“Yok artık” diye söylendiğimi hatırlıyorum kendi kendime. Zaten tek başımayım ve yolun tam köşesinde durmuş yaya geçidine bakıyorum. Arabalara yeşil yanıyor ama bir siyah Mercedes dakikalardır orada öyle bekliyor. Bir kişi, iki kişi, üç kişi derken, kaldırımın gerilerinden biri yaklaşıyor, onu da bekliyor. İşte o an söylenmişim:
“Yok artık!”
Yurtdışına ilk çıkışımdı. Çocukluğumdan beri en çok görmek istediğim iki yerden birine gelmiştim: Viyana’ya.. Havaalanından metroya binip şehir merkezine geldiğimde ilk işim uzun bir caddenin kaldırımından yavaş yavaş yürüyerek etrafın dokusunu içime sindirmek olmuştu. Bu tarihi kentin müzelerini ve turistik noktalarını pek de merak etmiyordum. Tüm derdim bir Viyanalı gibi bir on gün geçirmekti.
Kärntner caddesinde sağa sola baka baka o kavşağa gelmişim. Avrupa’nın sayılı başkentlerinden biri ve günlerden Perşembe olduğu halde ülkede sayım var gibi boş ve sessiz ortalık.. Doğma büyüme İstanbullu biri olarak zaten bir kültür şoku içindeyim.. O da yetmezmiş gibi, kendisine yeşil yanmasına rağmen yaya geçidinde kaldırımın gerilerinden hızla yürüyerek gelen şahsı bekleyen Mercedes’i görünce meğer ağzım açık kalmış.
Bunu niye hatırladım?
Ramazan ayını geride bırakmanın bir hediyesi olarak, bayram kutladık. Adı da, “mübarek bayram”.. Kelime anlamı, “kutlu, kutsal, uğurlu” demek. Uğurundan olsa gerek, bayramda akrabaları görelim, bir hal-hatır soralım, bir sevaba girelim diyerek yollara çıkmamızla tam 175 kişi öldü, 750’den fazla yaralı var!
Ne kutsallığı kaldı, ne uğuru..
Canına okuduk.. Canımıza okuduk..
13 asker şehit oldu, yas tutalım tartışmasına girdik. Düşünebiliyor musunuz, onun tam 13 katından fazla ölen, 60 katı da yaralanan var. Yas tutan var mı?
Olmaz. Çünkü trafikte pislik yapmak ve kurallara uymamak hepimizin ortak ideolojisi oldu. Asker şehit verince, ona ateş açan teröre karşı hepimiz lanet ediyoruz ve 13 şehit kalplerimizi dağlıyor. Oysa trafikte olup bitenlere karşı bir ideolojimiz yok. Kazalara karışanlar ister hatalı sollama yapmış olsun, ister aşırı hız, aynısını hepimiz yaptığımız için 175 ölü ve 750 yaralı karşısında tek tepkimiz oluyor, o da “Allah korusun” demek.. Malı biliyoruz çünkü..
Kadınlar ölüyor. Tepkimiz yok. Gençler uyuşturucudan ölüyor. Tepkimiz yok. Yollar kan gölü. Tepkimiz yok.
Bir de kolayını bulduk, “trafik canavarı” diye. Biz değiliz yani, canavarın işi!
Enflasyonu da canavar olarak gördüğümüz yıllarda hatırlarsanız ekonomiyi toparlamak mümkün olmamıştı. Çünkü enflasyon ekonomisi yaratmıştık. Yeni normalimiz olmuştu!
Trafikteki rezalet de öyle. Yeni normalimiz artık. Yeşil yanar yanmaz kornaya basmaktan başlıyor, sokak ortasında insanların arabadan inip birbirini öldürmesine kadar uzanıyor.
Bu konuda sorumluluk alan tek bir yetkili yok. Bu bayramda bin kişi, gelecek bayramda da bin kişi. Sadece iki bayramda 2 bin insanımız ya ölüyor ya da sakat kalıyor. Beş yılda 10 bin insan, 20 yılda yaklaşık 50 bin insan demek bu..
Ben PKK’nın yerinde olsam dağdan iner, bir minibüs hattına veya toplu taşıma işine girerim. Hem vergi ödeyerek normalleşirim, hem de ülkeye en büyük zararı veririm!