Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa sürecine bir de bu sevda üzerinden bakın: 

Aslında oğlan çok niyetli… Bakmayın arada bir dayılanıyor ama uysal koyun olacağı zamanı da iyi biliyor. İyi biliyor dediysek siz yine de onu uysal koyun zannetmeyin.

Oğlan açılacak. Bu kez kararlı… Açılmak istiyor, açılamıyor. Dilinin ucuna kadar geliyor ama bir türlü söyleyemiyor. Ana dilde deniyor olmuyor. Etnik dillere bakıyor, olmuyor. Kendi dili sivri, ille bir yerlere batıyor.

Oğlan açılacak. Kızı bir yerde görebilse belki de haykırarak anlatacak. İçini tam olarak açacak. Gel diyor ona, böyle fırsat bir daha gelmez diyor, kaçmasın diyor… I-ıh! Kız gelmiyor.

Oğlan açılacak. Kafaya koymuş bir kere, aşk dinler mi hikâye! Kıza mektup yazıyor. Geleyim size diyor, görüşelim baş başa. Hele bir kulak ver, söyleyeceklerim var sana… Oğlan açıldı, açılacak.

Kız nazlı. E kız dediğin nazlı olur ya, buyur edecek değil ya ilk günden. Mahallede neler derler sonra. İyisi mi, bu oğlanın biraz burnunu sürtmeli. Bakalım gerçekten mi açılacak, yoksa açacak ve sonra da kaçacak mı? Hem bu oğlan, mahalledeki meşhur köşkün sahipleriyle de akraba değil miydi? Kızın hafızasında daha dün gibi; köşke gül dikilecekti de, fidanlarını bahçeli bir evden alıp getirip dikivermişlerdi. Üstelik kendisine teklif beklerken olmuştu tüm bunlar ve o köşk için olup bitenler kızın çok gücüne gitmişti!

Oğlanın ailesi zengindi. Kız da gururluydu ama… Onun gibi bir kıza yapılacak iş miydi bu? Yıllar boyu bu mahallede herkesin gözü onda olmuştu. Ne hâkimler, ne savcılar, ne profesörler, ne mimarlar, istemişlerdi de varmamıştı. O bir deniz sevdalısıydı. Gitti deniz kenarlarına yerleşti. Artık tüm kıyılar onundu ve istediği zaman denize açılabilirdi.

Yıllardır bu oğlan ona bir kez bile bakmamıştı. Bırakın güzel bir söz duymayı, aksine arkasından öyle şeyler söylüyordu ki artık onun yüzünü bile görmek istemiyordu. Bu kadar kolay mıydı her şeyi bir anda unutmak? En son yeni eve taşındıklarında bir hayırlı olsuna gelmişti o kadar. O da görüşme sayılmazdı. Oysa eskiden ilişkileri böyle miydi? Bir ara oğlan çok dayılanıyor ve hatta herkese sataşıyor diye bunu mahalleye almıyorlardı da, yardımına bu kız yetişmişti. Herkesin gözü önünde ona arka çıkmış, kol-kanat germiş ve mahalleye sakince dönmesini sağlamıştı.

Kız oğlan için nice fedakârlıklar yapmıştı… Oğlanın çapkınlıkları dillere destandı. Bir keresinde, boğaza nazır bir palasta biriyle baş başa görüştü diye yıllarca konuşuldu. Denildi ki, o dönemde görüştüğüyle aralarında büyük aşk var. Büyük aşktan büyük beklentiler doğdu. Herkes arkası gelir diye bekledi; insanlar dedikodular, iftiralar ürettiler, iş mahkemeye kadar düştü.

Sonra anlaşıldı ki; birbirlerine olmasa bile, aynı renklere âşıktılar…

Bu kadar çok aşk söylentisi, kırık fındıklar… Bu kadar yaşanmışlık… Bu kadar acı-tatlı olay. Ne yalandı yaşananlar, ne de silip atmak kolay… Ve işte o gül kokan mektubu geldiğinde… Sanki bir şeyler yeniden başlayacakmış gibi, tıpkı daha öncesi hiç olmamış, zaman durmuş gibi…

Kız o mektubu elinden düşürmedi. Heyecanla okudu, tekrar, tekrar, tekrar… Uyumadı.

Ne cevap vermeliydi? Nasıl bir cevap?

Ve aldı kalemi eline:

“Deli oğlan! İnan bana, aradan geçen zamanda senden başka hiç kimseyi düşünmedim. Sen sanki hep var ama sanki hiç yok gibiydin! Seni belki de bu deliliğin yüzünden sevdim. Ve işte bir gün sen yine çıkageldin. Açalım dedin, açalım artık. Neyse açalım. Ve ben her gün açacaksın ümidiyle yanıp tutuşuyorum. Açacaksan aç artık…

Mektubunda demişsin ki, çok kısa sürede size gelerek muradımı anlatmak isterim. Ben de seni görmek isterim. Gel ve şenlendir ocağımızı. Ancak seni biliyorum, o kadar çok kızda gönlün var ki! Gel ama bu sefer babamlar da evde olsun. Onlar da yanımızda otursun. Ne konuşacaksan onların da görüp duyabileceği gibi konuş. Ve aç artık deli oğlan, aç!

Gönlündeki sevdayı aç artık. O bensem, al götür beni! Ama başkasıysa, o zaman yaşayamam.

Çünkü ben sana kara sevdalıyım. Ben sensiz var olmayı hiç düşünmedim ki…”

(Not: İpucu vereyim, oğlan Ak Parti.)