Çözümü buldum! İstanbul sorunlarından nasıl kurtulur buldum. Okuduğunuz zaman kesinlikle “bu kadar mı basit bir çözüm olabilir, ben nasıl düşünemedim” diyeceksiniz. Zekanızdan şüphe edeceksiniz demiyorum ama kısa bir şaşkınlık yaşayacak, ortaokul ve lise yıllarında kaçırdığınız dersleri şöyle bir gözünüzün önüne getirip durumunuzu sorgulayacaksınız.

Ortalama bir Avrupa Birliği ülkesinin sahip olduğu nüfustan fazlasına sahip olan, üzerinde 13 milyon insanın yaşadığı, geçmişi 10 bin yıl öncesine uzanan, imparatorların rüyalarını süslemiş bu büyülü kentin tüm yaşamsal sorunları benim çözüm planıma göre 4 yılda düzelebilir. Elbette bazı desteklerin sağlanmasıyla bu süre daha da kısalabilir. Örneğin 2,5 yıla inebilir.

Bulduğum basit ve daha önce kimsenin aklına gelmeyen, uygulanırsa çözüm olacağına garanti verebileceğim yöntem şöyle işleyecek:

Planın başlangıçta 4 yürütücüsü olacak. Bunlar; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş.

İstanbul Tarabya’da Cumhurbaşkanlığı’na ait bir Huber Köşkü var. Cumhurbaşkanı İstanbul’a gelince buraya geçer, burada kalır, işlerini ve görüşmelerini burada yapar. Başbakan İstanbul’a geldiğinde ise işleri ve görüşmeleri için Dolmabahçe Sarayı’nın yanındaki ofisini tercih ediyor. Tam olarak yerini bilmiyorum ama Üsküdar tarafında da bir sitede evi olduğunu sanıyorum. Bu yönde trafiğin o kadar çok kapatıldığına tanık olduk ki, evin yerini de bu vesileyle öğrendik.

Vali’nin evinin Valikonağı’nda olduğunu bilmeyen yok. Semt bile adını bu evden alıyor. Topbaş ise Florya’da oturuyor. Bu isimlerin bir de ortak özellikleri var. Bu yetkililer, bir yerden bir yere gidecekleri zaman yollar trafiğe kapatılıyor, ofislerinden çıkıp evlerine, evlerinden çıkıp ofise, bunun dışında da beş yıldızlı yerlere davetlere gidiyorlar. Bu isimlerin gittiği yollar mutlaka bir onarımdan geçiyor, asfaltı düzeltiliyor, kaldırımları yapılıyor, aydınlatmaları tamir ediliyor, ışıl ışıl hale getiriliyor, etrafına çiçekler, laleler dikiliyor, hazır çimenler seriliyor, yolların bir sağına bir de soluna ve güzergâhtaki tüm üst geçitlere ve kavşaklara birer polis yerleştiriliyor.

Bir adrese gidecekleri zaman oraya kendilerinden önce onların adına yetkili başka isimler gidip o adreste ne eksik, nelerin düzeltilmesi gerekli diye bakıp tedbirleri alıyorlar. Böylece bu yetkili isimler gezdikçe herşey gözlerine o kadar güzel gözüküyor ki, gittikleri yerde halka seslenmek üzere mikrofonu ellerine aldıklarında memleketin ne kadar iyi durumda olduğunu, büyümekle, gelişmekle filan kalmayıp üstüne bir de muasır medeniyetlerin seviyesini de geçtiğimizi filan bir güzel anlatıyorlar.

Ben de işte bu gerçekten yola çıkıyorum.

İstanbul’da 782 mahalle var. Bu isimler yılın 2 haftasını kendi evlerinde geçirmek kaydıyla (biri yılbaşı haftası, diğeri de kurban bayramı olabilir) kalan 50 haftada düzenli olarak bir kaç gün İstanbul’un bir mahallesinde konuk olsunlar. Dört yetkili isim haftada bir mahalleye takılsa bu, yılda 200 mahalle elden geçer anlamına geliyor. Her hafta 4 mahallede asfalt dökülür, kaldırım yapılır, yollar açılır, aydınlatmalar yenilenir ve en önemlisi açık tutulur, etrafta peyzaj yapılır, çiçek dikilir, çimen serilir, yollara şerit çizgileri çizilir, gerekli yerlere üst geçit veya yaya geçidi yapılır, kanalizasyon sistemi yenilenmek zorunda kalır, mahalledeki kaçak yapılar ya yıkılır ya da tapu verilerek kayıt altına alınır, etrafta polis olur, polisler etrafta olduğu için kapkaç azalır, şiddet azalır, mekruh binalar elden geçirilir, tabela kirliliği ortadan kaldırılır, trafikte kavga ve tehdit sona erer, kabadayılar efendileşir, sosyalleşir, ilçe belediye başkanı ve muhtar filan da sokakta daha fazla gezmek ve sorunlarla ilgilenmek zorunda kalır, çöpler muntazam toplanır, oraya buraya çöp dökülemez, mahallenin suyu akar, suyu kirliyse su temizlenir, elektiriği sık sık kesiliyorsa hemen trafoya bakım yapılır, kapasitesi yükseltilir kesintiler biter, otopark yoksa hemen otopark yapılır veya mevcut otopark iyileştirilir, semt pazarına hormonlu sebze gelmez.

Hatta bu yetkililer o hafta yerleştikleri mahalleye bir de toplu taşıma aracıyla gitmeye kalksalar, yemin ediyorum otobüs, metrobüs ve minibüslerde vatandaşın ayakta gitme dönemi sona erer, her yere ek otobüs seferleri konur, toplu taşımanın gitmediği mahalle kalmaz, kaçak çalışan araç ve şöförler yakalanır, araçlar temizlenir, toplu taşıma araçlarında yazın klimalar, kışın da ısıtma adam gibi çalıştırılır, seferler saatinde yapılır, gecikme olmaz, vatandaş rahat seyahat eder…

Bu plan uygulansın, Dudullu’ya deniz otobüsü, Beykoz’a tren seferleri başlar!

Haftada 4 mahalleden, İstanbul’un tamamı 4 yılda çiçek gibi olur. Hele de bu isimleri bir hafta depreme karşı dayanıklı olmayan bir apartmanda yatırın, İstanbul’daki çürük yapıların sorunu da çözülür. Türkiye’yi olmasa da İstanbul’u kesinlikle AB’ye alırlar böyle bir durumda!

Eskiler “hafıza-i beşer nisyan ile malûldür” der. Yani, insan hafızası unutmak gibi bir eksikliğe, kusura sahiptir. Bence insanın kendisi unutsa da, nazik kâidesi geçmişini unutmamalı.

Fakat kâidemiz o kadar nazik yaratılmıştır ki, daha rahat bir yere oturdu mu hemen oraya alışır.

Kurtuluşumuzun kâidesi de işte bu nisyana isyan olabilir.