Havalar bir öyle, bir böyle… E men de dakka dukka… Üç aşağı, beş yukarı… Bugün dünümüzden neyimiz farklı?

İnsan düşünen hayvandır. İnsan konuşan hayvandır. İnsan temelinde bir hayvan mıdır? Hayvangillerden iki ayaklı, tek kafalı, kimi kafasız, eşli üreyen ama üşenmeden üreyen, kimi zaman da sesli düşünen bir hayvan olarak insan, nasıl ve ne zaman gerçekten bir insandır?

İnsan insansa, insanoğlu kimdir? Kimlerden gelmektedir? Maymundan gelse bir türlü, başka türden gelse başka türlü. Türlü türlü işler, insanın aklı ermez. Genetik mucize eseri insan, çoğalıp insanın oğlu haline geldikçe temel niteliklerinden kaybetmekte midir? Doğada birleşen ve hareket eden her eleman, yeni bir şekle dönerken kendinden kaybeder. Hal böyle iken spermle yumurta birleşir de kendinden bir fazlasını ortaya getirirken, kendinden neyi eksiltmektedir? Fizik kuralı olarak diyebilir miyiz ki; insanoğlu mutlak noksandır.

Noksanlardan gelmektedir o halde insanın kökleri. Mutlaka bir yerde noksandır ki, azalarak devam etmektedir. E diyebiliriz ki; her yeni bireyi doğdukça sayıları artan ama niteliği tükenen bir tür olarak çoğalmaktadır, insanoğlu. Kimi düşünmekten üremeye, kimi ise üremeye kafayı takmaktan düşünmeye vakit bulamaz. Vakit dediğin nedir peki?

Vakit nakit midir? Bir bankayı arayıp yarın tüm gün eve kapanacağım ve bir şey yapmayacağım desem o vakti nakit olarak hesabıma yatırırlar mı? Ya o banka hesabımdaki tüm nakti günüme ek olarak yatırıp süreyi uzatabiliyor mu? Bu vakit nakittir söylemini, şerefsiz bir kapitalist çıkarıp dilimize, damağımıza ve dimağımıza kakmış olmasın sakın!

Vakit dediğin de dünyanın kendi etrafından dönüşünü törenlerle 24 eşit dilime ayırmaksa ve bunlar bize sormadan birbiri ardından seri olarak akarak sürekli bir hareketi oluşturuyorsa, insan zamana yenilir diyelim de kısa olsun. İnsan zamanı alt edemez. Zamanla bir olabilir mi, mutlaka. İstenirse neler olmaz ki? Guguk kuşunu yok edemedikten sonra bir şeyi istemenin ne anlamı vardır o da ayrı bir sorun. Guguk kuşunun işi, saat başıdır ötüşü. Öter ki saatin başını kaçırmayasın. Başı kaçtı mı, kıçını da toplamak zor olur. Guguk kuşunun saat başı ötüşü, bir önceki saatin kıçını da çok az farkla kaçırdığın andır vesselam.

Guguklayan kuş guguklayışından bir haz alıyor olabilir. Her bir ötüşü, geçen dilimin kıçını kaçırdın, sana yeni bir sayfa açıyorum bari burada kendini toparla gibi bir mesaj olabilir. Guguk kuşu, guguklamasından anlaşılmayacağı gibi; guguklarken bir ömür bağlı olduğu akrep ve yelkovan kod adlı zaman işaretleyicilerine ayaktan prangalı olduğuna yanıyor, yandıkça küfrü basıyor da olabilir.

Her bir guguk, özgürlüğünü kaybettiğini vurgulayan yelkovan tepeye yükseldiğinde yüreğini dağlayan bir hançer gibi saatin kalbinden dışarı fırlamaktadır. Zamana bağlı ve bağımlı insanoğlu da, her saat başında ve kıçında prangalarından kurtulmak için dışarı fırlamak ister de kendini atar ama ne kapı açılır, ne de ağzından bir guguk çıkar.

Guguk kuşunun kafesidir zaman.

Konuşan ama guguklayamayan hayvan olarak insan zamana mahkumdur ve öyle kalacaktır.

Bir öyle bir böyleliğine inat bu hayatın, al sana kaç mutlak çıkardık ne olduğu net olmayandan. Mutlakların mutlaklığı mutlak olduğundan, kaderdir de mutlak. Kaderse, değişmez. Zamana mahkumdur ve zamana karşı kaybedip sahneden iner, niye çıktığını bile henüz tam anlayamadan insan…

O şerefsiz kapitalist demiş ki, tak saati koluna, herkes kendi yoluna. Koluna taktığın saat kadar içindesindir bu balçığın. Saati koluna takmasan aklına takarsın ya, bir disiplin yalanı çevrelemiştir etrafını o saatin. Dünyanın kendi etrafında bir tam dönüşünü eşit parçalara bölüp bunun her birinde ne yapman gerektiğine karar verip önüne koyarlar da, uymazsan uymuyor diye damgalar saatin kıçına tıkarlar adamı… Yargılamak ne tatlı bir hazdır.

İşte dünyanın kendi etrafında bir tur dönüşünden bu zulmü çıkarabilen bu düşünen hayvan, kendi etrafında bir kez dönmeye bile vakit bulamayıp, kendini göremeden yaşar gider zamanla. Konuşan bir hayvan da olduğu için, konuşmasını zamana yayarak aynı zamanda söylenen bir hayvan haline de geliverir de, söylenerek zamanı doldurur. Söylence kulağa ne tatlı gelir.

Zamanı iyi yaşamak da denilen, kimi zaman sadece zamanı yaşamak denilen bu çağdaş düşünce hastalığının da paradoksu işte böyledir. Zaman insanı öldürür. Kendini var etmek için zamana eş olmak zorundadır ya insan, onu bölmeden, parçalamadan yapması gerekir. İnsan kardeşini önce 24 parçaya, sonra 30 parçaya, yetinmeyip bir de 365 parçaya böler mi? Vahşete bak!

Zaman birdir. İnsanlar da birdir. Kader de birdir. Düşünen ve konuşan ama genellikle düşünmeyen ve aynı zamanda da düşünmeden konuşan hayvanlar olarak, birden çok gibi görürsünüz, kendinizi ve realitelerinizi gerçek sanarak.

Haydi birbirinizden üstün olma yarışınıza çomak sokmayayım daha fazla. Nereden baksanız bu yazıyı okumak bile ciddi bir zaman kaybı işte! Düşünemedim, öyleyse hayvanım.