Entelektüelleri sevmediğimi daha önce yazmıştım sanırım. Bu “anlama” hastalarının genellikle “anladıkları” ile “yaptıkları” arasındaki farklar beni entelektüelliği sevme fikrinden her zaman uzaklaştırmıştır. Anlaşılan ile yapılan arasındaki farkı güzel ahlâkla kapatmaya ise bildiğiniz gibi “erdem” deniliyor.
Bir insan ne kadar bilgi sahibi olduğuna göre değil de ne kadar erdem sahibi olduğuna göre ölçülmeli. Çünkü bilgi sahipleri, bilgi hamallığı yapar. Çok bilir, çok konuşurlar. Konuştukça akılları da karışmaya başlayabilir zaman zaman.
Erdemliler ise bilgiyi taşımaz, onu kendi ahlâkına yardımcı bir unsur olarak kullanır. Bilgi onun ürünü değil hammeddesidir. Bir başka deyişle, “anlamak” ve “bilmek” bir sonuç değildir, bir sıfat değildir… Entelektüellerin bunu bir sıfat olarak almaları (kabul etmeleri) bile işin özünü ne kadar kaybettiklerini göstermesi açısından yeterlidir. Özde kim olduğunuz; ne yaptığınızdır…
Erdem, iradenin kontrolünde olduğu için; “insan, yaptıklarının ve yapmadıklarının toplamıdır” diyebiliriz.
Şimdi bu konuya nereden geldik diye soruyor olabilirsiniz…
Blogumda yer alan ve beni tanımlayan kısa yazıda “İnsanım. Herşeyin ortasındadır insan. İdeolojim yok, tek derdim hümanizm…” dediğimi okuyanlar görmüştür.
Hümanizm diye bir şey vardı hatırlar mısınız? Bana göre 21. yüzyılın mottosu olması gereken bir kavramdı. Hırslara kurban edilen bu kavramı entelektüellerin yaşatmadığına inanıyorum. Bana göre hümanizmin katili entelektüellerdir. Bunların kafa karışıklığının sebep olduğu değer kaymaları arasında, herşeyin ortasına “insanı” koyan bu anlayış da başka kavramlara yenilerek hayatımızdan silindi. Herşeyin ortasına gelip “başarı” diye bir kavram oturdu. Ticarette başarı, rekabette başarı, daha çok ölçümleme, daha çok rakam, daha çok rasyonellik ve akıldan uzak adeta ezberlenmiş bir pragmatizm. Entelektüeller işte bu kavramlara çok çalıştılar ve bunları getirip kaderin tam da merkezine yerleştirdiler.
Kader elbette bu kadar tek yönlü işleyecek bir süreç olmadığından, ortasına ne yerleştirirseniz yerleştirin kendi özüne dönmek üzere yapıyı zorlayacaktır. Ekonomik krizde herkesin dönüp Das Capital’i yeniden okumaya kalkması gibi, entelektüellerin ne dediğine bakmaksızın gözden geçirmeler artmalıdır. Herkes yeniden herşeyin özüne dönüp bakmalıdır.
İmparatorların bitmeyen savaşlarının, vergi baskılarının ardından gelen “özgürlük” hareketinin önüne kim geçebilmiş? Allah, kralların (zalimlerin) üzerine tek bir fert olarak peygamberlerini gönderdiği zaman ve onları zulmün karşısında galip getirdiği zaman bile ana mesaj olarak “benimle kullarım arasına kimse giremez” diyerek insanlık tarihinin en büyük “bireysellik” (individualizm) hareketinin altını bir kez daha çizmiştir.
Bireysellik, “herşeyi kendi namına tanımlamak” demektir. Burada oluşacak anlam dağınıklığını toplamak adına herşeyi toplum adına anlamaya ve anlamlandırmaya kalkan entelektüellerin işte bu nedenle kadere karşı da kafa kaldıran asiler ve çeteciler olduklarına inanıyorum.
İnsanların bugün toplumsal düzenin her yerinde gözle görülmeyen “sınıflara” hattâ kapitalizm denilen zeki sistemin içinde yer alan “paranın yettiği sınıfa dahil olmak” düzeni içinde yaşamak zorunda olması yine entelektüellerin yarattığı bir gerçekliktir.
Bilgi çağındaymışız! Güleyim bari… Dünya hiç bu kadar cahil olmamıştı!
İnsanda bilgi arayan entelektüelin sorduğu genel kültür sorularını geçiniz. Ancak bir gerizekâlı oturup genel kültür ezberler ve bununla övünür. Bilgi, insanı kendi gerçekliğine götürmek için gereklidir yalnızca ve sırf bu nedenden insan kendine dönmek, kendini tanımak zorundadır.
Kendini iyi hissetmek için değil. O da cahillerin işidir… Kendini sıkıştırmak, kendini zorlamak, kendini yormak, kendini kovalamak, kendini soymak, kendi çıplağıyla yüzyüze gelmektir işin özüne giden yolun adımları… Kendi zayıflığını bilmeyen ve kabul etmeyen, başka hiçbir şey için “biliyorum” diyemez. Dememelidir. Kendini görmeyen, hiçbir şeyi göremez.
İnsanlara “insan olmak” hakkını tanımadığımız için insan olmaktan çıktılar. Şimdi herkes bir yerde yalan konuşuyor, dedikodu yapıyor, şiddet uyguluyor, saldırıyor, hakka tecavüz ediyor, giderek herşeyden daha fazla korkuyor, artan kalabalıklarda daha yalnızlaşıyor, karamsarlığa kapılıyor, mutluluğu bulamıyor ve bu yüzden kendini daha fazla oyalayıp uyutuyor…
İnsanı insan olmaktan uzaklaştırdık. Şimdi insanlara bir nefes lazım. Bunu da entellektüeller vermeyecek. Cahiller geldi ve hamallar öldü. Şimdi insanlık işçilerinin, tavır ustalarının, sevgi sanatçılarının devri başlıyor… Şiddetin tam da ortasında hümanizm yeşerecek.
Anladın mı entelektüel? Baştan anlatayım mı?