Adamın biri doktora geliyor. Nefes alacak damarı, kalbi, ciğer kalmamış. Doktor soruyor, “Sigara kullanıyor musunuz?” diye ve adam cevap veriyor “Günde 1,5 paket”… Doktor devam ediyor, “Alkol kullanma alışkanlığınız var mıdır?” ve adam cevap veriyor “Her akşam bir şişe doktor!”
*
Öğretmen öğrencisini kulağından yakalamış “Evladım neden bana yalan söyledin?” diye soruyor. Öğrenci, yalan söylediği halde hâlâ “yalan söylemedim hocam” diyor. Düpedüz yalan söylemeye devam ettiği için öğretmen daha da sinirleniyor ve kulağına asılıyor “Bak hâlâ yalan söylüyor!”
*
Fanatik bir taraftar, kapalı tribünden aşağıya doğru sarkarak ilk yarıda iki net pozisyonda golü atamayan santrfora doğru bağırıyor “Ulan şerefsiz, senin ben o ayağını …” diyor ve büyük bir sinirle eline aldığı kendi ayakkabısını aynı o santrfor gibi hedefi şaşırarak sallıyor. Santrfor, “Çok biliyorsan gel sen oyna” diye çıkışınca futbolcu arkadaşları onu soyunma odasına doğru çekmeye çalışıyor. Taraftar daha da öfkeleniyor, “Ulan şimdi ben senin… Gel ulan buraya!”
*
Yayanın biri tam yeşil ışık sönmek üzereyken yaya geçidine doğru koşarak adımını atar atmaz, arabanın biri hızla önünden geçiyor ve ölümle bir an burun buruna gelen yaya arkadan bağırıyor “… çocuğu! Ben senin taa …” Bir an duruyor giden arabanın arkasından bakarak. Bir saniye önce ölebileceğini idrak ediyor ve yeniden bağırıyor bir sonraki ışıklara ulaşmış aracın arkasından “Ulan senin gibi hayvanın Allah belasını versin!”
*
Genç bir kız arkadaşlarıyla gezmeden dönüyor. Arkadaş grubu içinde o hoşlandığı çocuk da var. Üstelik çocuk bugün vedalaşırken bir de eline bir not tutuşturmuş kimse görmeden. Kız, yolda eve gidene kadar açıp okuyamamış dolmuş çok kalabalık olduğu için. Evinde, sakin kafayla ve biraz da notta yazıyor olduğunu ümit ettiği güzel sözlerin, belki bir aşk itirafının da heyecanını tam yaşamak isteyerek. Eve gelir gelmez odasına girerek, üzerindeki montu ve kazağı çıkarıp attıktan sonra hemen çantasının ön gözüne yerleştirdiği, adeta gizlediği notu çıkarıyor. Okumak üzereyken annesi odaya giriyor ve “hadi kızım sofraya gel yemek hazır, babanı kızdırmadan otur hemen!” diyor. Kız kalkıyor korkusundan ve not yeniden çantanın aynı gözüne saklanıyor.
*
Hâkime dönüyor bütün gözler. Son duruşmada karar açıklaması bekleniyor; zanlı iki gencin bir kavga sırasında yaralanarak öldürülmesinden yargılanıyor ve suçu inkâr ediyor. Hâkim, savcıyı, avukatı ve tanıkları dinledikten sonra zanlının delil yetersizliğinden “beraat” ettiğini açıklıyor.
*
İnsan çok, hikâye çok…
Elbette çok düşündünüz, bu insanlar neyle yaşarlar diye…
Umut derler. Diyen ideolojiler var. Umut sattıkları içindir belki.
İdeolojiler olmasaydı; insanlara, insanların yaptıklarına, yaptıklarının sebeplerine, sebeplerin gerçeklik paylarına ve gerçeklerden arî hakikate bakabilseydiniz şöyle diyecektiniz:
İnsanlar egolarıyla (kendileriyle) yaşarlar.
Aslında başkalarıyla ilişkileri, kendilerini çoğaltma isteğidir.
Zerre kadar “insan gibi yaşamak” derdiniz olsaydı şunu da bilecektiniz:
İnsanlar, kendilerini çoğaltmak yerine “birbirlerini çoğaltsalardı” egolar savaşmayacaktı.
Bilenle, bilmeyen bir olur mu?