Beşiktaş hakkında yazsam diyorum; seçim yaklaşıyor, sevdiğim takımda entrikalar dönüyor ama yazamıyorum. Aklımda Haiti…

Gazetelerde, internette, televizyonlarda şehit haberi ve bilmem kaç kişinin ölümüyle sonuçlanan trafik kazalarını görmekten içimiz tükendi ama ülkede bunların önüne geçmek için tek bir sivil kampanya bile yok; onu yazayım diyorum yazamıyorum. Aklımda Haiti…

Sadece sorunları mı yazacağız, hayatın keyifli anları yok mu diyorum yazamıyorum.

Aklımda Haiti…

Tam da sokağın ortasında kendi kendime bir şeye sinirlendiğimde kafamı hırsla çevirip göz göze gelmiyor muyum o körle veya topalla. Bu bir tesadüf mü, her seferinde? Beni takip etmiyor ya bunlar… Var mutlaka bir hikmeti.

70’li yıllarda Sony Walkmen ile başlayan ve bugün aypodgillerle devam eden “insanı kendi içine kapatma” modası hakkında yazmak ve böylece insanın yalnızlaştıkça paranoyaklaşan veya tipine göre toplumdan kaçtıkça adileşen ve adileştikçe toplumla bütünleşen ama bir yandan modernize olma sürecinden geri kalmayan kimi cahil, kimi entel takımı hakkında yazsam diyorum. Acaba çok felsefi bir yazı mı olur diyorum ama felsefeden sadece aptallar korkar! Yazarım, hem de çok sıkı yazarım… Yazamıyorum.

İşte bak nasıl da binaların altında insanlar! Binaların altında kalmak kadar basitse bu perdenin sonu, o binalar kadar yüksek gururlarımıza yatırım yapmanın ne anlamı var? Gurur sandığımız, tam da o şeytanın kendisi olmasın sakın. Çünkü her öfkemde karşıma çıkan o kör gibi, her gurur duyduğumda kafamı çevirip de o şeytanla göz göze gelişim yok mu?

Aklımda Haiti…

Başkanlık Sarayı, BM binası ve Dünya Bankası binası çökmüş. Dünyanın zenginlikleri… Ah şu dünyanın zenginlikleri… Sözüm ona seferber oldular açlığa ve kıtlığa, fakirliğe ve yokluğa, salgın hastalıklara karşı da… Hani nerede o zenginliklerin el değiştirmesiyle refaha eren yerler? Saraya bakarsan tıpkı Beyaz Saray modelinde inşa edilmiş, inci gibi beyaz duvarları ve incecik sütunları.

Aklıma Kur’an-ı Kerim’de zalimlerin başına geçirilen kendi saraylarından bahsedilmesi geliyor. Diyor ki; “halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!” (Hac Suresi 45)

Haiti kimlerin günahlarının acısını çekiyor? Hanginiz bu sondur, bundan sonra kimsenin başına böylesi gelmez diyebiliyor?

Ah işte insan nasıl da kendi egosunun altında kalıyor! Üstelik enkazdan çıkaran da yok…

Bir el, bir ele uzanana kadar asırlar geçiyor.

Zenginlikler kimin elinde. Kimlerin elinde duruyor bu kaynaklar.

O Haitili insanlar, kendi evlerinin duvarının altında kaldığında akşam rahat uyuyanlar işte sizin inşa ettiğiniz duvarlar onlar… Kendi sofrasını toklar için donatanlar, o duvarlar sizin eseriniz!

Her bir varlık sahibi… Yoklukta olanlara uzatmadınız elinizi…

O insanların üzerine yıkılan duvarları siz inşa ettiniz!

Kıyametin en büyük inşaatçısı o insan; zalim, egoist, kendini beğenmiş…

Yazmak gelmiyor içimden. Böyle bir insanlık için ne diyebilirim?

Çok kızıyorum, öfkeleniyorum, her döndüğümde yine o körle göz göze geliyorum.

Sadece uyananlarla dertleşirim belki diyorum. Uyananlarla…

Kör, sağır, topal da olsa, neden bahsettiğimi onlar anlıyor!

Hepimize Allah rahatlık versin.