstün olan ne Aziz Yıldırım’dır, ne Fenerbahçedir. Üstün olan hukuktur” demiyor. Hem F.Bahçeliler, hem de sözde F.Bahçe düşmanları diye birbirine karşıt iki ayrı kamp yaratmayı başarıyoruz ancak malesef hukukun üstünlüğü kampında buluşamıyoruz.

Üstelik hukukun üstünlüğü, hukukun kesinliği anlamına da gelmiyor. İtiraz edersiniz, yeniden yargılama talep edersiniz, yeni deliller bulursunuz. Öyle olur ki, bir dava tamamen aksi yöne doğru bile gelişebilir. Yeter ki, tüm müdahaleler, hukukun içinde tanımlı olsun. Yeter ki vicdanlara ters düşmesin.

“Aşkımız” diye tabir ettiğimiz Fenerbahçe’ye o hukuk gelip dokunacak diye hukuku tu kaka ilan etmeye kalkmak, arkasına siyasi senaryolar eklemek,komplolar icat etmek hukuka zarar vermekten başka bir işe yaramıyor.

Komutan bombayı koltuğa bıraktı

Geçtiğimiz cuma akşamı, kuvvet komutanları ve Genelkurmay Başkanı istifa edince de hemen iki ayrı görüş kampından iki ayrı ses geldi. Nihayet, istifa eden Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in yaptığı iç yazışmada görüldü ki; istifa nedeni, çeşitli davalardan içeride tutuklu bulunan askerlerin durumu karşısında bir şey yapamıyor olmasıymış.

Şahsi bir görüş ve tasarruf olarak saygı duyarız. Herkes duymalı…

Ancak Işık Paşa, kendisinden sonra göreve gelecek paşanın koltuğuna öyle bir bomba bıraktı ki, bu bence istifalardan çok daha önemli bir gelişme. Çünkü ortaya koyduğu gerekçe, tüm silahlı kuvvetler mensuplarını ve en fazla da kendisinden sonra o göreve gelecek diğer Genelkurmay başkanlarını direkt olarak sorumluluk altında bırakacak, üstelik yazının başında sözünü ettiğimiz kamplar karşısında da çok zor duruma düşürebilecektir.

Yine de, sorumluluk sivillere düşüyor. Her anlamda toplumun vicdanını rahatlatacak, kimsenin siyasi hedefler için mağdur edilmediğini ve hukukun iyi işlediğini gösterecek nedenler ortaya konulmalı ve iyi anlatılmalıdır.